1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Sınıf ve sınıflar üzerine...
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Sınıf ve sınıflar üzerine...

A+A-

Bir okuyucumuz yanıldığımız bir noktayı işaret ediyorlar... Lakin, sınıf konusunda yorumlarımız arasında farklılık bulunmasa da, bir ihtimal başkaları tarafından yanlış değerlendirmeye konu olabilir düşüncesiyle, açarak ve de sembolize ederek, bir kez daha dedik...

İslam toplumlarında da sınıfsızlık esastır. Allah’ın huzurunda niyet edilip bir de tekbir getirildi miydi, meslekleriyle yaş ve kemal anlamında hayat kıdemleri bakımından farklı basamaklardaki cümle müminler, aşure kazanındaki bakliyatın pozisyonunu alırlardı, imamefendinin arkasında...

Bizim deyişimiz buydu ...

Kardeşimiz de, diyorlar ki,

Sınıf farklılıkları Kur’an-ı Kerim’de dahi birçok noktada açıkça belirtilmiştir. Sosyal ekonomik sınıf farkları inkar edilmez bir gerçek. İslam’daki durum ise, hangi sınıfta ve kim olursa olsun, Allah karşısında eşit oldukları anlayışıdır. Bu sınıfsızlık değil, Allah indindeki değerlendirmede sınıf kriteri olmadığını gösterir... İslam’a atıfla verdiğiniz hatalı yorumu düzeltirim...

Şu noktayı öncelikle belirtelim. Sınıf farkının ya da farklılığının fıtrattan gelişi doğrudur... Korporatif anlamda da bu gerçek çok net... Mesela eski Ahi Evran kültüründe sınıf atlama imtihanla olurmuş. Kazananın pabucu ustalık belgesi olarak eline verilirken, kaybedenin yaptığı pabuç dama atılırmış... Ayrıca avam ve havas olarak sınıfların mevcudiyetini kimseler inkar edemiyor. Seyfiye’ler, mülkiye’ler ve ilim irfan sahibi sarıklılar gibi hepsi ayrı ayrı birer sınıfı temsil ediyorlar... Servet sahipliği bakımından da insanlar, müminler katman katman, amma asabiyyetsiz...

Bizim sınıfsızlık dediğimiz de bu asabiyyetsiz sınıflı yapı... Asabiyyetsiz kitleler, kalabalıklar, cemaatlar olarak imam efendinin ardında aşure kazanındaki bakla fasulya ve kuru kayısı misali birbirleriyle halvet oluyorlar...

Efendimiz Rasulullah (SAS), bu halvet halini ‘bir tarağın dişleri’ misali sıralanışıyla ifade buyuruyorlar...

Sibel Eraslan’ın isyanları da aşuresizliğe... Her bir sınıf kendi kazanını kendi özel kamusal alanında kaynatıyor ve her kaynayan kazan da tek gözlü... Kuşkonmazlı siyah havyar... Bir diğer kazanda da, beyaz şaraba yatırılmış bonfile, üzerinde hindistancevizli İspanyol ketçabı... Ve daha ne herzeler...

Sınıflararası yatay ve dikey geçişlerin önlenmesi amacıyla aralarına çekilen yüksek yüksek duvarlar ve kazılan derin derin hendekler...

O yüksek yüksek duvarlı özel sitelere yerleşmeler yok mu, Müslümanın Müslümana selam sabahını kestirirken, sahip oldukları karılarının sayısını ikiletmede de birbirlerini şuursuz bir yarışa zorluyor...

Bakınız Sibel Hanım neler yazıyor,

‘Eskiden hiç olmazsa mütedeyyin kesimin arasında gözükmez, göze batmazdı bu sınıfsal fark. Sosyal ayırım... Amma artık dini inancı, kültürel kimliği ne olursa olsun, insanın var olduğu hemen her yerde çok daha çarpıcı şekilde görebilmek mümkün bunu... Şehrin konut ve yerleşim algısından, mimari anlayışından alışveriş mekanlarına, eğlence ve spor merkezlerine, müdavimi olunan camilere, hatta sanat ve spor merkezlerine kadar ciddi bir ayrışma var. Ortak inanç, sanat zevki, ortak merak, ortak mesleki tecrübe gibi şeyler değil insan öbeklerini bir araya getiren... Herkes parası kadar katılıyor hayata... Para, yaşama standardının tek ölçüsü’...

Buradaki ortak kamusal özel alan ile kökten asabiyetçilerin kamusal özel alanları arasındaki tek fark, bunların beyaz şarabı şimdilik tadmamış olmaları...

¥

A benim can kardeşim...

Allah indindeki değerlendirmede sınıf kriterinin olmaması, sınıfsızlığı gösterir, doğrudur ve daha da doğrusu edeb’i...

Edeb gidince onun yerinde kalın çizgilerle araları ayrılmış sınıflar ya da farklılıklar ortaya çıkıyor. Ayırım denilen de bu olsa gerek. Köylü vardır, paşalar vardır, ekonomi alanında usta, çırak ve kalfa katmanları vardır, sarıklısı gibi çarıklısı da vardır ve bunların hepsi bir diğerinden farklıdır...

Farklıdır amma birbirlerine karşı edebli olduklarından, sınıf gerçeği ortada yoktur...

Gel velakin şimdi bunlar yine de vardır var olmasına da, aralarında da yüksek yüksek duvarlar, hicab perdesi yerine kaim olsun için...

Fransız sermayesi Sabancı ortaklığı önümüzdeki yıl 100 tane daha büyük mağaza açacakmış. Şirket tarafından yapılan açıklamada şehir merkezlerine yakın alanlarda yani merkezin içlerindeki mahallere dalış stratejisi uygulanacağı belirtiliyor... Üç gün önce Şişli’de açılan mağazasının kurdelesini de Şişli Belediye Reisi kesmiş...

Yarın Bursa’nın iç kesimlerinde açıldığında bölge esnaf ve sanatkarların temsilcisi Arif Tak ile umum Türkiye bakkallar ve manavlarla kahveci ve büfeci esnafının resmi temsilcisi Bendevi Palandöken beyefendinin eline makası tuttururlar...

Sınıflı toplum, edepsiz toplumdur... Bakalım çevremize, nerede edeb, haya ve terbiye?.. Hele hele reklam dünyasında...

Haydin bakkallar, market çıraklığına...

Faks: 0212 632 83 06

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum