1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Şimdi bunun adı 'hukuk devleti' mi?
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Şimdi bunun adı 'hukuk devleti' mi?

A+A-

“Yargıya müdahale” diyor gazete haberi. Haber şöyle devam ediyor: “HSYK, Ergenekon ve KCK savcılarını değiştirmekte direniyor.” Haber, “İddialara göre” diyerek devam ediyor.

Haberde yeni bir “haber” yok; dillerden günlerdir düşmeyen HSYK toplantılarında olup bitenle ilgili.

HSYK'nın “yüksek yargı kökenli üyeleri”, ısrarla, Ergenekon, KTC ve faili meçhullerle ilgili dosyalara bakan yargı mensuplarını görevden almaya uğraşıyormuş. Ama bir türlü başaramıyor, çünkü karşısında “Yürütme” varmış.

Şimdi siz karar verin: Bu ve benzer haberlerin-yorumların işaret ettiği “Yargı-Yürütme” kavgasının yaşandığı bir devletin anayasasında “hukuk devleti” yazması yerinde midir?

Bana göre uzaktan yakından ilgisi yok...

Hatırlıyorsunuzdur; 82 Anayasası'nın Başlangıç bölümünde “kuvvetler ayrımı”na ilişkin şu -gerçekten- “matrak” ifade yer almaktadır:

“Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu....”

Sizi bilmem ama ben ne zaman bu -aşırı- komik ikazla karşılaşsam gülümserim. Benzeri olmayan bir “ikaz”dır bu herhalde. Düşünebiliyor musunuz; anayasa yazıcı “medeni bir iş bölümü” öngörüyor! Sanırsınız ki, iki bin yıllık “kuvvetler kavgası”nı değil de, “eşler” arasında “medeni” bir biçimde sürdürülmesi gerektiği hatırlatılan bir ortak yaşamdan söz ediyoruz...

“Medeni” mi diyordun, al sana HSYK'da şu kadar gündür devam eden “medeni bir işbölümü”! Meşhur MGK toplantısını hatırlayarak söyleyecek olursak, tarafların birbirlerine Adalet Bakanlığı çıkışlı ve “korsan” tabir edilen kararnameleri fırlatmalarının eşiğindeyiz sanki...

Ne yaparsınız, bu işler böyledir işte... Her kurum YÖK gibi değil ki, kompozisyonunu değiştirdikten sonra “katsayılar”la canınızın istediği gibi oynayabilesiniz.

Karşınızda 12 Eylül Anayasası'nın 159. maddesinde tarif edilmiş tuhaf mı tuhaf bir “Kurul” var.

İsterseniz, söz konuyu maddenin bizi bugün ilgilendiren bölümünü bir kere daha hatırlayalım:

“Kurulun Başkanı, Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulunun, iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından, her üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilirler. Kurul, seçimle gelen asıl üyeleri arasından bir başkanvekili seçer.”

Düşünebiliyor muyuz; bakanı ve müşteşarını saymazsak, sadece 5 yargı mensubu... Ve bu 5 kişi, “Yürütme”den 2 kişi ile bir araya gelip ülkenin hakim ve savcıların bütün özlük işleriyle ilgili kararları verme yetkisine sahip. “İtiraz” hakkı tabii ki var, ama bu hak itiraz etmekten ibaret! Kararın nedenini niçinini öğrenmek mümkün değil, öyle işte...

İsterseniz şimdi bir ara verip, HSYK toplantılarına arka kapıdan girip ön kapıdan çıkan Adalet Bakanı'nın şahsında ülkenin hükümetine, siyasi iktidarına bir hususu hatırlatayım:

”Anayasa” üzerine düşünmek ve gerekli değişiklikleri yapmak böyle günler içindir. Siz eğer, önünüzdeki Anayasa ile durumu idare etmek gibi bir yanılgıyı âdet haline getirmişseniz, yani bir Anayasa değişikliğinin niçin hayati olduğuna samimi ve ciddi biçimde inanmamışsanız “arka kapıdan girip ön kapıdan çıkmak” kaçınılmazdır.

Üstelik önünüzde, bugün Yargı'dan 5, Yürütme'den 2 üye ile yatıp kalkan HSYK'yı bir zamanlar (ve bugün) bugünküyle kıyaslanmayacak derece iyi tarif etmiş örnekler dururken.

Bakın 1961 Anayasası'nın bugünün HSYK yerine kurduğu “Yüksek Hâkimler Kurulu”nun kompozisyonuna:

”MADDE 143.- (Özgün hali) Yüksek Hâkimler Kurulu, onsekiz asıl ve beş yedek üyeden kuruludur. Bu üyelerden altısı Yargıtay genel kurulunca, altısı birinci sınıfa ayrılmış hâkimlerce ve kendi aralarından gizli oyla seçilir. Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu, yüksek mahkemelerde hâkimlik etmiş veya bunlara üye olma şartlarını kazanmış kimseler arasından gizli oyla ve üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile üçer üye seçerler. Bu usûlle Yargıtay genel kurulunca iki, birinci sınıfa ayrılmış hâkimler ile Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu tarafından birer yedek üye seçilir.”

Nasıl buldunuz, çok daha akla yatkın değil mi?

Bu kurulun 1971'de tıraşlanmış halini de hatırlatalım istersiniz:

”MADDE 143.- (Değişik : 20/9/1971 - 1488 S. Kanun/md. 1 )

Yüksek Hâkimler Kurulu, onbir asıl ve üç yedek üyeden kurulur. Üyeler, Yargıtay Genel Kurulunca, kendi üyeleri arasından ve üye tamsayısının saIt çoğunluğu ile gizli oyla seçilir.”

Görüyorsunuz muhakkak; nereye doğru yol alındığını görüyorsunuz...

İsterseniz şimdi de, etrafında epeyce fırtınalar koparıldıktan sonra rafa kaldırılan, Prof. Özbudun başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanan “sivil anayasa taslağı”nın bir hukuk devletinde son derece önemli bir role sahip olan HSKY'yi nasıl tasarladığına bakalım:

“Madde 109- (1) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu onyedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar arasından üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oy ile beş asıl ve bir yedek üye seçer. Üç asıl ve bir yedek üye Yargıtay Genel Kurulunca, iki asıl ve bir yedek üye Danıştay Genel Kurulunca; dört asıl ve bir yedek üye birinci sınıfa ayrılmış adlî yargı hâkim ve savcılarınca, iki asıl üye birinci sınıfa ayrılmış idarî yargı hâkim ve savcılarınca kendi aralarından gizli oyla seçilir. Asıl ve yedek üyeler dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler bir daha seçilemez. Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca seçilecek üyelerin altmış yaşını tamamlamış olmaları şarttır. Kurul, asıl üyeleri arasından bir başkan ve bir başkanvekili seçer.”

Demek ki, anayasayı ve anayasa değişikliklerini ciddiye almak gerekirmiş. Dolayısıyla, ortada geçmiş-gelecek o kadar farklı ve olumlu örnek varken 2002'den bu yana konuya ilişkin elini oynatmamış olan hükümetin bugünkü şartlara -yani “arka kapıdan girip ön kapıdan çıkmaya”- itiraz etmeye hakkı yoktur. Çözüm her kurulda YÖK'te olduğu gibi kolay gerçekleşmiyor ki... (O konuyu da yarın gözden geçiririz.)

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT