1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Sılâ’ya Teşekkür Mektubu
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Sılâ’ya Teşekkür Mektubu

A+A-

29 Eylül 2009 Salı akşamı Antalya Uluslararası Havaalanı’na inmeye başladığımız o an, Türkiye’ye 3 yıl, Antalya’ya ise 7 yıl aradan sonra geldiğimin farkındaydım ancak bu seferki Türkiye seyahatimin, Türkiye’de geçireceğim 7 haftanın, Ocak 2006’daki bir haftalık Pakistan seyahatinden sonra ömrümün en verimli zamanı olacağını, hayatımın en bereketli günlerini yaşayacağımı tahmin etmiyordum.

Almanya’ya yerleştiğim 14 yıl içinde bu, Türkiye’ye altıncı gelişimdi ama bu seferki gelişi “özel” kılan iki durum vardı: Biri, askerliğimi yapacak olmam, diğeri de bu seyahatin, Özedönüş Yayınevi tarafından basılan “Adını Arayan Coğrafya” adlı kitabın yayınlanmasından hemen sonra yapılmış olmasıydı.

Türkiye seyahati beni, “Adını Arayan Coğrafya” kitabının gördüğü ilgi nedeniyle şaşırttı; ziyaret ettiğim tüm şehirlerde, Antalya, Burdur, İstanbul, Kocaeli - Gebze, Elâzığ - Karakoçan, Diyarbakır, Ankara ve Bursa - İnegöl’de, kardeşlerimin gösterdiği sıcaklık ve üstün misafirperverlik ise hakikaten mahcup etti. Tek üzüntüm, planımda olduğu halde, vaktimin yoğunluğundan dolayı Kayseri, Batman - Hasankeyf, Şanlıurfa - Ceylanpınar, Konya ve Sakarya’ya gidememek oldu. Bu güzel beldelerde yaşayan güzel insanlardan helâllik diliyorum.

Türkiye’de karşılaştığım ilgi ve sevginin yarısına bile layık olmadığımı düşünüyorum.

Bu vesileyle, başta;

Antalya’da bulunduğum süre boyunca beni ağırlayan ve yalnız bırakmayan, bana Antalya’yı, Kemer’i ve Phaselis Antik Kenti’ni gezdiren, Kemer’de birlikte denize girme ve Akdeniz sularında yüzme keyfini bile yaşatan sevgili Rüştü Hacıoğlu, sevgili Mustafa Nuhat Pektaş ve ailesi (bebeğe uzun ve sıhhatli bir ömür dilerim) ve sevgili Gültekin Sincar’a,

Muazzam bir konukseverlikle ve kelimenin gerçek anlamıyla “kardeşçe” karşılandığım Antalya’da, ülkeye ayak bastığımın hemen ertesi günü adıma “İmza Günü” düzenleyen (orada kardeşlerime imzalarken ben de kitabı ilk kez görüyor ve ilk kez elime alıyordum), kitaplarımı bana imzalatan Antalya Özgür – Der’e,

Burdur’da bana her türlü ilgi ve yardımı gösteren, şiirlerimi ve yazılarımı ilgiyle okuduklarını ifade eden ve her tür ihtiyacım için kendilerine başvurabileceğimi söyleyen, “çarşı iznine” çıktığımız hafta sonlarında rahat etmem, dinlenmem, duşumu almam, kitap okumam ve yazılarımı yazmam için bana Burdur şehir merkezinde dayalı döşeli, televizyonlu ve banyolu bir daire tahsis eden (askerlik yapmak için gittiğim kentte bana ait evim oluyor; böyle bir olayla karşılaşan ilk asker oluyorum herhalde; komutanlarım bile bu duruma şaşırmış ve olaya anlam verememişlerdi) Burdur 58. Piyade Eğitim Alayı Binbaşı Maruf Kışlası Başçavuşu sevgili Ömer Yılmaz’a ve Burdur Tarım İl Müdürlüğü Ziraat Mühendisi sevgili Muzaffer Ekin’e,

Yeni Şafak gazetesinde kitabı haberleştirip kamuoyuna duyuran (ben askerdeyken yapılmış; sonradan haberim olduğu için gazeteyi göremedim) sevgili Hamit Can’a,

Kitabı haber yaparak hem Türkçe yayınında Türkçe olarak, hem de Kürtçe yayınında Kürtçe olarak kamuoyuna duyuran ve tanıtımına büyük katkılarda bulunan Dicle Haber Ajansı’na,

Kitap hakkında güzel bir haber ve değerlendirme yazısı yazarak okuyucularına duyuran, 15 günde bir yayınlanan Newede Dersim gazetesine,

Haksöz sitesinde kaleme aldığı “Kürt Sorununa Sistem İçi Çözüm Arayanlara Somut Öneriler” adlı makalesinde kitabı anarak, hükûmete, baskıyla değiştirilmiş bütün coğrafî isimlendirmelerin iade edilmesini söyleyen ve bu konuda referans olarak da “Adını Arayan Coğrafya” kitabının alınmasını tavsiye eden sevgili Mehmet Pamak’a,

İstanbul’da geçirdiğim iki hafta boyunca beni ağırlayan ve yalnız bırakmayan, her konuda yardımcı olan sevgili Burhan Kavuncu, sevgili Rıdvan Kaya ve ailesi (Beşiktaşlı’yı öpüyorum, dedesinin de ellerinden öpüyorum), sevgili Said Alioğlu, sevgili Bahadır Kurbanoğlu, sevgili Nedim Avcı, sevgili Ahmet Kaya,  kitabı basan Özedönüş Yayınevi Yayın Yönetmeni sevgili Cüneyt Turhan,  değerli edebiyatçımız, “Adını Arayan Coğrafya” kitabının başındaki “Takdim” kısmını – ki o kadar güzel yazmıştı ki, kitabın kendisinden daha fazla ilgi gördü ve medyada kitapla ilgi haber ve yorumlarda daha çok buradan alıntılar yapılıyordu -  kaleme alan sevgili Emin Mansurî ve kitabın kapağını ve mizanpajını yapan sevgili Faruk Mağat’a, (“HAVA PUSLUDUR, KURT PUSLU HAVAYI SEVER”)

Haksöz sitesinde kaleme aldığı “Erdnigarek Navê Xwe Dıgere” adlı makalede kitabın gelişim serüvenini kendine özgü edebî üslûbuyla anlatan sevgili Sümeyye Demir’e,

Gece haberlerini sunduğu TV Net televizyonuna beni “canlı yayın konuğu” olarak çağırarak kitabın Türkiye’ye tanıtımına önemli bir katkıda bulunan haber spikeri sevgili Yasin Erçağlayan’a,

TV Net’teki canlı yayına çıkmadan önce, üzerimden bir türlü atamadığım bir heyecan olduğu halde televizyonda oturup yayına alınacağım anı beklerken, bana olan sevgi ve desteklerini ifade etmek için, yayına çıkmama 10 dakika kadar kala Tokat’ın Niksar ilçesinden bizzat televizyonu telefonla arayarak selam gönderen ve santraldeki görevlilere bunu sırf “Sediyani’ye doğrudan selam göndermek” amaçlı yaptıklarını dile getiren, beni oldukça duygulandıran bu davranışlarıyla üzerimdeki bütün heyecanı yok eden ve kendime güvenmemi sağlayan, programın başarılı geçmesinde de başrolü oynayan Niksarlı Müslümanlar’a,

Bulundukları adreste benim için bir “İmza Günü” düzenleyeceklerini ve böylece 150 – 200 üniversite öğrencisine birden kitaplarımı imzalayabileceğimi söyleyen, ancak vaktimin yoğunluğu ve günlerimizin çakışmaması nedeniyle bunu gerçekleştiremediğimiz Mezopotamya Kültür Merkezi’ne,

Kocaeli’nin Gebze ilçesinde beni ağırlayan ve yalnız bırakmayan, “müzikal ve sanatsal bir gün” geçirmeme vesile olan, bana hazırladıkları sürprizi ilk kez orada göstererek inanılmaz derecede mutlu eden, Kürtçe yazdığım “Dıkolım Navê Te” ve Türkçe yazdığım “Basra Gelini” adlı şiirlerime yaptıkları besteleri bana gösteren, bir süre önce bir düğünde bunları topluluk önünde nasıl okuduklarını gösteren CD’yi bana dinleten, evlerindeki akşam yemeğinden sonra da, besteledikleri şiirlerimi bana “saz ziyafeti çekerek”, saz eşliğinde çalarak okuyan sanatçılar sevgili Yaşar Burak, sevgili Yusuf Can ve sevgili Murat Tekin’e,

Elâzığ’ın Karakoçan ilçesinde yayınlanan haftalık Karakoçan’ın Sesi gazetesi için kitapla ilgili olarak benimle röportaj yapan, gazetenin yazıişleri müdürü sevgili Selam Kılınç’a,

Uzun bir zamandır gitmediğim memleketim Karakoçan’da, biraz da Haksöz sitesindeki yazılarım ve “Adını Arayan Coğrafya” kitabımın etkisiyle, beni her zamankinden daha farklı bir şekilde karşılayan, adeta bağırlarına basan tüm Karakoçan halkına,

Diyarbakır’da bulunduğum süre boyunca beni ağırlayan ve yalnız bırakmayan, her konuda yardımcı olan sevgili Metin Demir ve ailesi (çocukları gözlerinden öpüyorum), sevgili Serdar Polat ve ailesi (kızları gözlerinden ve saçlarından öpüyorum, sonra bir daha öpüyorum, sonra bir daha öpüyorum), sevgili Emin Altun ve sevgili Serdar Bülent Yılmaz’a, (“DİYARBAKIRLIYIZ DEDİYSEK İÇİNDEN DEMEDİK YA”)

Diyarbakır’daki tarihî Hasan Paşa Hanı içinde bulunan ve “Diyarbakır’ın kitap adresi” olarak tanınan kitabevinde “Adını Arayan Coğrafya” kitabını büyük bir özenle sergileyip satan, müşterinin görmesi için kitabı kitabevinin farklı noktalarında sergileyen Ensar Kitabevi’ne,

Kitabın yerel medya organlarında ve değişik sivil toplum kurumlarında tanınması için emek harcayan ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde başkan danışmanlığı yapan sivil toplum aktivisti sevgili Şeyhmus Diken’e,

Diyarbakır’da yayınlanan günlük Yeni Yurt gazetesi için kitapla ilgili olarak benimle röportaj yapan ve kitabı haberleştirip kamuoyuna duyuran sevgili Nedim Ayhan’a,

Diyarbakır’da yayınlanan günlük Güneydoğu Olay gazetesi için kitapla ilgili olarak benimle röportaj yapan ve kitabı haberleştirip kamuoyuna duyuran, gazetenin yayın koordinatörü sevgili Naci Sapan’a,

Diyarbakır’da bulunduğum süre içinde Diyarbakır Sanat Merkezi’ni ziyaret edip kendileriyle tanışmamı isteyen, kitaba ve çalışmalarıma yakın ilgi gösteren, kendisiyle yakından tanışmayı çok istediğim halde vaktimin yoğunluğundan dolayı bunu gerçekleştiremediğim sanat merkezinin yöneticisi sevgili Melike Coşkun’a,

Muazzam bir konukseverlikle ve kelimenin gerçek anlamıyla “kardeşçe” karşılandığım Ankara’da bulunduğum süre boyunca beni ağırlayan ve yalnız bırakmayan, her konuda yardımcı olan sevgili Abdurrahman Çeliker ve ailesi (yakışıklı küçük beyi öpüyorum, ressam küçük hanımı öpüyorum, dünya tatlısı ikizleri ise önce gözlerinden öpüyorum, sonra yanaklarından öpüyorum, sonra alt dudaklarının altından öpüyorum, sonra avuç içlerinden öpüyorum, sonra iki memelerinin arasından öpüyorum), sevgili Seyfullah Arslan, sevgili Bülent Uğur Koca, sevgili Ali Bıyık, sevgili Veysel Menekşe, sevgili Halit Çağdaş ve sevgili Mehmet Tekdemir’e, (“HEPİMİZİ ÖLDÜRDÜLER”)

TBMM’de “Demokratik Açılım” (Millî Birlik Projesi) konusunun konuşulduğu 13 Kasım günü beni meclise davet ederek bu tarihî güne canlı olarak tanıklık etmeme vesile olan, ayrıca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay için “özel olarak” imzaladığım kitaplarımı muhataplarına ulaştıran, kitap çıkmadan yıllar önce de emeği ve desteği bulunmuş AK Parti Diyarbakır Milletvekili sevgili M. İhsan Arslan’a,

Kitaba büyük ilgi göstererek tebrik eden, benzersiz ve çok değerli bir çalışma olduğunu dile getirip, gerekirse televizyonlarda katıldıkları canlı söyleşilerde ve hatta meclis kürsüsünde bütün Türkiye’ye göstermekten de çekinmeyeceklerini belirten DTP Eşbaşkanı sevgili Ahmet Türk, Şanlıurfa Milletvekili sevgili İbrahim Binici, Van Milletvekili sevgili M. Salih Yıldız ve kapatılan DEP Genel Eski Başkanı sevgili Hatip Dicle’ye,

Ankara’dan yayın yapan Radyo Denge’de hazırlayıp sunduğu “Yol Arkadaşlığı” adlı programa beni davet ederek iki saate yakın süren bir “İbrahim Sediyani Özel Programı” hazırlayan ve beni hakikaten mahcup edip duygulandıran sevgili Alper Tuna’ya,

“Yol Arkadaşlığı” adlı programda, canlı yayın boyunca gerek telefon açarak ve gerekse elektronik posta mesajı göndererek sevgi ve muhabbetlerini ifade eden (Ankara’da karşılaştığım bu ilgi karşısında hakikaten çok mahcup oldum; programı dinlemiş olanlar bilirler, o kadar mahcup oldum ki konuşmakta zorluk çektim ve sesim ağzımdan güçlükle çıkıyordu), bana ait şiirlerin ve gezi yazılarının isimlerini vererek bunları benden okumamı talep eden, bilhassa şiirlerimi ve gezi yazılarımı kendi sesimden dinlemek istediklerini söyleyen, özellikle de “Ağladıkça Yeşile Çalar Gözlerin” adlı şiire inanılmaz derecede büyük bir ilgi gösteren tüm Radyo Denge dinleyicilerine,

“Adını Arayan Coğrafya” adlı kitabı 10’ar kitaplık “Tarih ve Kültür Seti” gibi setlerin arasına koyarak Türkiye çapında dağıtımını yapmak istediklerini söyleyen Akad Basın Yayın Genel Müdürü sevgili Bedirhan Akad’a,

Bursa’nın İnegöl ilçesinde beni ağırlayan ve yalnız bırakmayan, kitap yayınlandığından beri her türlü desteğini aldığım, daha önce de Ceylan Pınarı sitesinde “Adını Arayan Coğrafya” adlı bir köşe yazısı yazmış olan, Türkiye’de bulunduğum süre boyunca da sürekli beni arayarak durumumu soran değerli ağabeyim, sevgili M. Nuri Ekingen (çocuklara selam) ve ailesine,   

İnegöl’de yakından tanışma şansı bulduğum, Hikmet Neşriyat tarafından basılan “Şifalı Bitkiler Ansiklopedisi” adlı çok değerli eserini bizzat imzalayarak bana hediye eden ve benim de kendisine “Adını Arayan Coğrafya” kitabımı imzalayıp takdim ettiğim, halihazırda da, Türkiye’de yetişen bitki çeşitlerinin, ağaç ve çiçek türlerinin Kûrmanc, Zaza, Laz, Gürcü ve Çerkez dillerindeki isimlerini belirleyip bunları geniş kapsamlı bir ansiklopedik kitap halinde kaleme almayı düşünen, bugüne dek benzeri yapılmamış böylesine orijinal bir çalışmayı ve güzide kültür hizmetini bir an önce tamamlayıp istifademize sunmasını beklediğimiz büyüğümüz, hocamız, üstadımız, emekli tarım teknikeri sevgili Ragıp Şentürk’e,

Ekin Yayınları arasında yeni çıkan “Ulusçuluk Çıkmazı” adlı kitabında “Adını Arayan Coğrafya” kitabını da anan, kaleme aldığı değerli çalışmasını bizzat imzalayarak bana hediye eden sevgili Hamza Türkmen’e,

Yeni Şafak gazetesinde kitapla ilgili geniş bir haber ve değerlendirme yazısı kaleme alarak kamuoyuna duyuran, gazetenin kültür – sanat sayfasını hazırlayan sevgili Hatice Saka’ya,

Zaman gazetesinde kaleme aldığı “Kürtler’i Kim Temsil Edebilir?” adlı makalesinde benden ve kitabımdan bahsederek onurlandıran sevgili Yıldız Ramazanoğlu’na,

 İstanbul’da yayınlanan haftalık Özgün Duruş gazetesi için kitapla ilgili olarak benimle röportaj yapan ve okuyucularına duyuran sevgili Yaşar Yeşil’e,

Hassaten;

Türkiye’de bulunduğum süre içinde yaptığım temasları, katıldığım bütün etkinlikleri, kitapla ilgili nerdeyse her gelişmeyi haber yaparak bunu kamuoyuna duyuran, İstanbul’dan yayın yapan Haksöz ve Fıtrat, Hakkari’den yayın yapan Ufkumuz, Ceylanpınar’dan yayın yapan Ceylan Pınarı ve Diyarbakır’dan yayın yapan Islah Haber sitelerine, bu beş yayın organının bütün emekçilerine ve çalışanlarına,

… olmak üzere,

Türkiye’deki bütün kardeşlerime en kalbî ve içten hislerimle, minnet ve şükran duygularıyla teşekkür ediyorum.

Son olarak da bir çağrıda bulunmak istiyorum:

Bursa’nın İnegöl ilçesinde, Ceylanpınarlı yazar abimiz sevgili M. Nuri Ekingen’in misafiriyken, o akşam Ceylanpınar’dan benim de köşe yazarlığı yaptığım Ceylan Pınarı sitesinin editörü sevgili İbrahim Polat’tan gelen telefon, bizim adeta “vücût kimyamızı bozmuştu”. Olayın verdiği şaşkınlıktan olsa gerek, İbrahim abi bunu telefonda hayretler içinde, yüksek sesle ve bazen de şaşkınlıkla karışık kahkaha atarak anlatıyordu:

Bir hafta kadar önce, Güneydoğu’dan “öğrenci velisi” olduğunu söyleyen bir amca, İbrahim Polat’ı arayarak “Sizde İbrahim Sediyani diye bir yazar varmış, Ceylanpınar’da yazıyormuş. Bize bilgi verir misiniz? Ya da O’nun hayatı ve yazdıkları hakkında nerde bilgi bulabiliriz?” diye sorar. Soruya şaşıran İbrahim abi, ilk önce korktuğunu söyledi ve bize dedi ki: “Ben ilk başta, senin çalıştığın şirketten birileri olabilir diye düşündüm, onun için mahsus ‘Tanımıyoruz, bizde yazmıyor, O’nun yazılarını eskiden biz de başka yerlerden alıntılayarak yayınlıyorduk ama artık yayınlamıyoruz’ dedim.” İbrahim Polat abi bu ilk tepkisinden sonra, telefondaki amcaya “Niçin soruyorsunuz?” deyince, “Benim çocuk soruyor. Öğretmenleri onlara ‘ev ödevi’ vermiş, ‘İbrahim Sediyani’nin hayatını, yazıları ve şiirlerini anlatınız’ diye. Bir de ipucu vermiş, köy isimleri ile ilgili yeni çıkan bir kitabı varmış.”

Bize olayı şaşkınlıkla anlatan İbrahim Polat, telefonu kapattıktan sonra böyle davrandığı için çok pişman olduğunu söylüyordu. Öğrenci velisi amca kablolu telefonu aradığı için numarası da yazmıyordu ve dolayısıyla geri aramak da mümkün değildi.

İbrahim Polat’ın kendi kendisine kızması yetmiyormuş gibi, telefonda bir de ben kendisine sitem ettim: “Mam! (İbrahim abinin lakabı; Ceylanpınar’da herkes O’nu böyle çağırıyor) Hangi ilçeden, hangi okuldan? Abi niye öğrenmedin?...”

İbrahim Polat’ın telefonda anlattığı bu olaydan sonra, Nuri abi ile ben, büyük bir şaşkınlık içindeydik. Özellikle ben ciddî olarak sarsıldım, titriyordum. O gece yalnız olsaydım, oturup saatlerce çocuk gibi ağlayabilirdim.

Bu olay Güneydoğu’nun bir ilçesinde oluyor. Haritaya göre yaptığım tahminde, yakın bir yerden arandığına göre, aklıma dört tane ihtimal geliyor: Ya Urfa’nın Ceylanpınar veya Viranşehir ilçesi, ya da Mardin’in Derik veya Kızıltepe ilçesi. Bu dört ilçeden biri olması lazım.

Güneydoğu’daki bu okulun nerede olduğunu, okulun adını ve öğrencilere bu ev ödevini veren öğretmenin adını öğrenmek istiyorum. Bunu yapan öğretmen, demek ki bizi takip eden ve bilen bir kardeşimiz. Dolayısıyla bu yazıyı da göreceğini umut ediyorum.

Okulun adını bilseydim, ertesi gün İnegöl’den İstanbul’a gitmez, direk Güneydoğu’ya geri döner, okulu ve öğrencileri ziyaret ederdim. Kendisinden önemle rica ediyorum; bizimle iletişime geçsin. Şu anda defterlerinde beni yazmış olan öğrencilerin hangi okulun ve kaçıncı sınıfın öğrencileri olduğunu öğrenmek istiyorum. Zira benim için bu olay, ömrüm boyunca taşıyacağım büyük bir onur, büyük bir şereftir.

Bu okulun adını ve adresini, öğrencilerin sınıflarını istiyorum. Toplam kaç öğrenci olduklarını, kaçının kız kaçının erkek olduğunu da.

Varlıklı bir insan değilim, hiç değilim. Hatta geçim yapmaktan bile aciz, iş ve para becerisi sıfır olan bir insanım. Fakat elimden geldiğince, bulabildiğim kadarıyla harcama yapıp o öğrencilere Almanya’dan hediyeler göndermek istiyorum. Sınıftaki her öğrenciye tek tek hediye almak ve göndermek istiyorum.

Hocam, lütfen parmak kaldırın!

 

sediyani@gmail.com

YAZIYA YORUM KAT

11 Yorum