1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Gülerce

  3. Silahlı Kuvvetler'in Ergenekon'dan çıkışı
Hüseyin Gülerce

Hüseyin Gülerce

Yazarın Tüm Yazıları >

Silahlı Kuvvetler'in Ergenekon'dan çıkışı

A+A-

Gelin bir gerçeğin üzerine cesaretle gidelim. Ergenekon davasının ana gövdesi, Silahlı Kuvvetler'in bünyesiyle ilgilidir. Tutuklananlar arasında; kuvvet ve ordu komutanlıkları yapmış emekli orgeneraller, tümgeneraller, tuğgeneraller, albaylar, binbaşılar, yüzbaşılar var. Halen görevde bulunan albaylar, yarbaylar, binbaşılar, teğmenler var. Krokilere bakılıp kazılan yerlerden çıkan silah ve mühimmat TSK'ya ait.

Bu davada, Silahlı Kuvvetler'i ilgilendiren dört konu var. Bir, darbe hazırlığı ile suçlanan emekli genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları ve orgenerallerin varlığı. İki, darbeye zemin hazırlamak için cinayet ve teröre bulaştıkları iddia edilen emekli ve muvazzaf subaylar. Üç, İşçi Partisi lideri Perinçek'in de organizasyon içinde olduğu iddia edilen sivillerden ve muvazzaf subaylardan oluşan "karargâh evleri" yapılanması. Dört, başta PKK olmak üzere, Hizbullah ve DHKP-C gibi terör örgütlerinin, Silahlı Kuvvetler içindeki illegal yapılar tarafından kurulup kullanıldığı iddiaları.

Bu durum, sadece Silahlı Kuvvetler'i ilgilendirmiyor. Zira Silahlı Kuvvetler, devletin en temel, en güçlü kurumlarının başında geliyor. Bizim milletimiz için bu gerçeğin daha derin anlamları var. İnanç değerlerimizde şehitliğin en büyük rütbe oluşu, bu kurumun "Peygamber Ocağı" olarak anılıp, askerimizin adının Mehmetçik konulması ve ordumuzun "milletin gözbebeği" diye anılması, bu derin manayı yüceltiyor. Hiçbir millet, devletsiz yapamaz. Hiçbir silahlı kuvvet, kendini çağa, teknolojik ve bilimsel seviyeye ve ülkenin imkânlarına göre en iyi şekilde yenilemeden, güçlenmeden ayakta kalamaz. Yani aklı başında hiçbir vatandaş, bu milletin evladı insan, Silahlı Kuvvetler'in yıpranmasını isteyemez. Koskoca bir kurumun zan altında tutulması, milleti ile olan bağlarının koparılmaya çalışılması, sahipsiz ve korunmasız bırakılması asla tasvip edilemez. Ama ortada da görmezden gelinemez, küçümsenemez, çözümü savsaklanamaz buz gibi bir gerçek var. Silahlı Kuvvetler bu görüntüden, içine düşürüldüğü zafiyetten kurtarılmalıdır.

Geçtiğimiz hafta içinde yaşananları hatırlayarak, Genelkurmay'ın bu noktada basiret ve teenni ile hareket ettiğini söyleyebiliriz. Adına 10. dalga denilen şok gözaltı ve tutuklamalardan sonra, bir muhtıra vermesi için Silahlı Kuvvetler çok tahrik edildi. "Asker daha ne duruyor?" dendi. "Onlar da mı Cumhuriyet'i sahiplenmekten artık vazgeçti?" dendi. Genelkurmay'daki 6 saatlik toplantıdan sonra Org. Başbuğ'un Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile görüşmesi de onları kesmedi. CHP lideri Baykal; "köşesine oturup bekleyenlerden" bahsetti.

Emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, görevden ayrılalı üç yıl olmasına rağmen bazı çevrelerin hâlâ üzerine gelmelerini, 28 Şubat sürecindeki gibi bir yöntem izleyip hükümetle alenen kavga etmemiş olmasına bağlamıştı. (Radikal, 25 Aralık 2008) Şimdi aynı gerekçeyle Org. Başbuğ'un üzerine gidiliyor.

Silahlı Kuvvetler, meşru zeminde kalmakta ısrarlı görünüyor. Bu da gelinen hayatî kavşakta, ordumuzu yıpratmadan, hukuk dışındaki illegal yapıların bünyeden atılması ve demokrasiden başka çözüm tanımama çizgisinde iradî bir duruşu ima ediyor. Silahlı Kuvvetler'de büyük bir zihniyet değişikliğinin ifadesi olarak, Sayın Hilmi Özkök'ün, Radikal'de Murat Yetkin'e söylediklerini bir daha hatırlayalım: "Benim tarzım farklı oldu. Ben ulusun bütün dinamiklerinin harekete geçmesinin ve yapılacak işin, yapması gerekenler tarafından yapılmasının daha doğru olacağını değerlendirerek hareket ettim. Demokrasinin erdemine, onun zor, ama çok güvenli bir yol olduğuna daima inandım."

Bu ifade tekrar tekrar okunmalıdır. Silahlı Kuvvetler komuta kademesine bu zihniyet hâkim olduktan sonra ordumuz, bünyesindeki örgütlerden kurtularak güçlenir, demokrasimiz güçlenir, Türkiye de güçlenir...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT