Silahlı güce sahip siyasal parti

16.07.2011 03:47

Mahmut Akpınar

Siyasal partilerin gençlik kolları, kadın kolları, kültürel faaliyetleri, propaganda çalışmaları vs. olabilir; ama silahlı gücü nasıl olabilir?İki dünya savaşı arasında para-militer güçlere sahip olan, iktidara geldikten sonra ordulara da hükmeden, İtalya ve Almanya'yı maceralara sokan Hitler'in Nazi Partisi'ni ve Mussolini'nin Nasyonel Faşist Partisi'ni biliyoruz.

Ama bu çağda, hem de demokratik bir ülke olan Türkiye'de "silahlı güç" ve "siyasal parti", "parlamenter demokrasi" ve "silah" nasıl bir arada olabilir demeyin; olabiliyor. Üstelik herkesin gözü önünde ve kör gözüm parmağına şeklinde oluyor. Bir siyasal parti ile silahlı terör örgütünün ayrışması, yollarını ayırması beklenirken, giderek örtüşüyor, benzeşiyorlar. Silahlı güç siyasallaşamıyor; aksine siyasal bir parti giderek şiddet girdabına sürükleniyor. Parlamentoda faaliyet gösteren ve grubu olan bir parti dağa yaslanarak politika yapmaya, silahla seçmeni yönlendirmeye, tehditle siyasi rakiplerini sindirmeye çalışıyor.

Türkiye daha önce de silahlı güçlere yaslanan siyasal partilere sahip olmuştu. Dünyada otoriter yönetimlerin yaygın ve militarizmin etkili olduğu dönemde Türkiye'de de tek parti CHP silahlı güce sahipti. O güce yaslanarak siyaset yapıyor, ülkeyi idare ediyordu. O dönem CHP sadece orduya değil, devletin tamamına hükmediyordu. Valilerden tapu müdürlerine, belediye başkanlarına, hükümet önündeki arzuhalcilere kadar devletle biraz alakası olan herkes, her şey CHP'li idi. CHP bu alışkanlığını çok partili hayata geçtikten sonra da örtülü şekilde sürdürdü. İktidarı DP'ye kaptırıp seçilme umudunu yitirince kurtuluşu Silahlı Kuvvetler'e dayanmakta buldu. CHP'ye destek veren Silahlı Kuvvetler ihtilal yaparak seçilmiş iktidarı (DP'yi) devirdi; bakanları-başbakanı astı ve sistemi CHP'nin işini kolaylaştıracak şekilde yeniden dizayn etti. CHP sonraki yıllarda da sıkça Silahlı Kuvvetler'i kendi safında siyasete soktu. Siyaseten yıkamadığı partilere karşı orduyu denkleme dâhil ederek, bir nevi silahlı muhalefet yaparak rakiplerini yıpratmaya, korkutmaya ve hizaya getirmeye devam etti. TSK daha düne kadar siyasette planlamalar yapmakta, bazı kesimlerin silahlı gücü gibi davranmaktaydı. Eğer Ergenekon, Balyoz gibi davalar olmasa, güçlü bir demokratikleşme dalgası yaşanmasa idi, hiç şüpheniz olmasın CHP rakiplerine karşı yine silahlı güçleri kışkırtırdı. Manipüle edemedikleri için, dün yararlandıkları güce bugün "kâğıttan kaplan" diyerek hakaret edebiliyorlar.

Şu günlerde yaşadığımız ise bambaşka bir şey. Bu defa bir siyasal parti açıkça, yasadışı silahlı bir örgüte dayanarak kendisine siyasi alan açma, rakiplerini elimine etme, etkinliğini artırma, seçmenleri etkileme çabasında. Son yıllarda Türkiye, BDP'nin silahlı bir terör gücü olan PKK'ya ve KCK'ya dayanarak siyaset yapmasına şahit oluyor. BDP'nin PKK'yı siyasallaştırarak dağdan indirmesi, düz ovaya çekmesi beklenirken; PKK, BDP'yi şiddet sarmalının içine çekiyor. Artık BDP'nin dili örgütten daha keskin. BDP'lilerin sözleri silahtan daha yaralayıcı, mavzerden daha tahripkâr. BDP bugün, özellikle Güneydoğu'da rekabete dayalı, demokratik siyaset yapmıyor. Dağdaki silahlı gücün tehdit potansiyelini arkasına alarak, KCK'lıların yakma-yıkma, adam öldürme, haraç kesme gibi caydırıcı ve korkutucu faaliyetlerinin gölgesinde siyaset yapıyor. BDP, PKK ve KCK üzerinden sadece bölgedeki seçmeni tehdit etmiyor; son olaylarda görüldüğü üzere "Kaos çıkar!", "Ülke karışır!", "Kötü şeyler olur!" vs. diyerek bütün Türkiye'yi tehdit ediyor. Tehditlerinden sonuç aldığı için dozajını yükselterek sürdürdü. En son KCK tutuklusu milletvekilleri sorununda üst perdeden tehditler savurdu; Allah'tan bu defa tehditlere pabuç bırakılmadı.

Eksiği gediği olsa bile Türkiye demokratik bir hukuk devleti. Demokrasimiz her geçen gün gelişiyor ve güçleniyor. Ama buna paralel bir siyasal parti dağda ve şehirlerde konuşlanmış illegal silahlı güçlere dayanarak siyaset yapıyor; seçmenleri baskı altına alıyor; ülkeyi tehdit ediyor; siyasi rakiplerine silahla mukabele ediyor. Bir bölgeyi kendine kurtarılmış alan ilan etmiş, orada diğer partilere seçim bürosu bile açtırmıyor. İktidar milletvekilleri için militanlarına "[onları] sokaklarda gezdirmeyin!" (25.06.2011, Radikal) diyebiliyor.

Türkiye demokratikleştikçe biz terör örgütünün dağdan inip siyasallaşmasını beklerken, bir siyasal parti silahlı örgüt haline geliyor. Örgütle arasına mesafe koyma, terör saldırılarını kınama lüzumu duymadığı gibi, örgütü ve yöneticilerini açıktan savunuyor, sahipleniyor; dahası örgütü siyasal bir araç olarak kullanıyor. Bazı aydınlar ve odaklar BDP-PKK örtüşmesinin hoş görülmesi, meşrulaştırılması için çabalıyor; toplumun bunu normal karşılamasını bekliyor. Bu iyi bir yol değil! Diğer partiler de silahla politika yapmaya, korkuyla tehditle siyaseti etkilemeye, rakiplerini yıldırmaya, seçmeni baskılamaya kalkarlarsa ne olacak?

Perşembe günü Diyarbakır kırsalında bir saldırı oldu ve 13 şehit verildi. İktidarı ve muhalefetiyle her kesim Kürt sorununun çözümü için yol ararken böylesine bir saldırının olması ancak çözümsüzlüğe hizmet edecektir. BDP bu saldırıyı açık ve net bir şekilde kınayarak silahlı siyaset yapmayı bıraktığını, örgütle-şiddetle arasına kesin bir hat koyduğunu göstermeli. Aksi halde BDP'nin "demokratik çözüm" söylemi hiçbir şey ifade etmeyecektir.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim