1. YAZARLAR

  2. Bengin Boti

  3. Silahlar Susmalıdır
Bengin Boti

Bengin Boti

Yazarın Tüm Yazıları >

Silahlar Susmalıdır

A+A-

Kürt Sorunu’nda ortaya çıkan tabloya gösterilen refleks, aslında çözümsüzlüğün, tıkanmışlığın itirafıdır. Tarafların her olumlu ve yapıcı sese kulaklarını tıkaması, sistemin orantısız kibirli tavırları, hayatı kendinden ibaret gören çevrelerin yoğun baskıları, acılara acı katmakta, umuda yönelen yürekleri paramparça etmektedir. Çözüm üretemeyenlerin gösterebildikleri tek alternatif silahlardır. Oysa silahlar, çözümsüzlüğe güç katmaktan başka bir işe yaramamaktadırlar.

Kontrolsüz bir güce ulaşan silahların, hiç kimseye, hak hukuk ve adalet getiremeyeceği, kimsenin hedeflerine ulaşmasına ortam hazırlayamayacağı ortadadır. Bilakis; daha çok gözyaşı, acı ve nefret getirmektedir. Atılan her kurşun, defnedilen her cenaze, halklar arasındaki mesafeyi bir adım daha açmakta, nefret tohumlarını ekmektedir. Maalesef görünen o ki; bu durum daha çok uzayacak, daha çok canlar yanacak, yürekler parçalanacaktır.

Ne yazık ki; taraflar kurşunlara hedef olanların, birey olarak varlıkları ile ilgilenmiyorlar. Kişiler üzerinde matematiksel hesaplar yapıyor, “kelle hesabı” ile tavır geliştiriyorlar. Her sıkıntı sonrasında yapılan hamasi edebiyatla, durumu kurtarmaya çalışıyorlar. Ancak; attıkları her adımda daha çok kan ve gözyaşına davetiye çıkarmaktadırlar.

İnsanlığın, gören gözünü, işiten kulağını, hayata kapatan silahların, yaşam alanlarının dışına çıkarılması gerekmektedir. Çünkü ateşlenen her silah, insanın insan olma özelliklerini köreltiyor. Özgün fikirlerin ortaya çıkmasını engelliyor. Makul tekliflerin, yeni açılımların önüne bir set oluşturuyor.

En köklü değişimlerin, kaba kuvveti merkeze almayan mücadele biçimlerinin meyvesi oldukları, tarihin her kademesinin bizim için kaydettiklerinden anlaşılmaktadır. Geleceğin tarihini de zulme ayarlanmış güç gösterilerinin değil, birbirini anlamaya hazır, bilinçli, özgün bakış sahibi kitlelerin oluşturacağı ortadadır.

Silahlar; anlık hava değişikliklerine sebep olurlar. Ani tansiyon artışlarını tetiklerler. Bu da insanların sağlıklı düşünmesini engelliyor. Bir anlık öfkeyle ortaya çıkanın, hayatı yönlendirmesine neden oluyor. Bu durum da, bir sonraki adımda daha kötü bir tablo ortaya çıkarıyor.

Silahlar, sözün bittiği, umudun sekteye uğradığı noktada, anlaşılabilmenin bütün imkanlarının ortadan kalktığı yerde ancak gündeme getirilebilecek; (çözüm getirmeleri için değil) yoğunlaşan sıkıntıyı atlatabilmek için kullanılabilecek araçlardır. Oysa ki; konuşmamız gerekenleri henüz konuşmadık. Bulunduğumuz nokta, sözün bittiği yer değildir. Umuda yüklenen duygularımızı daha kınından çıkarmadık. Halimizi birbirimize anlatmak için kurulacak cümlelerimiz, yarınlara taşıyabileceğimiz düşüncelerimiz var. Umut yoksa bile bunun böyle olmadığının, olamayacağının anlaşılması, bütün alternatiflerin tüketilmesi gerekmektedir. Bu noktada bile silahı alternatif görmemek, herhangi bir anlam yüklememek gerekmektedir. Kaba kuvvet kullanılmayan bir dünya düşlemek, yarınlara dair umutları bu şekilde beslemek gerekmektedir.

Silaha sarılmak her şeyden önce sözü katletmektir. Mümkün olanı imkân dışına çıkarmaktır. Savaşı gürleştirmek, yaşamı, yaşanılabilir olanı söndürmektir. Umutları, yarınları kirletmektir. Hiç kimsenin düşlediklerimize, hak ettiklerimize, umut ettiklerimize kurşun sıkmaya, yarınlara el uzatmaya hakkı yoktur.

Bu söylenenler her kesim için geçerlidir. Silahlar herhangi bir taraf için yasak/haram, diğer taraf için serbest/helal değildir. Ölen her can bir kayıptır. Yitirilen her insan birey olarak önemlidir. Kaybedilmekte olan, insanların umutları, yarına olan inançlarıdır. Haklı ya da haksız olmak güç ile orantılı değildir. Güçlü olan, propaganda imkânına sahip olan, haklı demek değildir. Oturup, akl-ı selim ve adalet ile düşünmeli, bu ateşe bir su dökmeyi kendimize görev bilmeliyiz. Her birimiz, atılması gereken her adımdan sorumluyuz.

Hiç bir beşeri hedef, tek bir insanın bir damla kanından daha değerli olamaz. Bu açıdan bakıldığında görülecektir ki; aslında bu savaş kirli bir savaştır. Ölenlerin ne amaçla öldüklerini/öldürüldüklerini bilmediği ya da hakkıyla kavrayamadığı bir savaş, bir mücadele, her şeyden önce ahlakî değildir, insani değildir. İslam’dan ödünç alınan “Şehadet” gibi özgün kavramlarda anlam kayması meydana getirerek, insanların duygularını istismar etmek, toplumu galeyana getirmek, dökülen kan üzerinden ideolojik rant toplamaya çalışmak ta, aynı oranda ahlaksızlıktır.  Böyle bir savaşın tarafı olmak, sürekli ölüm ve kan naraları atmak, Hakk’ı gözetmemektir. Bir yanı sakat olmaktır. Yarım düşünmek, yarım hareket etmektir.

Erdem sahibi bütün insanların bu savaşa karşı durması gerekmektedir. Hiçbir annenin yüreğine acı düşmemesi için, herkes elinden geleni yapmak durumundadır. Hiç bir Kürt annesi de hiç bir Türk annesi de bu derece hakarete uğramayı, bu derece yok sayılmayı, bu derece metalaştırılmayı hak etmiyor.

Bu sorun, bir an önce, bütün ideolojik önyargılardan, sahte ve anlamsız kibirlerden arındırılarak çözülmelidir. Bütün çevreler bu konuda üstüne düşeni yapmak zorundadır. Ancak; öncelikle her iki tarafın da koşulsuz bir şekilde silahları susturması gerekmektedir. Anlamsız güç gösterilerinin; kibirli hareketlerin, hiç kimseye, hiçbir çevreye bir getirisi yoktur.  Güçlü olmak; inatlaşmak ya da kibirlenmek, kendini olağanüstü göstermeye çalışmak değildir. Güçlü olmak; açılım yapabilmektir, tıkanıklıkları aşabilmektir. Eğer bir sorun bildiğiniz yöntemlerle hal olmuyorsa ya da sizin yöneldiğiniz yol ile sorunun kaynağı farklı yerlerde ise, bunda ısrar cehalettir, felakettir. Kandır, gözyaşıdır.

Sorunun sebepleri üzerinde konuşulup, projeler buna göre geliştirilmelidir. Sonuçlara bakılarak yapılan yorumlar adaletten, iyi niyetten uzaktır. Çözüme giden yol, bu sonuçları doğuran sebepleri ortadan kaldırmaktan geçer. Bu da adil bir ortamın oluşturulması, kardeşlik hukukunun tesis edilmesi ile mümkündür. Kürt Halkı’nın, İnsani/meşru bütün haklarının iadesi, bir lütuf olarak değil; bir görev bilinciyle gerçekleştirilmelidir. Her meşru talep karşısında, olumsuz tavır takınmak, alışkanlıkları putlaştırmak, toplumsal beklentileri göz ardı etmek; her olumsuz gelişmede, Kürt Halk’ını, top yekun hedef tahtasına oturtmak, hiçbir inanca, kültüre sığmaz. Böyle bir tavrın hiçbir izahı yoktur.

Her geçen an, yeni bir can kaybına sebep olabilir. Buna fırsat verilmemelidir. Olaya birey bazında bakıldığında, yıllardır bekletilen bu kangrenin nelere mal olduğu/olacağı anlaşılacaktır.

Yükseltilmeye çalışılan “toplumsal refleks”, toplumsal ayrışmayı beraberinde getirecek, halklar arasında derin uçurumlara neden olacaktır. Bu toprakların ferasetli insanları buna fırsat vermemelidirler. Bu Ülke’de hâla yiğit insanlar var. Yiğit Türk’ler ve yiğit Kürt’ler omuz omuza vererek, yükseltilmeye çalışılan kirli savaşa dur diyebilmelidirler. Besleyip büyütülmeye çalışılan şövenist duyguları bertaraf edebilmelidirler. Yürek sahibi her fert, her oluşum, sivil toplum kuruluşu, vakit kaybetmeden ve tüm önyargılardan soyutlanmış olarak çözüm için bir adım atmalıdırlar. Sivil baskı gurupları oluşturulmalı, “toplumsal refleks”, tersine ve barış için, adalet ve eşitlik için, kardeşlik için harekete geçirilmelidir.

Farklılıklarımıza tahammül edemeyen, yok etmeyi merkeze alan şövenist zihniyeti devre dışı bırakmayı başaramazsak, farklılıklarımız,  devasa problemlere dönüşecektir. Bu da; içine girdiğimiz öldürücü kısır döngüye hayat verecek, bize ise; ölüm, kan, gözyaşı ve toplumsal nefret getirecektir

YAZIYA YORUM KAT