1. YAZARLAR

  2. Bejan Matur

  3. Silahın getirdiği güven
Bejan Matur

Bejan Matur

Yazarın Tüm Yazıları >

Silahın getirdiği güven

A+A-

'Barış bir fırsattır ve her zaman yakalanamayabilir!' Bu sözler yaşlı bir Alman profesöre ait. Adı Andreas Buro. Uzmanlık alanı dünyadaki çatışmalar. Kürt sorununun çözümü ile ilgili konuşurken sarf etti bu cümleyi.

Almanya'da yapılan toplantıda, genç bir doktora öğrencisi naif bir biçimde DTP'li bir konuşmacıya şunu sordu: 'Her fırsatta güveneceğimiz bir şey yok diyorsunuz, neden kendinize bu kadar güvensizsiniz? Kürtlere biraz daha güvenseniz olmaz mı?'

Soru aslında çok manidar. Yıllarca demokrasi için mücadele ettiğini iddia eden bir örgüt, demokratikleşme yolunda mesafe alınmaya başlandığı zamanda en büyük darbeyi vurabiliyor. Ve silahın bir güvence olarak kabul edilmesi ne yazık ki, sadece PKK için geçerli değil. Legal siyasetteki bazı kişiler dahi silahı bir tür güvence gibi görebiliyorlar.

Silahların susması ile ilgili yapılan konuşmalarda bu nedenle hep geçmişten örnekler verilir. Şeyh Sait'ten Seyit Rıza'ya, Ağrı Ayaklanması'ndan Ermenilerin akıbetine anılar aktarılır. Devlete güvenmemek gerektiğini, devletin ilk fırsatta geçmişte yaptıklarını tekrar edeceğini savunurlar. Onur Öymen'in açıklamalarına kamuoyunca verilen insani tepkiyi yok sayarak, devletin aynı yöntemleri savunduğunu ifade ederler. Garip olan şu ki; devletin başı olan Başbakan'ın söyledikleri bu kişilerce önemsenmezken, anamuhalefet partisinin bir sözcüsü tarafından söylenenler kanaatlerini fazlasıyla belirleyebiliyor!

Böyle mi gerçekten? Avrupa Birliği hedefinde ısrarcı olan, komşularıyla tarihten gelen sorunlarını çözmek konusunda azami gayret sarf eden Türkiye'nin eksik ve hasarlı da olsa sahip olduğu hukuk düzeni insanlara bir güvence vermiyor mu? Silah bu nedenle mi sığınılan son kale?

Yaslanılacak tek yer dağ mı?

Bu soruları samimi sormakta fayda var.

Bad Boll'daki toplantıda konuşan Prof. Andreas Buro, çözüm için PKK'nın koşulsuz silah bırakmasının şart olduğunu söyledi. 'Ancak, PKK herhangi bir ön koşul dayatmaksızın silah bıraktığında çözüm için istenen adımlar atılabilir'. Salondaki dinleyicilerin bazıları bu önerinin onur kırıcı olduğunu, dağın temsil ettiği her şeyi yerle bir edeceğini dile getirdi. Korku ve kaygılar. Bitmeyen ve bitmedikçe de çevresindeki her şeyi yakma potansiyeli olan büyük bir güvensizlik.

Ben şunu sormak istiyorum:

Kürtler adına siyaset yaptığını söyleyenlerin mücadelesine, silah şu süreçte ne katıyor?

Operasyon alanı olmayan Reşadiye'de yedi eri şehit etmek, PKK'ya ne kazandırıyor?

Almanya'daki toplantıya Türkiye Parlamen-tosu'ndan davetli olan kimse katılmayınca, PKK'nın Avrupa'daki en yetkili isimlerinden olan Muzaffer Ayata son anda konuşmacı olarak dahil oldu. Gönderilen program akışında Ayata'nın adı yoktu.

Ayata, PKK içinde konuşulması en mümkün isimlerden biri; 'Devlet bize bir çıkış sunmadı' diyor. 'Savaş çözüm değil, biz de yorulduk artık, Bize bir çıkış sunulsaydı çoktan silahları bırakırdık'. Aynı şeyleri Murat Karayılan'dan da duyarsınız. Hepsinin hedefi teslim olmak dışındaki bir seçenek. Her neyse o! Bana şöyle görünüyor; PKK şiddeti seçerken dayandığı nedenleri devam ettiren, yeniden üreten bir savaş örgütü durumunda şu an. Bir hareket için bundan tehlikelisi yoktur. Çıkış nedenini, varlık nedeni olarak devam ettirmek PKK'nın sonu olabilir. Şimdilik bu akıbetin ertelenmesi Türkiye demokrasisinin kurumsallaşamamasından kaynaklanıyor. PKK'nın seçtiği yöntem ve talepleri arasındaki uçurumun bir handikap olduğunu geniş kesimlerin görmesini bu kez de Anayasa Mahkemesi DTP'yi kapatarak engelledi.

PKK artık dağda sıkıştığını bildiği için şehirlerde yapılanmak istiyor. Şehirlerde örgütlenmek için kamu otoritesini hataya sevk ediyor. Çünkü silahlı mücadelenin başlarında da kendi yaptıkları değil, devletin yaptığı hatalar PKK'yı güçlendirmişti.

PKK savunduğu 'demokratik özerklik' için silahlı mücadeleye devam diyor. Reşadiye saldırısından ve sokak eylemlerinden anlaşılan net bir şey var; PKK için legal siyaset hâlâ bir amaç değil.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT