1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Silaha davet gibi
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Silaha davet gibi

A+A-

Kürt sorununun çözümüne doğru bunca iyimser bir havaya girmişken, tekrar başa sarmaya başlamış görünüyoruz. Devletin silahlı ve siyasi güçleri son operasyonlarla, Etyen Mahçupyan'ın dediği gibi DTP'yi ve PKK'yı silaha davet eder gibi, DTP'liler de bu daveti dört gözle bekler gibi hızla icabet eder gibi davranıyor. Doğrusu zaman zaman bu davetin önce kimden geldiği, kimin davetine kimin icabet ettiği belli olmuyor. Her zaman olduğu gibi bu sefer de büyük bir işbirliğinin bütün işaretleri görülüyor.

“Evvel yok idi” bir “Öcalan'ın doğum günü” vesilesiyle, DTP'lilerin Halfeti'de yapmaya çalıştıkları toplantıya karşı güvenlik güçleri stratejik bir kaleyi korumaya çalışır gibi canhıraş bir savunma yaptılar. Hedefe ulaşmakta ısrardan geri durmayan DTP'lilerle çıkan çatışmada bir çocuk öldü, birçok çocuk ve tabii ki birçok da polis yaralandı. Halfeti'de yapılacak bir toplantının engellenmesinden nasıl bir kamu menfaati umuluyorsa… Toplantı engellemeye çalışılarak çok daha büyük bir mefsedet celp edilmiş oldu. Def'i mefasid ile celbi menafi arasındaki denge bu kadar şaşabilir…

Daha sonra DTP'lilere yönelik seri operasyonların ardından yapılan seri tutuklamaları protesto amacıyla yapılan gösterilere polis müdahalesinin yol açtığı görüntüler, Türkiye'nin iflah olmaz bir şiddet sarmalına yakalandığının açık resmidir. Bu resimden 30 yıldır bu sorunla haşir neşir olan güvenlik güçlerinin olayları karşılama konusunda edindiği tecrübelerden basitçe hiçbir ders çıkarmamış olduğu sonucu mu çıkıyor, yoksa tam da bu tecrübe dolayısıyla alışılmış oyuna kalınan yerden devam davetiyesi mi çıkıyor?

PKK'nın kendi tabanını sürekli sokak gösterileriyle, ama mutlaka çatışmalı gösterilerle canlı tutma konusunda büyük bir ustalık kazandığı açık. Ne Kürt sorununun çözümüyle ne de Kürtlerin haklarının biraz daha genişletilmesiyle ilgilendiği var. Gelinen noktada sorunun en önemli yanı “Kürt sorunu” ekseninden “Kürt milliyetçiliği sorunu” eksenine kaymıştır.

Bugün siyaset zemininde Kürt sorununun konuşulması, çözümlenmesi konusunda açılmış olan vasatlar PKK'yı tamamen gereksiz ve görevsiz bırakıyor. Ancak bu görevsizlik ve gereksizlik kendine devleti somut bir taraf ve muhatap olarak kolaylıkla bulabildiği sokak gösterilerinde anlamını yitiriyor. Şiddeti davet eden veya şiddet davetlerine icabet eden eylemleriyle örgüt kendini sürekli hatırlatmış ve saydırmış oluyor. Devlet istediği kadar PKK'yı tanımıyor olsun, şiddete davet ettiği veya davetine icabet ettiği yerde kendini taraf olarak PKK ile eşitlemiş oluyor. İşin ilginç yanı PKK ile sıcak, DTP ile soğuk savaş yürüten devletin silahlı veya siyasi güçleri böyle yaptıkça PKK'yı bölge halkının siyasi algıları nezdinde de gerçek bir iktidar alternatifi olarak desteklemiş oluyorlar. Bu haliyle PKK gücün gerçek bir muhatabı ve hedefi olduğu için halk nezdinde devletin de gerçek bir alternatifi haline geliyor. Bu durumda gereksizleşen ve görevsizleşen asıl aktör DTP oluyor. DTP'nin kendini siyaset kulvarında PKK'nın temsilcisi olarak görmekten ve göstermekten çekinmemesi, PKK'nın silahlı gücünün vesayeti altında ne yazık ki hiçbir siyasi alanının kalmamış olmasından ileri geliyor.

Tabi bu yine de ayrı bir meseledir. Şimdiki asıl mesele Kürt sorununun çözümü konusunda gerek siyasi kimliği gerek söylemi ve programı itibariyle en uygun aktör konumundaki AKP'nin, PKK ile devlet şahinleri arasında şiddet düzeninin devamı konusundaki eşgüdümün ortasına düşmeye başlamasıdır.

Ne amaçla yapılırsa yapılsın gösterilere yapılan bütün müdahalelerin o gösterilerin mesajını katlayarak büyüttüğünü, dahası bir sonraki gösteriler için “bahane” ürettiğini görmek için azıcık sosyal psikoloji, azıcık iletişim bilgisi, azıcık da siyaset bilmek yeterlidir oysa.

Hakkari'de gösteri yapan çocuklardan birine dipçikle vuran polis memurunun hareketi münferit, ama böyle davranabileceği kuvvetle muhtemel olan polisi o çocukların karşısına çıkarmak “münferit” diye geçiştirilemez. Bu münferit memuru görevinden almak ise işin en kolayıdır.

Oysa düzenli veya düzensiz gösterilerin idaresi bir demokratik yönetimin sinirlerinin en fazla imtihan edildiği noktalardandır. Devlet refleksi meydanlara sanal-kutsal kaleler gibi bakmayı öğretir, kendi hallerine bırakmak gibi büyük bir siyaset varken, meydanları dolduran kalabalıklara da işgalci gibi bakmayı. Bilhassa 1 Mayıs yaklaşırken AKP'nin bu bakıştan kurtulmayı denemesinde herkes için büyük fayda var.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT