Silah Değil Samimiyet

20.05.2010 03:39

Ahmet Varol

Toplu imha silahları insanlığın en büyük musibetlerinden biridir.

Kullanılması zaten başlı başına büyük felaket, varlığı ise ciddi anlamda tehdittir. Kullanıldığı zaman savaşanla savaşmayanı, insanla hayvanı ayırmaksızın belli bir bölgenin canlılarını toptan imha ediyor. Bu silahların kimyasal veya nükleer tesirlerinin yayıldığı bölgede bulunup da sağ kalanların birçoğu kalıcı rahatsızlıklara, sakatlıklara maruz kalıyor. Kullanılmayıp bekletilen silahlar ise potansiyel tehdittir. Çünkü onlara sahip olanlar tehdit aracı olarak sakladıklarını ve ihtiyaç duyduklarında da kullanabileceklerini ima etmekten çekinmiyorlar. Kaldı ki bu silahları psikolojik savaşlarının malzemesi olarak kullanmasalar bile yine ciddi tehdit ve tehlikedir.
Fakat hiç kimse ‘Bu silahlar filancanın elinde olduğunda emin ellerdedir; falancanın elinde olursa tehlikelidir. Dolayısıyla emin ellerde olduğunda sorun oluşturmaz, ama tehlikeli kişilerin eline düşmesine karşı durmak, böyle bir şeye fırsat vermemek gerekir’ diyemez. Her kimin elinde olursa olsun, var olduğu sürece bir savaş ve tehdit aracı olarak bekletiliyor demektir ve tehlikelidir. Ama ne yazık ki hâlâ emperyalist dayatmacılığın söz sahibi olduğu dünyada güçlülerin hukuku hâkim olduğundan bütün insanlık açısından bir felaket niteliği taşıyan toplu imha silahlarının bazılarının elinde bulunmasına ses çıkarılmıyor. Bazıları da onlardan kaynaklanan tehdide karşı bileğini güçlendirmek amacıyla bu silahlara sahip olma çabası içine giriyor.
Bu silahlardan kaynaklanan tehdidi ortadan kaldırmak için insanlığın yapması gereken onlara karşı ortak savaş yürütmektir. Ama güçlülerin silahlarına göz yumulurken onların hedefinde olanlara ‘sen bunlara sahip olamazsın’ denirse toplu imha silahlarına karşı samimi bir savaş verilmiş olmaz. Bu silahlardan kaynaklanan tehlikenin ortadan kaldırılması için onlara karşı samimi, gerçekçi ve güven verici savaşa ihtiyaç var.
Nükleer teknolojinin enerji üretiminde kullanılması ise onaylanmış bir haktır. Bu teknolojiyi enerji üretiminde kullanacağını söyleyen ülkelerdeki santrallerin denetimi konusunda bir uluslararası prosedür var. Önemli olan bu prosedürün uygulanmasına fırsat verilmesidir. Bu prosedüre bağlı kalacağını söyleyen ve denetime kapılarını açan bir ülkenin cezalandırılması hukuki değil siyasi, dayatmacı amaçlara yönelik olabilir.
İran son imzaladığı anlaşmayla Türkiye’de uranyum takası yapmayı kabul etti. Bu anlaşmayı âdil ve gerçekçi bir bakış açısıyla okumamız gerekiyor. İran eğer ki nükleer teknolojiyi öncelikle silah üretiminde kullanma amacı taşıyor olsaydı böyle bir anlaşmayı imzalamazdı. Bu anlaşmayla enerji üretiminde işine yarayacak nitelikte uranyum temin edilmesine razı olduğunu bildirmiş oldu. Bununla kısa vadeye dair projelerini hayata geçirmek istediği, uzun vadede ise yine silah teknolojisine dair projelerine geçmesi ihtimalinin bulunduğu iddiası ise yaptırım uygulanmasına gerekçe teşkil etmez. Çünkü kısa vadede böyle bir takası kabul ederken uzun vadede denetimin önünü kapatmış olmuyor. Üstelik şüphe ve tereddüt cezalandırmanın gerekçesi değildir.
Takas için mekân olarak Türkiye’nin seçilmesi de Türkiye açısından büyük önem arz ediyor. Bu, bir yandan Türkiye’ye olan güveni bir yandan da Türkiye’nin bölgede kazandığı ehemmiyeti ifade ediyor. Türkiye’yle İran’ı sürekli karşı karşıya getirmek isteyen politikaların ve oyunların da başarılı olamadığını gösteriyor.
Dünyada artık statü ve dengeler değişiyor. Dünyaya hükmetme konusundaki politikalarını yürütmeye fazla alışmış güçler de bölgesel dayanışmaları ve bu dayanışmalardan doğan bölgesel güçleri görmek zorunda kalacaklar. Bunu kabullenmek şimdilik kendilerine zor geliyor olabilir ama gelişmeler onları kabule zorlayacak.
Burada şunu özellikle vurgulamak istiyoruz ki insanlığın ikinci büyük musibeti de uluslararası Siyonizmdir. Onun sinsi politikalarının yakın tarihte birçok önemli savaşı tetiklediği, ciddi problemlerin ana kaynağını oluşturduğu biliniyor. Onun kurduğu terör örgütlerinin 62 yıl önce Nekbe yani Büyük Felaket adı verilen olayda girdiği süreçte ortaya çıkan korsan devletin elinde büyük miktarda toplu imha silahlarının bulunduğu da biliniyor. İki büyük felaketin aynı ellerde toplanması felaketin ikiye katlanması anlamına gelir. İnsanlığın artık bu gerçeği görmesi ve iki büyük felaketi bir elde toplayan bu büyük musibete karşı ortak savaş vermesi gerekir.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim