Sıkıcı köyün sıkıcı enstitüsü

18.10.2012 13:25

Dr. Sivilay Genç (Abla)

Soru: Sevgili Sivilay Abla; Bu Toprağın Çocukları filmi Altın Portakal Jüri Özel Ödülü aldı. Filmi izledin mi bilmiyorum ama izlediysen bu kadar kötü bir filmin ödül almasını neye bağlıyorsun? (Tuğçe Şahiner)

Cevap:
Sevgili Tuğçe; filmi izledim, izlemeyen okuyucularımız için önce özet geçelim. Bir elinde saban, bir elinde piyano kâh tarla sürüp kâh ağaç gölgesinde Eflatun okumaları yapan, yüzü aydınlık, kalbi temiz, ruhu engin, iyi insanların bozkırın ortasında elleriyle inşa ettiği beyaz badanalı, sakız sardunyalı, fırsat verilse soğuk füzyon deneylerinde üç aya füzyon reaksiyonunun hayata geçirilip süt sağımının verimliliğinde kullanılacağı bilim yuvası bir Köy Enstitüsü; badem bıyıklı (zaman makinesiyle 1950’lere ışınlanmış nurcu model) kötü polis tarafından zalim kahkahalar eşliğinde yok ediliyor. Her biri bir Nobel fizik, bir Nobel kimya ödülü almaya namzet münevver gençler de kafalarına balta ve sopalarla vurularak öldürülüyor.

Antalya Belediye Başkanı bu filme özel ödül vermesin de kime versin. Onun için rüya gibi bir film. Köy Enstitüleri başarsaydı Tayyip Erdoğan Rize’de çay topluyor, Kemal Kılıçdaroğlu Tunceli’de küçükbaş hayvan sürüsünü otlatıyordu.

Ne alakası var deme. Aslında hikâye çok eskilere dayanıyor. Atatürk ilk başlarda köylüsüyle kentlisiyle tüm ahaliyi bir İsviçreli kadar Batılı yapmak için şartları zorladı. Baktı ki olmayacak, köylüleri gözden çıkardı. Tabii köylülüğü baki kalan köylünün gözden ırak olması, şehirlere doluşmaması gerekiyordu. “Köylü milletin efendisidir” sözü bir şifreydi ve köylünün efendi efendi köyünde oturması hedefini ortaya koyuyordu. “Köylüsün sen köyünde kal enstitüleri” işte o zaman çıktı ortaya.

Köy Enstitüsü’nde öğretilenle uluslararası ticaret yapılamıyordu. Master için Harvard’dan kabul alınamıyordu. Doktor, baytar olunamıyor, en fazla olsa olsa askerde sıhhiye çavuşu olunuyordu.

Enstitü neticede, bir köylünün köyde kalması için gerekli iki temel şeyi öğretiyordu: Çiftçilik ve tiyatro. Ee köylü zaten babadan atadan çiftçiliği biliyor, eli kazma tutmamış öğretmenin kitabi bilgisinden ne olacak. Geriye bir tek tiyatro kalıyor. Kışları uzun ve sıkıcı köy gecelerini şenlendirmek için skeçler sahnelemek adına oldukça yararlı bir bilgi.

Tiyatrocuların, sinemacıların bitmek bilmeyen Köy Enstitüsü seviciliğinin, methiyeler düzen filmler çekmelerinin esas nedeni ise bu.

Aslında köyler hiç güzel yerler değildir. Yazın dondurma bulunmaz. En yakın şehir merkezinden getirmeye kalksan yolda erir. Geceleri kulakları sağır eden bir sessizlik hâkimdir. Kışın soba yanan oturma odası 70 derece, banyo 20 derece olur. Çıt çıkarsan herkes duyar. Dedikodu gırladır. Köy insanı boğar. Köyde enstitü olsa olsa boğma işlemini daha sofistike hâle getirmeye yarar. Şehirlerimizin kıymetini bilelim.


İlk 500 sancısına son


Soru: Sevgili Sivilay Abla; dünyanın ilk 500 üniversitesi açıklandı. Türkiye’den sadece dört üniversite listeye girebilmiş. Bu hâlimizle nasıl daha zengin ve güçlü bir ülke olacağız. (Kamil Sayar)

Cevap:
Sevgili Kamil; dünyanın en ünlü ilk 500 listesine girecek dört pop şarkıcımız çıkmaz.

Dünyanın en çok buluş yapan şirketler listesinde ilk 500’e girebilecek dört teknoloji şirketimiz yok.

Dünyanın en önemli 500 markası içinde bizden beş marka sayamazsın.

Dünyanın en önemli 500 filmi arasında kaç Türk filmi vardır. Bir tane bile aklıma gelmiyor.

Dünya ilk 500 listesinde dört romancımız, gazetecimiz, modelimiz, modacımız yok. İlk 500’de dört üniversite varsa bu büyük bir başarı. Bu sancıdan kurtulmalısın.

***

Toplumsal Onarım ve Siyasal Rehabilitasyon
Anabilim Dalı Başkanı, Ruh ve Sivil
Hastalıkları Mütehassısı

sivilayabla@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim