1. YAZARLAR

  2. Asım Öz

  3. Sıfırıncı Sayıdan Beşinci Sayıya: Doğudan Dergisinin Biriktirdiği
Asım Öz

Asım Öz

Yazarın Tüm Yazıları >

Sıfırıncı Sayıdan Beşinci Sayıya: Doğudan Dergisinin Biriktirdiği

A+A-

Toplumu değiştirmeyi/dönüştürmeyi hedef alan düşünce/ideolojiler her zaman söz uçar yazı kalır prensibinden hareketle yazılı iletişim araçları aracılığıyla düşüncelerini iletmek istemişlerdir. Modernleşme sürecindeki dergicilik birikiminde siyasal dergiler cihetinden bakıldığında Batıcı, Türkçü, liberal, İslâmcı ve sosyalist düşünce göz önüne alındığında kayda değer bir birikim olduğu rahatlıkla görülecektir. Dergiler kolektif anlayışlar bileşkesi olabileceği gibi katılınmamış olunsa bile, farklı bazı düşünce ve kanaatlerin seslendirilmesine bir vesile olması bakımından da önemli tartışmalara neden olmuştur.

Cumhuriyet dönemi sol anlayışı genel olarak kendini Kemalizm’le ilişkili olarak tanımladığından Müslümanların ise uzun dönem soğuk savaş dilinin getirdiği bakiye ile daha çok sağcı damara yaslanmasından dolayı sol ile ilişkileri çok kısır olagelmiştir. Geçtiğimiz yıllarda çokça tartışılan ideolojik netliği, tutarlılığı, olabilirliği gibi daha temel soruları -sağcılığa yaslanmaksızın- bir yana bırakarak başka bir düzlemde tartışılabilecek İslami sol söylemin dergisi olarak görebileceğimiz Doğudan dergisi beşinci sayısına, aslında altıncı sayısına ulaştı.

Her şeyden önce şunu belirtmeliyim: Liberal dilin eskisine yenisine teslim olmadan antiemperyalist ve antikapitalist, toplumsal meselelere duyarlı düşünce üreterek toplumun/toplumların meselelerine çözüm aramak, aynı zamanda entelektüel hayatımızın sığlıktan kurtulması için önemli bir çaba. Gazetelerimiz başta olmak üzere yakın ve uzak komşularımıza dair ekonomiden siyasete, kültürden düşünceye mevcut kısır bakışların dışında; dünyadaki gelişmeleri de anlamaya/fıkhetmeye uygun düşecek,  ‘stratejik bakış’ dışı ve daha çok “sivil” olmayı hedeflemiş yeni düşünce ve kanaatlerin zemini için önemli yazılar yayımlandı geçen bir yıllık süre zarfında Doğudan dergisinde. Bütün bunlara rağmen değiş(mey)en bir dünyayı hakkı ile anlamaya yeterli olamamak gibi daha temel bir sorunu da var derginin.

Doğu Konferansı başta olmak üzere girişilmiş çabanın Mayıs 2007’den itibaren sıfırıncı sayı ile yayın dönemine başlayan Doğudan ile meyvelerini vermeye başladığına şahit olmak şüphe yok ki, güzel bir şeydi. Bu çaba sadece Türkiye’deki egemen siyasal ufku, ‘İslami sol’ diyebileceğimiz bir temelde aşmayı ‘deneme’ gibi önemli bir misyon ve işlev yüklenmedi; ve sadece kendimize ait bir dünyayı zorlama girişimi de olmadı; fakat bütün bunlarla beraber emperyalist talan/yıkım/tahakküm siyasetlerini ve olası çıkış yollarını dergi ve platform “aracılığı” ile anlamamıza da kapı araladı.

Ne var ki, her şey bu kadar değildi, daha da önemlisi; Doğudan aynı zamanda kimi yazılarıyla Dünya ve İslam dergisinin, Kudüs dergisinin yayın hayatından çekilmesiyle oluşan boşluğu doldurmak için entelektüel ve siyasal bir imkân oldu. Doğudan hem teorik bir dergi hem de aktüel bir dergi hüviyeti taşıyor. Fakat giriştiği çaba ve tutumu ile küreselci, neo-liberal kabulleri ve/veya kabul ettirdiklerini yeni baştan gözden geçirmenin gerekli olduğunu hatırlatma ihtiyacı duyuyor her sayısında. Bütün bu yazıların düşünce hayatımıza önemli boyutlarda açılımlar getirdiğini söylemek gerekir. Bunun “İslami sol ve/veya Doğu Konferansı cihetinden” bir açılım olup olmadığı, bu söylemi ve platformu paylaşanlar tarafından elbette tartışılabilir; fakat bugünden geçmişe bakıldığında entelektüel bir düzey ve derinlikle beraber önemli katkılarının olduğu açıktır. Sıfırıncı sayıda yer alan dört tahakküm yazısı derginin enlem ve boylamını ortaya koyuyordu: Siyasi Tahakküm - Kültürel Tahakküm - Fikri Tahakküm -İktisadi Tahakküm

Sıfırıncı sayı ile neyi hedeflediler Doğudan’ın mutfağındakiler bilmiyorum. Ama tam derginin sıfırıncı sayısına odaklanmışken Hüseyin Rahmi Göktaş’ın Şeriati’nin sıfıra dair ifadelerini anımsatan şu ifadelerini okumuştum Runa Simi’de: “Sıfırı birin önüne koyanların yaptıkları iş belki teknik olarak küçük, ama insanlık için büyük bir hatadır” Sıfırı tüketmek yada sıfırdan inşa etmek gibi deyimlerde var tabii. Herhalde Doğudan sıfırdan inşayı vurgulamak için böyle bir tercihte bulunmuş.

  İdeolojik ön yargılara ve güvensizlik telkin eden kültüre karşı cephede ileri bir mevzi teşkil edeceğine vurgu yapan dergi yayınlanma gerekçesini ilk/sıfırıncı sayısında şöyle özetliyordu: “Her yayın gibi, doğudan da onu yayımlayanların gözlediği bir ihtiyaçtan doğdu. Bu, Orta Doğu’da ve Türkiye’de egemen çevrelerin uyguladığı siyaset ile büyük halk kitlelerinin eğilimleri ve hissiyatı arasındaki çelişkiden doğan bir ihtiyaç idi. Dergiyi çıkarmak üzere bir araya gelenlerin ortak görüşü, bölgemize emperyalist müdahaleler ve devletlerin uyguladığı politikalar ile bölge halklarının çıkarları ve özlemleri arasında büyük bir kopukluk olduğudur.”

Doğudan dergisinin özellikle gündem yazılarında var olan dünya ve ülke gerçekliğini başta Mehmet Bekaroğlu, Nuray Mert olmak üzere kendilerini var eden anlayışın amaçları bağlamında eleştiriye tâbi tutması; toplumsal açıdan şimdilik yeni pratiklerin kazanımına fazla katkısı olmamıştır dense bile, önemli sayılmalıdır. Önemlidir; çünkü neredeyse entelektüel ve siyasal bir alışkanlık haline gelmeye başlamış olan, her düşüncenin küreselci, neoliberal, serbest piyasacı dalgaya teslimiyeti ya da AKP’ye endekslenmesi gibi alışkanlıkların sorgulanmasına sebebiyet vermektedir. 2007-08 Türkiye’sinin özellikle okur profili açılarından bambaşka olduğu bir gerçektir. Günümüzün okur tipinin hakim karakteristiği genel olarak bu eğilim yada bunun karşıtı olarak görebileceğimiz ulusalcılarla karakterize olmuş durumdadır. Doğudan dergisinin aykırılığı burada yatıyor. Alçakgönüllü olmaya gerek yok, beğenelim, beğenmeyelim, düşünmenin tarihine yapılmış devasa bir katkıdır Doğudan dergisi, bundan dolayı yaptığı iş büyüktür ve kendisini kutlamak gerek. Doğudan‘ın makus talihi galiba biraz da burada yatıyor. Büyük söylemler kotarmaya çalışıyor ama bocalıyor. İslami olanla ilgili kafa karışıklığı bariz biçimde görülüyor dergi sayfalarında. Çoğu dergide gördüğümüz AKP-AK Parti kelimelerinde belirginleşen ikircim burada gözükmüyor. Ama başörtüsü/türban noktasında Mehmet Bekaroğlu’nun yazılarında bile oturmamış emanet bir dil kullanılıyor. Kimi zaman başörtüsü kimi zaman türban demek Bekaroğlu için kanımca bir karışıklıktır. Abartıyor muyum bilmiyorum?

Kabul ediyorum farklı ideolojik ve pratik kumaşlardan gelen insanlarla ortak bir dil tutturmak ve Doğudan gibi bir dergiyi çıkarmak, zor iş. Ama temel meselelerde biraz dikkatli olunması gerekmez mi? Gelin Fikret Başkaya’nın Doğudan’ın son sayısında (yani beş numaralı) yer alan Emperyalizm ve Emperyalizm Karşıtlığı Üzerine başlıklı yazısında yer alan şu satırları okuyarak derginin çelişkili söylemini saptamaya çalışalım: “Şimdilerde emperyalizm karşıtı olduklarını söyleyen iki akım var: Politik İslam ve ‘Ulusalcılık’.Politik İslam’ın ne mülkiyet sorunuyla ne de kapitalizmle ilgili bir sorunu veya kaygısı var. Üretim ilişkilerini hiçbir zaman sorun etmiyor. Alternatif bir toplum projesine de sahip değil.Yegane amacı iktidarı ele geçirmek.Böyle bir hareketin emperyalizm karşıtlığı iddiasının hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Esasen orada söz konusu olan, emperyalizm karşıtlığından çok, yabancı düşmanlığıdır. İçerdeki sorunların nedeni (elbette tek neden emperyalizm ve dış sömürü değil) olarak kapitalist emperyalizm değil yabancılar, Amerikalılar, İngilizler, Fransızlar, vb. görülüyor ve bu tür bir ideolojik manipülasyonla kitleleri aldatmak, oyalamak kolaylaşıyor.Daha da önemlisi Politik İslam’ın baştan bir ideolojik-politik bir manipülasyon aracı olarak bizzat emperyalistler tarafından “icat edilmiş” olmasıdır.Politik İslam daha 1920’lerde İngiliz şarkiyatçıları tarafından peydahlanmıştı”. İfadelerin son kelimesinin Türkçe’de taşıdığı anlamı bir düşünelim lütfen. İkinci olarak Başkaya’nın bu tezlerinin ulusalcılardan ya da Samir Amin’in Müslüman Kardeşler’i değerlendirmesinden bir farkı var mı Allah aşkına? Başkaya’nın Türkiye’deki ve başka yerlerdeki İslamcılık tartışmalarına uzak kalışından öte komplocu bir bakış açısıyla meseleye yaklaşması da önemli bir zaaf olarak değerlendirilebilir. Gerçi gerçekten İslamcılığın ve Müslümanların meselelerine ilişkin tartışmalar, değişik İslami çevrelerce yürütülen brüt tartışma toplamı içinde pek büyük olmayan bir cüz - ama olduğu kadarıyla, daha fazla temas ve inceleme gerekirdi diye düşünüyorum. Bu toptancılık Fikret Başkaya’ya yakışmıyor doğrusu.

Yine derginin son sayısında yayınlanan Elçin Kurbanoğlu-Sheila Pelizzon imzalıDoğuda ve Batıda Kadınlara Baskı ve Yanılgılar başlıklı yazı başörtüsü konusundaki kafa karışıklığının nerelere varabildiğini göstermesi bakımından ilginç.

Feminen bakış açısıyla başörtüsünün İslamcılar tarafından abartıldığından,kadınların kendilerinin taraf olmadığı siyasi oyunlarda piyon olarak kullanımına, AKP-CHP arasında başörtüsü üzerinden yürütülen tartışmada taraf seçme ödevinden kaçarak meseleyi toplumsal,ekonomik koşulların iyileştirilmesi için mücadele etmeyi erteleyen bir oyun olarak algılamakla ciddi bir yanılgıya düşülmektedir.Yazıda kabul edilmesi gereken çok açık,net noktalar olmakla birlikte bu tür kılçıklı unsurlar yazının omurgasını darmadağın etmeye yetiyor. Doğudan’da özellikle İslami olanla ilgili bu dikkatsiz dil kullanımı okurlarda hayal kırıklığı oluşturuyor mu bilemiyorum. Bu belki derginin ağırlıklı yazar kadrosunun gençlerden oluşmasından kaynaklanan bir durum olarak algılanabilir. Ama ‘Mehmet Abi’ ve ‘Nuray Abla’da da benzer sorunlar olduğu hatırlandığında meselenin gençlikle yaşlılıkla alakasının olmadığı rahatlıkla görülecektir kanaatindeyim. Ama beni ciddi biçimde rencide ettiğini belirtmeliyim. Bu noktada temel beklentim bu deverâna acilen “teorik bir müdahale” edilmesi gereğidir. Doğrusu, İslam dünyasındaki fikriyatın gelişimi; belirli düşünce çizgilerini, belirli mektepleri veya tartışmaları aktarmak için zaman zaman yapılan hamlelerde de benzer sorunlar söz konusu. Bu arada gayet önemli ve faydalı metinler yayımlanmadı değil -fakat fikr-i takip kesinlikle yetersiz. Dolayısıyla, Doğudanda olumlu veya olumsuz anlamda ‘İslami Sol’a ilişkin kayda değer bir teorik altyapı beklentisi boşa çıktı demek erken verilmiş bir hüküm olmasa gerek.

Doğudan beklenen ve bilhassa beklenmesi gerektiğini düşündüğüm bir başka hizmet, yakın coğrafya ile ilgili her türlü teferruata, kültürel alanı da dahil ederek ‘iyi’ bakmasıdır. Ama bunu daha donanımlı bir biçimde bir ya da birkaç kitapla sınırlamadan yapmayı gündemine alması gerekiyor. Bir eksikde edebiyat, Doğudan toparlamaya çalıştığı kültürel coğrafyadan şiir ve hikâye yayımlamayı olmazsa olmaz bir gereklilik olarak benimsemelidir. Edebiyat eleştirisi ve adı edebiyat eleştirisi olmasa da edebiyatın biriktirdiği malzemeyi bol kepçe kullanan yazılar, has denemeler de çok çok az çıkıyor. Başka yerlerde de az çıkıyor, ama Doğudan’da daha da az çıkıyor. Akademik üslûbun deneme üslûbuna galebe çaldığını ayrıca belirtmeye gerek yok sanırım.

Kişisel kanaat olarak: Doğudan ve ona gönül ve emek vermiş çevreyi; katılınmayacak çok temel yanlışlarına karşın, kapitalizm ve emperyalizm karşısında mazlumdan yana olarak bir araya gelmiş bir topluluğun ‘İslami sol düşünce/nüvenin’ ‘imkânları’ ile kurtuluş/çözüm yolu arayanlar olarak görmekteyim. Doğudan’ın bundan sonraki yayın hayatının, sol açısından geliştirdiği dikkatli dilin Müslümanlar bakımından da geliştirilerek, devamını diliyorum.

YAZIYA YORUM KAT