1. YAZARLAR

  2. Orhan Miroğlu

  3. Siber ordular ayaklanması
Orhan Miroğlu

Orhan Miroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Siber ordular ayaklanması

A+A-

Hamit Bozarslan’ın Ortadoğu’da şiddetin tarihini irdelediği İletişim’den çıkan yeni kitabı, Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi adını taşıyor.

Bozarslan’ın kitabı, yeni ufuklar açıyor insana, doğrusu mükemmel bir araştırma..

Konusu alabildiğine kapsamlı.

Yüzyıla yayılan devletleşme ve uluslaşma hareketleri, diktatörlere karşı girişilen başarısız ayaklanmalar, bu ayaklanmaları bastırmak için başvurulan şiddet pratikleri, Baas partilerinin Suriye ve Irak deneyimi, Arap milliyetçiliğinin başka Arap devletlerinden farklı olarak köklü bir devlet geleneği olan Mısır’daki serüveni..

Ortadoğu’daki yeni ve umut verici sürece, şiddetin bu coğrafyadaki tarihi üzerinden bakılabilir. Şiddetin miadını doldurduğunu söylemek belki erken, ama şiddet uygulama alışkanlığı başta olmak üzere, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylemek, hiç de erken sayılmaz.

Bu anlamda tarihin sonuna gelindi belki..

Bir zamanlar, Cemal Abdulnasır’ın ve Enver Sedat’ın yönettiği Mısır, şimdi yeni bir ayaklanmanın belki de geç kalmış yeni bir burjuva demokratik devrimin arifesinde bulunuyor.

Devrimin öncüsü ise, hareket kabiliyetini internetten alan siber halk ordusu.

Siber halk ordusunun yarattığı ve Ortadoğu’yu sarsan dipten gelen bu yeni dalgayı anlamak için “Ortadoğu’da şiddet hakkında çalışmak, mayınlı araziye girmeyi kabullenmek anlamına gelir” diyen Bozarslan’ın kitabını tam da bugünlerde okumak gerekir.

Anlaşılan Bozarslan’ın sözünü ettiği mayınlı arazilerin temizleneceği bir döneme girdik.

Geç kalınmış bir dönem bu aslında.

Gerçi daha 1990’lı yıllarda Latin Amerika’da ve Doğu Avrupa’da başlayan demokrasi ve değişim rüzgârının çok sürmeden Arap coğrafyasını da etkisi altına alacağı tahmin ediliyordu.

Ama bu tahminler yirmi yıl sonra ve şimdi gerçeğe dönüşüyor ve galiba şiddetin belirlediği bir tarihin de sonuna geliniyor

Despotik rejimlere karşı ayaklananların her defasında yenilgiye ve katliamlara uğratıldığı bir dönem kapanıyor.

Ortadoğu’da otoriter yönetimlere karşı gerçekleşecek ayaklanmaları bekleyen yegâne sonuç yenilgi ve bozgun değil artık.

Üçüncü dünyanın çapsız diktatörleri, kendi halklarına zulüm uygularken eskiden Batı’yı da yanlarına alabiliyor, şiddeti bir “çözüm” imkânı olarak kullanabiliyorlardı.

Ama diktatörler hiçbir ülkede, artık kitlesel katliamları göze alacak durumda değiller.

Böyle bir şeye cüret ettiklerinde hayatlarının Saddam gibi, ya karanlık bir tünelde sona ereceğini, ya da, beynelmilel bir savaş suçlusu olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde mahkûm olacaklarını biliyorlar.

Dünyayı karşılarına alıp, halk ayaklanmalarını şiddetle bastıracak güçleri kalmadı.

Demokrasi talep ederken, silah kullanan kimse de yok. Daha özgür, daha eşit ve daha adil bir sistemde yaşamak isteyen silahsız halk kitleleri var karşılarında.

Mısır, Tunus gibi ülkeleri sarsan halk ayaklanmalarının nerede duracağı belli değil artık.

Ama gerçek şu ki, bu ülkelerde halk 21. yüzyılın ilk çeyreğinde kendi tarihinin öznesi haline geliyor ve bunu hiçbir şey durduramaz.

Etnik çatışmalar, milliyetçi ideolojiler, Ortadoğu halklarına çok şey kaybettirdi.

Baskıcı rejimler, halklarını demokrasinin Batı’nın icadı bir tuzak olduğuna inandırmışlardı.

Aslına bakarsanız Batı’nın da bu ülkelerle kurduğu ilişkilerde tercihi demokratik rejimler değildi.

Ama dünya öyle bir değişti ki, artık demokrasiyle yönetilen bir devletin, gidip de üçüncü dünya ülkelerinin diktatörleriyle siyasi ilişkiler kurması utanılacak hale geldi.

Dünyanın değişimine geç kalmış ülkelerde ise, halk şimdi demokrasi talep ediyor. İletişim araçları tankın, topun önüne geçiyor. Kahire caddelerindeki siber ordulara karşı Mübarek’in ordusu ve Muhaberat’ı acz içinde.

Dün, askerlik mesleği bütün Arap ülkeleri için kutsaldı ve herşeyi belirliyordu.

1933’te Irak’ta Eğitim Müdürlüğü görevine getirilen Sami Şevket şöyle diyordu:

“Demir ve ateşle ölüm mesleğinde kusursuz hale gelmeyen bir ulus, yabancı orduların at nalları ve çizmeleri altında can vermeye mahkûmdur.. Ölüm mesleğini, ordu mesleğini, kutsal askerlik mesleğini kusursuzlaştırmak bizim vazifemizdir..” (Aktaran Hamit Bozarslan, Ortadoğu:Bir Şiddet Tarihi, İletişimYayınları, s. 68)

Bu anlayış sadece Irak’ta değil, ama Suriye’de, Mısır’da hâkim bir anlayıştı.

Arap dünyasında eğer bu anlayış geçerli olmaya devam etseydi, bizim solun tahminleri muhtemelen doğru çıkacak ve Irak işgalle beraber yeni bir Vietnam olacaktı.

Ama böyle olmadı, çünkü bu ülkeyi otuz yıl yöneten Baas Partisi hiçbir zaman Irak ulusunu temsil eden bir parti olmadı. Saddam’ın kanlı diktatörlüğü, partimonail bir iktidar olarak başladı ve öyle de bitti.

Ortadoğu’nun tarihinde ordular –Mısır’da Hür Subaylar- siyasal yaşamın belirlendiği kurumlardı. Statükonun korunması için bu yetmeyince, ordulara güçlü Muhaberat (İstihbarat) teşkilatları eşlik etti. Devlet başkanlarının ülkeyi yöneten siyasal kadroları ordu içinden seçiliyorlardı.

Nasır’ın siyasi kadrolarının yüzde 65, 4’ü asker kökenliydi. Bu oran Sedat ve Mübarek döneminde epey azalmış olsa da, ordunun ülke yönetimindeki tartışılmaz gücü hiçbir zaman sorgulanmadı.

Mübarek’in İstihbarat Başkanı’nı yardımcılığına ataması, bu isyan günlerinde bile, hâlâ ders alınmadığını ve Mübarek yönetiminin İstihbarat’tan medet ummaya devam etiğini gösteriyor.

Mısır’da isyancıları biraraya getiren yegâne talep demokrasi ve değişim talebidir.

Mısırdaki halk ayaklanmasında, Müslüman Kardeşler örgütü öne çıkmış görünüyor, ama ayaklanmayı sadece bu örgütün siyasi varlığı ve çabasıyla açıklamak doğru olmaz.

Müslüman Kardeşler örgütü, bir zamanlar Mısır’ın en güçlü örgütüydü.

Kurucusu Hasan El Benna “Darül-İslam”da (İslam Âleminde) şiddete başvurmayı reddediyordu. Ama devlet şiddeti yegâne araç haline getirince bu örgütün siyasi kadroları da şiddete meylettiler. Daha sonra Mısır’da asılacak olan Seyyid Kutup, Hasan El Benna’dan farklı bir yol izlenmesinden yana oldu. İslami fundamentalizm uzun yıllar Seyyid Kutup’un fikirleriyle beslendi.

Şimdi bu da aşılıyor.

Ortadoğu’nun siber ordularını harekete geçiren ne Arap milliyetçiliğidir, ne radikal İslam.

Dünyaya benzeme çabası, hepsi bu.


orhanmir@hotmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT