1. YAZARLAR

  2. Ahmet Varol

  3. Şeytanın Hedefini Taşlamak
Ahmet Varol

Ahmet Varol

Yazarın Tüm Yazıları >

Şeytanın Hedefini Taşlamak

A+A-

Tutarsız ve mantık dışı komplo teorilerini bir kenara koyduğumuzda Mısır’da cuntaya, diktaya, çağdaş emperyalizmin bu ülkeye yönelik politikalarına ve siyonist işgalle işbirliğine karşı savaş verildiğini görürüz.

Bu savaşta farklı siyasi akımlar, partiler ve oluşumlar ortak zeminde bir araya gelmiştir. Kendi özellerinde farklı görüşleri ve söylemleri olsa da diktaya karşı mücadelede ortak söylemde birleşiyor ve aynı şartları dile getiriyorlar. Biz de zulme karşı mazlumların, direnenlerin yanında yer almalıyız.

Özelde görüş farklılıklarımız ve eleştirilerimiz olsa bile bugün zulme karşı mücadelede takınmamız gereken tavır zalime karşı, mazlumun ve direnenin yanında olmaktır. Zulme karşı direnenlere yönelik haklı ve doğru eleştirilerimizi bile mücadelenin oluşturduğu ortam gereği rafa kaldırmamız gerekirken tamamen haksız ithamlardan ve iftiralardan oluşan taşlar atılmasının zalimlerin önünü açmaktan başka bir rolü olamaz. Yani böyle bir taşlama şeytanın değil şeytanın hedefinin taşlanmasıdır.

Bugün Mısır’daki gelişmelerle bağlantılı olarak ABD’nin taşlanması büyük şeytanın, siyonist işgalin taşlanması orta şeytanın, Hüsni Mekruh’un ve rejiminin taşlanması küçük şeytanın; işbirlikçi diktaya karşı mücadelenin ve ona katılanların taşlanması ise şeytanın hedefinin taşlanması gibidir. Yaptığın taşlama da durduğun yeri belirler. Çünkü bir noktayı taşlamak onun karşısına geçmekle mümkündür.

Haklı ve meşru direnişin taktik ve strateji hatasına düşmemesi için yapılacak eleştirilere ve uyarılara  sözümüz yok. Çünkü bu tür eleştiriler ve uyarılar halis niyete dayanır ve haklı direnişin lehinde amaç taşır. Bizim sözümüz tamamen yersiz, zamansız ve haksız ithamlara ve iftiralara yöneliktir.

Adam, Müslüman Kardeşler’in “Vehhabi hareket” olduğu iddiasından yola çıkarak güya eleştirilerde bulunuyor. Yine bu iddiasından yola çıkarak cemaate “İmam Şafii’yle barışması” önerisinde bulunuyor.

Her şeyden önce Müslüman Kardeşler itikadi ya da fıkhî bir mezhep ya da akım değildir. Bu konuda çerçeveyi geniş tutan ama esasta ümmetin yeniden İslâmî kimliğine, bütünlüğüne ve özgürlüğüne kavuşması için başlatılmış sivil, siyasi ve toplumsal harekettir. Bünyesinde selefi görüşte olanlar bulunduğu gibi tasavvufi akımlara da kapıyı açık tuttuğu biliniyor. Ama bir tasavvufi cemaat de değildir.

Bu cemaat ne zaman İmam Şafii’yle arayı açmış ki onunla barışmaya ihtiyaç duysun? Cemaatin lider kadrosunun çoğunun fıkhi konularda İmam Şafii’nin içtihadına göre amel ettiği biliniyor. Böyle bir iddiayı “eleştiri” kalıbına sokup kafa karıştırmak aslında kendi cehaletini ifşadan başka bir anlam taşımaz.

İddiaların makul yanı olmamakla birlikte diyelim ki cemaat mensuplarının selefi görüşlerini reddediyor olsan da bu senin tercihindir. Senin doğruyu muhataplarının ise yanlışı seçtiklerinden emin olduğunu söyleyemezsin. Bu tutumunla asıl sen İmam Şafii’nin çizgisinden uzaklaşıyor, ona sırtını dönüyorsun. Çünkü onun metodu; “Bizim görüşümüz doğrudur, yanlış da olabilir. Başkasının görüşü yanlıştır, doğru da olabilir. Kim daha tutarlı bir görüş ortaya koyarsa onu alırız” sözünde şekilleniyor.

Farz edelim ki doğru konuşuyorsun. Şimdi mi aklına geldi? Tam da Müslüman Kardeşler’in zulme ve diktaya göğüs gerdiği sırada. Hizbullah’ın tam da siyonist saldırganlara göğüs gerdiği sırada birilerinin kalkıp bu hareketin Şii olduğunu hatırlamaları gibi.

İhvan liderleri Suudi Arabistan’a sığınmış da onun tekeline girmiş ve görüşlerini dillendirmişmiş! İslâm âlemindeki dikta rejimlerinden dolayı İhvan liderlerinden çok farklı ülkelere gidip yerleşenler oldu. Bunların her biri gittikleri ülkelerin tekeline girmiş ve onların söylemlerini dillendirmiş olsaydı İhvan’ın şimdi en az yüz ayrı kanadının olması gerekirdi. Kaldı ki cemaatin önde gelen lider kadrosundan Suudi Arabistan’a yerleşen Muhammed Kutub’dur. Onun da gayet itidalli bir çizgisinin olduğunu ve iddia edildiği gibi bir söyleme sahip olmadığını kitaplarını okuyan herkes bilir. Ayrıca Suudi Arabistan’ın İhvan’a kapıları tamamen kapalı tuttuğu ve hiçbir çalışmasına izin vermediği de biliniyor.

İddiaların sahibi yazısının bir yerinde İhvan’ı radikal söylemden “ılımlı İslâm”a çağırırken diğer yerinde bu cemaat yoluyla İslâmî söylemi sekülerleştirme çabasına dikkat çekiyor. Yani bir yerde beyaz dediğine diğer yerde siyah diyor. Diğer iddiaları da benzer çelişkilerden ibaret.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT