1. YAZARLAR

  2. KENAN ALPAY

  3. Seyrelen Şantaj İhtimalleri mi Sizi Çileden Çıkarıyor?
KENAN ALPAY

KENAN ALPAY

Yazarın Tüm Yazıları >

Seyrelen Şantaj İhtimalleri mi Sizi Çileden Çıkarıyor?

A+A-

Süleyman Şah türbesinin Karakozak’tan Eşme’ye nakli eşi bulunmaz modern bir kahramanlık hikâyesi değil tabii ki. Ama ortaya çıkan tartışmalara, tartışmalara zemin oluşturan kavramsallaştırma ve kıyaslara bakacak olursak Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketiyle karşı karşıya olduğumuz ayan beyan ortadaymış.

Ricat mı, iflas mı, alay konusu mu, kabir kaçırma mı?” Aklınıza gelebilecek hemen her türlü istihza ve çarpıtma kapsamlı bir seferberlik halinde devreye sokuldu. Klasik ‘vatan sevgisi-vatana ihanet’ polemikleri de en alt seviyeden piyasaya sürülmezse zaten tablo eksik kalırdı. Türbe’nin nakli bahanesiyle kimin içinde ne kadar öfke veya beklenti varsa dışa vuruldu. Bütün araç ve aktörleriyle siyasetin karşıtının zaaflarından beslenmeyi, en makul pozisyonlarını bile zaafa dönüştürmeyi teamül edinmiş işleyişini bilenler açısından aslında ortada şaşırtıcı bir durum da yok.

Sembolü Kan ve Kudretle Korumak

Bütün hesapları iktidarı ele geçirmek üzere yapanlar siyasi ve askeri durumun esaslı bir envanterini döküp, kapsamlı bir muhasebeye girişmeyi pek az tercih ediyorlar. Süleyman Şah türbesinin naklini hayat-memat meselesi haline dönüştüren mantık ister milliyetçi-ulusalcı isterse sosyalist veya liberal cenahtan tezahür etsin açık bir psikolojik savaşın tüm vasıf ve araçlarını donanmış halde karşımızda durmaktadır.

Süleyman Şah türbesinin nakli Türkiye açısından stratejik değil taktik bir hamledir. Hem zamanlama hem de tercih edilen bölge açısından riskleri minimize eden rasyonel bir kurgusu var. Zamanlama açısından da bölgeye giriş çıkış yaparken hem PKK-YPG hem de IŞİD unsurlarıyla hiçbir sıcak temas sağlamaksızın operasyonun tamamlanmış olması da iyi bir planlamanın göstergesidir. İlaveten Esed/Baas rejimi ve müttefiki İran-Hizbullah ile zaten sıcak bir temas düşünülemezdi çünkü o bölgeden tamamen sökülüp atılmışlar çünkü.

Süleyman Şah Türbesi’ne veya muhafız taburundaki askerlere yönelik bir saldırı olmayışı, herhangi bir esir ve buna bağlı olarak infial yaratacak cinayet görüntüsü ortaya çıkmayışı kimileri için ciddi bir üzüntü kaynağı oldu. Şah Fırat Operasyonu ismiyle gerçekleştirilen askeri intikali kimileri PKK-PYD’nin izin ve desteğine kimileri de IŞİD’le işbirliğine yorumlamakta pek heveskâr ve iştahlı davrandılar. İlle bir muhtaçlık ilgisi, bağımlılık ilişkisi ve gölgede kalma algısı oluşturmak için adeta çırpındılar. İş PYD-YPG güçlerinin silah ve mühimmat sayımı yaptığı iddiasına kadar gitti.

Makul ve mantıklı olan, insani ve hukuki olan kan dökülmeden, insan kaybetmeden, sonu belirsiz bir çatışmaya bulaşmaksızın askeri veya siyasi bir hamle yapmak değil midir? Öyledir. Ancak türbe veya bağlantılı bir başka mesele üzerinden yeni bir zaaf noktası belireceği beklentisiyle pembe hayaller kuranlar silahlar-bombalar patlamadığı için uyanmak durumunda kaldılar.

Türbelerin Dili, Türbecilerin Dini

Cengiz Çandar’ın şu değerlendirmesine bakalım mesela: “Türkiye, tekrar edelim, sınırlarının 33 kilometre güneyindeki 8797 metrekarelik –bir futbol sahası büyüklüğünde- “toprağını” IŞİD karşısında koruyamayarak terketmek zorunda kalmıştır. Konunun geri kalan kısmı da, bir yığın abuk subukluğu ve soru işaretlerini içeriyor.” Çandar sonucu nereye bağlıyor peki: Şah-Fırat Operasyonu”, Türk dış politikasının Ortadoğu’da “iflas belgesi”dir. Ahmet Davutoğlu’nun “stratejik derinliği”, Türkiye sınırlarından sadece 180 metre kadar uzaklıktadır.

Bir futbol sahası büyüklüğündeki toprağı terk etmek iflas, bunu izaha girişmekse abuk subuk konuşmak oluyor. İyi o zaman, sadece Irak ordusu ve İran ordusu değil ABD ve bir sürü müttefiki Musul başta olmak üzere Irak’ın üçte birini neden IŞİD’den arındıramıyor? Irak ve Suriye’deki IŞİD’in askeri varlığını insanları ahmak yerine koyar gibi bir futbol sahası kıyasıyla analize kalkışmak da nedir? AB ve ABD’nin namı hesabına Türkiye’ye kahramanlık türküsü okumaya, savaş tamtamları çalmaya çok mu heveslisiniz?

İran’ın Kudüs Ordusu, Devrim Muhafızları Ordusu, Lübnan Hizbullahı ve bölgeden toplanıp askeri eğitim ve donatımla cepheye sürülen binlerce paramiliter unsuru Suriye ve Irak’ta ne yapabiliyor? İranlı generaller, subaylar, askerler türbeleri koruma bahanesiyle en çirkin suretleriyle işgalci katiller sürüsüne dönüştü bütün dünyanın gözleri önünde. Türbelerin dini adına savaşan eli kanlı katiller, tecavüzcüler ve Esed/Baas rejiminin lejyoneri oldular. Sonuç Irak ve Suriye, İran’ın zevalini hızlandıran hazin bir coğrafyaya dönüşmesidir.

Çandar’la aynı frekanstan ama Brüksel radyosu gibi değil de Tahran radyosu gibi yayın yapan Fehim Taştekin de türbe nakli gibi son derece normal bir durumdan bakın neleri ispata girişmiş. “Türkiye uluslararası hukuku ihlal etti ve Türkiye gaspçı konumuna düşürüldü.

Türkiye kısa sürede berbat bir sicil edindi.” Neyse ki PYD-YPG temsilcileriyle temas, koordinasyon ve yardım konusunda anlaşılmış da operasyon birlikte yürütülmüş. Hatta YPG temsilcileri Ankara’ya gelip operasyon planını birlikte şekillendirmişler. Erdoğan ve Davutoğlu’na ne mi düşüyormuş: Elbette PYD-YPG’ye şükran duymak!

Gerilim ve feryadınızın dış politikaya ilişkin üç gerekçesi çok açık: IŞİD’le savaşa sokamadınız, YPG ve Baas rejimiyle müzakereye oturtamadınız, AB ve ABD’nin emir kulu kılamadınız.

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum