1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Şeyh Sâîd'e Mektup
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Şeyh Sâîd'e Mektup

A+A-

     Boğardım zûlmün nefesini sinmemiş olsaydı kokusu tenime...

 

     Alıp başucuma koyardım ayaklarının yalın seslerini nereye baktığını bilseydim gözlerinin...

 

     Kalbime gömerdim mesajını ip olduğunu bilseydim boynunda...

 

     Belki de seni sehbâdan bulutlara savuran rüzgâr olurdum...

 

     Ya da can verdiğin yerde biten bir karanfil.

 

     Ağıt yakanların çığlığıyla düğümlerdim çocuksu bakışlarımı.

 

     Anneler çocuklarının başucunda ağıt yakmayı kanıksadılar, kara çarşaflarını ıslak kipriklerine düğümleyerek.

 

     Babalar tütünlerini gece de içiyorlar n'edeyim.

 

     Neden okulda başka dil, evde başka dil konuştuğunu anlıyor artık boynu bükük çocuk.

 

     Askerî jiplerin ardına her asılışında annesinden neden dayak yediğini de.

 

     Hava kararır kararmaz derhal eve dönmenin gereğinin nereden geldiğini de kavradı.

 

     İki dili konuştuğumuz için kızılderililer, beyaz adama dedikleri gibi, bize de "çatal dilli" derler mi acaba? Sanmam, çünkü iki dilliliğimiz yalancı oluşumuzdan değil, yalancılara kanmamızdan.

 

     Ey zûlüm! Bit ve miâdını doldur artık sen de; her sürecin bir âkıbeti vardır.

 

     Qûr'ân'ın yetmiş yerinde adı geçen SABR'ı ben yetmiş yıldır göstermekten yorgun düştüm...

 

     Zorakî göç yollarındaki yorgunluk nedir ki?

 

     Komşu tarlalarda kendi diliyle söylenen şarkıları özgürce dinleyebilsin Seré Kanî ve Núséybîn halkı.

 

     Dikenlitellerden uzanan bedenlere jandarma jopu yemeye değmez mi?

 

     Değmez mi akrabayı akrabadan, kardeşi kardeşten ayıran uluslararası sınırları çiğnemeye?

 

     Değecektir "yanlışlıkla" kalleş kurşunu yemeye.

 

     Akşam dokuzdan sonra da sokağa çıkabilecektir bir gün ümmetin yetimleri.

 

     Geceler çöktüğü an yeryüzünün doğduğum coğrafyasına, bir ses yükselsin fecrin ortadoğusunda ve gecenin güneydoğusuna.

 

     ...Ve bir denge bozulsun çocuğunu emziren annenin yüreğime hapsettiğim bakışlarında.

 

     Neden bildiğimiz tüm şarkılar götürülmekten ve geride bırakmaktan sözediyor?

 

     Neden nakaratlarda "dayé, dayé!" diye inliyoruz hep?

 

     ... Ve neden bana hiç bir şeyin her şeyden öncesini göstermiyorlar?

 

     Bir ölüm sinmiş, bir vâhşet, bir kahrolası zor, hayatın yeniden başladığı, iki defa iki nehir arasına.

 

     Ey Şeyh Sâîd!

 

     Sen ki bir Kerbelâ yaşattın Amed'in çîya ve zozanlarına ve Hûseynî bedenini fedâ ettin âzîz İslâm'ın yoluna.

 

     Başladığın yer zûlmün, küfrün, tâğutun, ğâsbın ve emperyalizmin bittiği yer olacaktır.

 

     Başkaldırdığın yer, Hizbuşşeytan'ın ömür yıldızının battığı yer olacaktır.

 

     Doğduğun yer, sömürgeciliğin ve yayılmacılığın öldüğü yer olacaktır.

 

     Sen eskidikçe üzerimizdeki zûlüm ve baskılar arttı; zûlüm ve baskılar arttıkça Sen yenileştin.

 

     Metin Yüksel'ler, Şeyhmus Durgun'lar, Abdulhâmid Turgut'lar ve Orhan Korkmaz'lar yetişti bu yolda.

 

     Sana biri kötü, biri iyi iki haberim var:

 

     Kötü haberim, Senin gidişinden sonra, yokluğundan cesâret alan emperyalist güçler, ümmetin kalbine hançer gibi saplanan siyonist İsrâil devletini kurdular Filistin topraklarında.

 

     İyi haberim, o İsrâil'in sonu gelmiştir.

 

     İzzeddîn el- Qassâm'lar, Hacı Emîn el- Hûseynî'ler baş koydu bu yola.

 

     Abbas Musawî gibi bir öndere sâhibiz şimdi.

 

     "Ğalîb gelecek olan Hizbullâh'tır." ( Mâide, 56 )

 

     "Kurtuluşa erecek olan Hizbullâh'tır." ( Mûcâdele, 22 )

 

     Senden sonra İSLÂM İNQLÂBI nâsîb etti bize uğrunda başını verdiğin Yüce Râbb.

 

     "We'l- Fecr." ( Fecr, 1 )

 

     Kerbelâ'dan Pîran'a ve Pîran'dan Beheşt-i Zehrâ'ya al bir çizgi çektik şimdi.

 

     "Zûlmedenler yakında nasıl bir inqılâbla yıkılıp devrileceklerini göreceklerdir." ( Şuâra, 227 )

 

     "Allâh'ın yardımı ve fetih günü geldiğinde ve insanların akın akın Allâh'ın dînine girdiklerini gördüğün zaman..." ( Nasr, 1 – 2 )

 

     Ey Şeyh Sâîd!

 

     Mazlûmların, mustaz'âfların, mâhrumların, yalınayaklıların, hakları elinden alınanların, "bese, bese" diye inleyenlerin, "dayé, dayé" diye ağıt yakanların, "hawar, hawar" diye feryâd edenlerin rehberi!

 

     "Allâh'ı, zâlimlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma! Onların azabını, gözlerin dehşetle dışarı fırlayacağı bir güne ertelemektedir." ( İbrahim, 42 )

 

     Ey Şeyh Sâîd!

 

     "Kendilerinden öncekilerin başlarına gelenlerin, kendilerinin de başlarına gelenler" ( Baqara, 214 )'in rehberi!

 

     "Zâlimlere, yaptıklarından ötürü Allâh katında bir aşağılık ve çetin bir âzab vardır." ( En'âm, 124 )

 

     Ey Şeyh Sâîd!

 

     Ümmetin yetimlerinin rehberi!

 

     "Dîni yalanlayanı gördün mü? İşte odur yetimi itip kakan ve odur yoksulu doyurmak için önayak olmayan." ( Mâun, 1 – 3 )

 

     "Size ne oluyor ki Allâh yolunda ve 'Râbbimiz! Bizi, halkı zâlim olan bu beldeden çıkar, bize katından bir welî gönder, bize katından bir yardım eden yolla' diyen zayıf bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?" ( Nisâ, 75 )

 

     "Biz istiyoruz ki mustaz'âflara lütfedelim, onları yeryüzünde önderler yapalım, onları ( Fîr'awn mülkünün ) vârisleri kılalım." ( Qasas, 5 )

 

     Muqâwemetin şehâdetle, ümmetin imâmetle nâsîblendiği kurtuluş çağında yaşıyoruz.

 

     İslâmî Direniş çağında yaşıyoruz.

 

     Allâh-u Ekber!

YAZIYA YORUM KAT