Şeyh Said isyanı neden çıktı?

23.01.2011 00:00

Yavuz Bahadıroğlu

Ayhan Çiğdem / Diyarbakır; “Şeyh Said İsyanı ile ilgili bilgi alabilir miyim?”

Çok tartışmalı bir konu... Şöyle özetleyebilirim: Cumhuriyet’in ilk yıllarında uygulanan politikalar, özellikle de Hilafet’in kaldırılması ile medreselerin kapatılması, tüm yurtta ve tabii dini hassasiyeti daha fazla olan Doğu Anadolu’da dini hayatın geleceği açısından endişeler doğmasına sebep oldu.

Bu yönelişi dine müdahale olarak algıladılar...

Düzelmesi için bir süre bekleyen ve bu süre içinde çeşitli yollardan hükümeti ikaz eden dinde hassas kitleler, hiçbir düzelme emaresi görülmeyince, Şeyh Said Efendi’nin önderliğinde ayaklandılar.

Ayrıca Doğu bölgelerimizde yaşayan halkın ekonomik durumu da çok kötüydü. Fakat hükümet ekonomiyi düzeltmek için değil, halkın kıblesini Batı’ya döndürmek için uğraşıyordu...

Bu durum bardağı taşırdı. Yavuz Sultan Selim ile Kürt âlim İdris-i Bitlisi’nin buluşmaları sonucu başlayan Türk-Kürt kardeşliği yüreğinden vuruldu. Duygular “Din elden gidiyor” anlayışıyla galeyana geldi...

O galeyan esnasında, Şeyh Said’e bağlı aşiretler ayaklanıp, Diyarbakır’ın Eğil Nahiyesi’ne bağlı Piran Köyü’nde arama yapan bir jandarma müfrezesiyle çatışmaya girdiler (13 Şubat 1925’te)...

İsyan kısa sürede genişledi. İçinden çıkılmaz bir hale geldi.

Şeyh Said, İslam Dini adına ayaklandığını söylüyor ve herkesi “şeriatı savunma”ya davet ediyordu.

Bu anlamda yayınladığı bildirilerde, “Şeriat için savaşanların lideri” anlamına gelen bir mühür kullanıyordu. Yani bu ayaklanma resmi ağızların yansıttığı gibi, bir “Kürt ayaklanması” değildi.

Bunu İstiklâl Mahkemesi’ne verdiği ifadelerinde bizzat kendisi söylüyor...

Soru: “İsyan hareketini nasıl düşündünüz? Size ilham mı geldi?”

Cevap: “Hâşâ, ilham gelmedi. Kitaplarda gördüm ki, imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Hükümete şeriat sorununu anlatmak istedik. Hiç olmazsa bir kısmının uygulanmasını isteyecektik. Allahu Teâlâ’nın kaderi beni bu işe düşürdü. İçine bir düştüm, bir daha çıkamadım.”

Soru: “Buyurdunuz ki, imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Bunun şartı yok mu?”

Cevap: “Şartını bilmiyorum. Şer’an vaciptir deniliyor.”

Soru: “Bu halin imamdan kaynaklanmasına bir Müslüman isyan eder mi?”

Cevap: “Benim niyetim böyle değildi. Şeriye şartlarını uygulamazsa dedim.”

Soru: “Demek ki siz, şeriattan sapma olduğu için kıyam ettiniz. Amacınız ne idi?”

Cevap: “Kitap, kıyam vaciptir diyor. Kitap, cinayet, zina, müskirat gibi durumları yasaklıyor. Hepimiz Müslüman’ız. Türk, Kürt ayrımı yoktu.”

Ayaklanmayı yanlış bulmak mümkündür. Nitekim Bediüzzaman da bunu doğru bulmamış, “Dahile (içeriye) kılıç çekilmez... Ahmed’i Mehmed’e, Hasan’ı Hüseyin’e kırdırmak caiz değil” diyerek hem isyanın dışında kalmış, hem de isyancı liderleri itidale çağırmıştı.

Fakat bir kere ok yaydan çıkmış bulunuyordu.

Şeyh Said, Mistan ve Botan gibi Doğu’nun güçlü aşiretlerinin desteğini de almıştı. Yeterince güçlendiğine inanınca Genç ve Çapakçur (bugün Bingöl) üzerinden Diyarbakır’a yöneldi; Maden, Siverek ve Ergani’yi ele geçirdi.

Şeyh Abdullah’ın yönettiği başka bir ayaklanma kolu da Varto üzerinden Muş’a doğru yöneldi. Varto’yu ele geçiren isyancılar, Muş’a ilerledilerse de, halktan toplanan yardımcı kuvvetlerle Murat Köprüsü civarında mağlup edildiler.

Gelişmeler üzerine hükümet Doğu vilayetlerinde sıkıyönetim ilan etti (21 Şubat). Ayaklanmacıların üzerine gönderilen ordu birlikleri Kış Ovası’nda Şeyh Said kuvvetleri karşısında tutunamayarak Diyarbakır’a çekilmek zorunda kaldı (23 Şubat). Ertesi gün Elazığ’a giren Gökdereli Şeyh Şerif yönetimindeki başka bir ayaklanma kolu kenti kısa süre de olsa denetim altına aldı. 7 Mart’ta Şeyh Said’in emrindeki 5000 kişilik bir kuvvet Diyarbakır’a saldırdı.

Doğu’da bunlar yaşanırken, Ankara’da hükümet değişti. Diplomasi yanlısı olan Fethi Bey (Okyar) Hükümeti istifa ettirilip, sertlik yanlısı İsmet İnönü Başbakanlığa atandı.

İnönü, hükümeti kurar kurmaz da hışımla isyancıların üzerine gitti. İsyanın bastırılması aşamasında hukuk ve kanun dışı her türlü yöntem kullanıldı. Kurularla birlikte yaşlar da yandı.

İsyanı bastırma esnasında iki taraftan 30 binden (bazılarına göre 70 bin) fazla insan öldü...

Neticede isyan kanlı bir şekilde bastırıldı...

Pek çok kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, eski Şuray-ı Devlet reislerinden Kürt Teali Cemiyeti Reisi Seyit Abdülkadir ve 12 arkadaşı da vardı. İstanbul’da tutuklanarak, sıcağı sıcağına kurulan İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanmak üzere Diyarbakır’a götürüldüler.  Kısa bir yargılanma sonucunda Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşı ölüme mahkûm olarak, idam edildi (27 Mayıs 1925).

Ayrıca, Şark İstiklal Mahkemesi, Şeyh Said ve 47 arkadaşını da idam cezasına çarptırdı (28 Haziran).

Cezalar, hemen ertesi gün infaz edildi.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim