1. YAZARLAR

  2. MEHMET ALİ KAÇMAZ

  3. Sevgili Eski Mesai Arkadaşım…
MEHMET ALİ KAÇMAZ

MEHMET ALİ KAÇMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Sevgili Eski Mesai Arkadaşım…

A+A-

Geçtiğimiz hafta başbakan Erdoğan ile eski mesai arkadaşı eski genelkurmay başkanı İlker Başbuğ arasındaki karşılıklı iltifatlara şahit olduk. Önce başbakanın konuşmasını dinledik ve peşi sıra Başbuğ’un avukatları aracılığıyla gönderdiği cevap metnini okuduk. Hatta olay bununla da sınırlı kalmadı medyaya bir de Başbuğla röportaj metni düştü. Bizde bu üç haber sayesinde eski mesai arkadaşlarının birbirlerine karşı bu derece kibar ve sevecen olduklarını öğrenmiş olduk.

Tabi ki, kimin kimi ne kadar sevdiği bizleri hiç ilgilendirmez. Bizleri ilgilendiren kısım karşılıklı güzellemelerden oluşan konuşma ve metinlerin muhtevasıdır. Şimdi hep beraber muhtevaya bir göz atalım. Önce başbakan Erdoğan’ın dediklerini inceleyelim.

Erdoğan, lker paşamızla alakalı olarak ben yapılan benzetmeleri ve yakıştırmaları asla doğru bulmuyorum. Yani bir örgüt elemanıymış, bir örgütün mensubuymuş gibi bu tür yaklaşımları kesinlikle çok çok çirkin buluyorum. … ve insaf dışı olduğunu kesinlikle düşünüyorum. Daha önce de söyledim tutuklu yargılanmasını dahi yargıda olmasına rağmen söylüyorum doğru bulmuyorum, tutuksuz yargılanmasından yana olduğumu da daha başta söyledim. TSK mensubu kaçmaz. …" demişti.

Kendisinin de dediği gibi olay yargıda ve her defasında bu davaların üzerine sözüm ona kararlılıkla gittiklerini belirten de yine kendisi. Ergenekon, balyoz, internet andıcı vs. darbe planları yargıya taşındığında ve başta CHP olmak üzere muhalefetin tepkilerine karşı başbakanın üç cümlesinden biri yargıyı etkilemeye teşebbüs edildiğiydi. Bugün gelinen noktada eski mesai arkadaşlığının verdiği yakınlıktan mıdır bilemiyorum yargıyı tepetaklak yapacak demeçler bizzat başbakan tarafından verilmekte. Birilerinin dediği gibi medya önünde bu tarz konuşup, diğer taraftan gereken yapılsın talimatları verdiğini düşünsek bile kamuoyunu bu tarz haberlerle meşgul etmemek gerekir.

Hepimizin bildiği gibi herhangi bir sanığın tutuklu yargılanmasının genel anlamda iki sebebi vardır. Birincisi kaçma ihtimali, ikincisi de delilleri karartma ihtimalidir. Başbuğ veya diğer tutukluların kaçma ihtimali yok diyemeyiz, hele hele kalkıp geçmişinde bir sürü şaibenin bulunduğu TSK mensuplarının kaçmayacağını söylemek bizatihi suyu bulandırmak anlamına gelir. Farklı davalara gitmeye de gerek yok aynı davadan yargılanıp yurtdışına kaçan asker yok mu? Tabi ki var. Hatta sözüm ona 30 yıllık düşman olarak tabir edilen PKK eliyle kaçtığı dedikoduları her tarafı sarmış durumda. Demek ki kaçma ihtimali var. Peki delil karartma ihtimali yok mu? Bal gibi de var. Yer altından askeriyenin envanterine ait lav silahlarına bizzat İlker Başbuğ boru, teneke demedi mi? Yine ıslak imzalı belgeye kağıt parçası diyen O değil miydi? Bunlar delil karartmak anlamına gelmiyor da ne oluyor?

Yargıdaki hantal yapıyı ve bu hantal yapıya bağlı olarak ortaya çıkan uzun tutukluluk sürelerini kesinlikle eleştirmek gerekir. Ama bunun eleştirisini hükümet ya da başbakan bu şekilde yapamaz! Madem böyle bir sıkıntı var, olaya el atıp çözmek size düşer, oturup muhalefetteymiş gibi eleştirmek yersiz ve anlamsız bir demeçten öteye gitmez. Yargıya bir neşter vuruldu, gerekiyorsa ikinci üçüncü neşterlerde vurulup bu hantallıktan kaynaklanan uzun tutukluluk süreleri ortadan kaldırılmalıdır. Onlarca suçtan tutuklanıp yargılananların, isnat edilen bir suçtan mahkûm edilmeden diğerleriyle birleştirilmesi bizatihi hantallığı ve insanların gözünde kimin suçlu kimin masum olduğuna dair intibayı da öldürmektedir.

Mesela şike davasının ne ile sonuçlandığına dair halkın kafasında oturmuş bir şey yok. Aylarca tutuklu yargılanma sonrasında, tutuklu geçirdikleri süre göz önüne alınarak salıverildiler. Ama şikeci oldukları kanıtlanarak salıverildikleri halkın zihninde tam oturmadı. Aynı durum Ergenekon, balyoz gibi davalar içinde geçerli. Bu sebeple mağdur olsun veya olmasın tüm tutuklular şu an mağdur rolünü oynuyorlar.

Madem uzun tutukluluk sürelerinden bahsediliyor, bu tek taraflı veya sadece askere özel eleştiriye maruz kalmamalı. Başbakan askerler dışında da mağdurların olduğunu herhalde biliyordur. Örneğin İslami yaşama dair herşeyi "irtica" diye nitelendirerek yıllardır Müslümanları yersiz yere mahkum eden yine bu sistemdir. Başbakan, Başbuğ'da olduğu gibi duygusal çıkışlarını birazda Müslümanlar için kullansın demiyorum. Adaletten, haksızlıktan bahsediyorsa kişi veya kurum gözeterek ilk adaletsizliği kendisi yapmamalıdır.

Gelelim Başbuğ’un cevaplarına. Başbuğ, Ahmet Turan Alkan’ın dediği gibi madem başbakan bana böyle bir orta açtı, bende voleyle sonlandırmalıyım1 diyerek yargıya ve kamuoyuna gereken müdahaleyi en ince şekilde yapıyor.

Başbuğ, "… Sayın Başbakan, yapmış olduğu bu konuşma ile yalnız tutuksuz yargılanma konusuna değinmemiş, bir anlamda özel yetkili savcılar tarafından hazırlanan ve mahkeme tarafından da kabul edilen iddianame ile ileri sürülen suçlamaların 'Çok çirkin ve insafsız' olduğunu da açıkça söylemiştir. Kamuoyu ve medyanın büyük bölümünün de ilk günlerden beri aynı kanaatte olduğu da bilinmektedir. … iddianameyi hazırlayan iddia makamı ile iddianameyi kabul eden mahkemenin nasıl bir tavır içine girecekleri ve ne yapacakları merakla beklenmektedir."

Başbuğ’un avukatları aracılığıyla yapmış olduğu açıklamasında, başbakanın cımbızla seçip kullandığını düşündüğüm “eski genelkurmay başkanına terörist ve terör örgütü üyesi demek çok çirkin ve insafsızca bir tabirdir” cümlesini genelleyerek, kendisi ve diğer yargılananlar hakkında ileri sürülen tüm iddiaları bir çırpıda yok saymıştır. Bu demeç sayesinde böyle ortaya böyle vole demenin çok doğru bir tabir olduğunu anlamış olduk. Başbakana düşen ise bu bildirinin hemen ardından bir düzeltme yaparak isnat edilen iddiaların doğru olup olmadığına yargının karar vereceğini, benim sadece örgüt üyesi olduğuna itirazım vardı demesi beklenirdi ama hala öyle bir demeç verilmedi ve tabi ki verilmeyecek de. Bu durumda ortayı yapan başbakan, golü yiyen başbakan oldu. Aslında uzun tutukluluk sürelerine dair kamuoyu baskısı karşısında sadece başbakan değil, Ak Parti'nin önde gelen simalarının tümü gel gitler yaşıyorlar. 28 Şubat dalgalarını bile doğru bulmayan bir hükümet, bu sürecin sonunu getirebilecek mi bilemiyorum.

Tekrar Başbuğ'un cevabına dönecek olursak, Başbuğ tüm iddialardan sıyrıldıktan sonra önemli bir ifadeye daha yer veriliyor. Tutuklanırken telaffuz ettiği ikinci cümledeki “takdir yüce Türk milletinindir” ifadesindeki takdirin derecesini “kamuoyu ve medyanın büyük bir bölümü” olarak belirliyor. Yukarıdaki çarpıklığı tekrardan dile getirmek gerekirse kamuoyunun büyük bir bölümünün rahatsız olduğu durum uzun tutukluluk süreleridir yoksa genelkurmay başkanının veya başka birinin yargılanması falan değildir! Ki Başbuğ’un ifade ettiği tarzda bir kamuoyunun olmadığı da herkes tarafından çok iyi bilinmektedir.

Üçüncü haber2 yine Başbuğ’dan geldi. “Başbakana vermek istediğiniz başka mesajlar var mı?” sorusuyla başlayan bir röportaja avukatları aracılığıyla verdiği cevaplarda, kendisinin terörist olarak nitelendirilmesinin aynı zamanda TSK’nin terör örgütü olarak gösterilmesi anlamına geldiğini söylüyor. Hatta olayın TSK ile sınırlı olmayıp devlete yöneltilmiş bir isnat olduğunu düşünüyor. Bu düşünceleriyle birlikte son YAŞ kararlarında emekliye sevk edilenlere haksızlık yapıldığını vurgulayan Başbuğ, son olarak Şemdinli olaylarını değerlendirirken altını çizerek şunu söylüyor: “Burada altı çizilmesi gereken asıl nokta, siz bu mücadeleyi yasal çerçevede yürütmenize rağmen bir gün gizli tanık ifadeleriyle suçlanabilme durumunuzun olmasıdır. Personel kendini güvenli hissetmelidir.”

Bu mesajı şu anki genelkurmay başkanına ve diğer askeri personele yönelik olarak okursak herhalde yanlış olmaz. Ben de sizler gibi paşaydım, siz de benim gibi tutuklu olabilirsiniz şeklinde arabesk bir tabir gibi algıladım. Bu cümle benim algılamamın dışında, personel tarafından da iki türlü anlaşılabilir. Birincisi uyarı olarak algılanır ve artık işler darbeyle falan olmuyor, bizler konumumuzu bilip işimize bakalım denebilir. İkincisi tehdit olarak algılanır ve bu iş böyle olmayacak, sonumuz İlker paşa gibi olabilir. Bu sebeple, bu hükümetten veya tüm darbelerin, muhtıraların temelini teşkil eden “irtica ve bölücülük”ten kurtulmamız gerekir, şeklinde algılayanlarda olabilir. İnşallah hala ikinci şekilde algılayanlar yoktur.

Sahi, Başbuğ’un ifade ettiği yasal çerçeveye JİTEM’in karıştığı iddia edilen faili meçhuller de giriyor mu? Bu sorunun cevabını da avukatları aracılığıyla belki alırız.

Evet, bizlerde Başbuğ’un teşekkür metninin sonunda dile getirdiği gibi darbeye teşebbüs suçlarına nasıl bir ceza verileceğini merakla beklemekteyiz.

 

Dipnotlar:

1.http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1329892

2.https://www.cnnturk.com/2012/guncel/08/09/ilker.basbugun.ozel.roportaji.sirin.payzin.ile.360.derecede/672311.0/index.html 

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum