1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Şentop: Anayasa'nın Yarısını Yazdık
Şentop: Anayasanın Yarısını Yazdık

Şentop: Anayasa'nın Yarısını Yazdık

AK Parti'nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Şentop, komisyonun yeni anayasanın yarısını yazdığını söyledi.

A+A-

12 Haziran 2011'de yapılan seçimde oluşan Meclis'ten toplumun en büyük beklentisi 'Yeni Anayasa' oldu. Bu konuda Meclis'teki 4 partiden oluşan Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarına devam ediyor. Komisyonun kendisine koyduğu süre 31 Aralık'ta bitiyor. Son günlerde AK Parti'nin komisyona sunduğu başkanlık sistemine kilitlendik. Peki, komisyonda çalışmalar ne durumda? Yeni anayasanın ne kadarı yazıldı, uzlaşılamayan konular neler, 31 Aralık'tan sonra ne olacak? Bunları AK Parti'nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Şentop ile konuştuk.

Röportaj: Murat Aksoy / Yeni Şafak

Komisyonun bu ayın sonuna kadar süresi var. Ortak metin çıkması mümkün mü?

Yıl sonuna kadar bir anayasa metninin çıkması konusunda kamuoyunda karamsar bir hava var. Eğer ağustos ayından bu yana yakaladığımız tempoyu sürdürebilirsek, bir metnin ortaya çıkması mümkün olabilir. Bir de, aralık sonunda komisyonun kaleme aldığı madde sayısına bakmak gerek.

Durum nedir, ek süre söz konusu mu?

Aralık sonunda düşündüğümüz metnin kamuoyunu tatmin edecek veyâ umutlandıracak kadar bir bölümünü tamamlamış olursak, zannediyorum ki çok kısa bir süre daha yeni yılda da çalışmalar sürebilir. Ama bu ortaya çıkacak son tabloya bağlı... Şunu unutmamak lazım: 31 Aralık 2012, komisyonunun kendi belirlediği tarih. Yeni anayasa için hazırlıkları yetersiz olanlar çalışmaları zamana yaymak istiyor. Buna Türkiye'nin tahammülü olmaz. Komisyon yeni anayasa için çalışma yapılacak zamanın tamamını kullanma hakkına sahip değil. Yeni anayasayı hazırlar, olgunlaştırabilirse ne âlâ. Yapamıyorsa, yeni anayasa sürecini tıkama hakkı olamaz. Yapan yapar, yapamayan kenara çekilir, yapacakların yolunu açar.

ZOR KONULARDA UZLAŞAMADIK

Hangi aşamadasınız, anayasa metninin kaçta kaçını konuştunuz?

Metnin yaklaşık yarısı yazıldı. Yazılan kısımların yarısına yakınında da mutabakat var. Metin tamamlandıktan sonra tekrar gözden geçirilirken mutabakatla kabul edilen madde sayısı artar. Şahsen metnin yüzde seksen civarında mutabakatla yazılabileceğini düşünüyorum. Mutabakat sağlanamayan hususlarda komisyon farklı formüller üretir.

Uzlaşmanın zor olduğu alanlar hangileri?

Anayasa Uzlaşma Komisyonu, parlamentoda temsil edilen dört partiden oluşmuş bir yapı. Farklı görüş ve yaklaşımların öne sürülmesi kaçınılmaz. Şu ana kadarki çalışmalar göz önüne alındığında, anayasanın başlangıç kısmı, vatandaşlık tanımı, din ve vicdan hürriyeti ve anadilde eğitim, partilerin üzerinde tartıştıkları, uzlaşmanın zor olacağı başlıklar.

HER PARTİNİN BAGAJI VAR

Bu konularda AK Parti'nin yaklaşımı nedir?

AK Parti bu dört başlıkta da hazırlıklı ve yaklaşımı gayet sarih. Anayasanın karmaşık ve metnin bir parçası olarak algılanan soyut bir başlangıç kısmına sahip olmasındansa, hiç olmaması tercihimiz. Üstelik başlangıç, anayasanın zorunlu bir şartı da değil. Kamuoyunun da malumu olduğu üzere, vatandaşlık tanımı ile ilgili olarak AK Parti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından yana. Din ve vicdan hürriyetini, istisnalara, sınırlamalara, 'ama'lara mahkum etmeyecek bir özgürlük alanına kavuşturmaktan yanayız. Anadilde eğitim, diye ifade edilen konu anayasal bir konu değil, bize göre. Dünyanın hiçbir anayasasında benzeri olmayan, bizde de daha önce mevcut olmayan, 12 Eylül darbecilerinin getirdiği bir yasak hükmünü kaldırmak yeterli.

Peki bu dört konuda en zor uzlaşma hangi parti ile olur? Sonuçta bu dört konu bir anlamda yeni anayasanın temeli…

Açık söyleyeyim. Başlangıç'la alakalı konuda ve din hürriyeti maddesinde CHP ile, vatandaşlık konusunda MHP ile eğitim öğretim hakkı maddesinde de MHP ve BDP ile anlaşmak zor gözüküyor. Her parti Türkiye'nin bütününü düşünerek, bugününü ve geleceğini düşünerek görüşleri yeniden değerlendirebilmeli. Bu anayasayı Türkiye için, bütün vatandaşlarımız için yapıyoruz.

BAŞKANLIK HEP GÜNDEMDE OLDU

Anayasa çalışmalarında önemli bir konu da başkanlık sistemi. Başkanlık sistemini neden istiyor AK Parti?

Başkanlık sistemi, Türkiye'nin geldiği siyâsî, toplumsal ve ekonomik aşama göz önüne alındığında bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Öncelikle bir husus belirtelim: Başkanlık sistemini Türkiye için ilk ortaya atan AK Parti ve sayın Başbakanımız değildir. Özal, Demirel başta olmak üzere pek çok siyasetçi bu sistemin lüzumu üzerinde durdular. 12 Eylül darbesinden önce anayasa tartışmalarında başkanlık sistemi vardı. Milli Nizam Partisi 60'lı yılların sonunda başkanlık sistemini önerdi. Kabul etmek lâzım ki, parlamenter sistem Türkiye'de işlemiyor. 62 yıllık çok partili siyasi hayatımızın 31 yılı tek parti iktidarları ile geçerken diğer 31 yılı darbeli veyâ olağanüstü dönemlere sahne olmuş. Türkiye'nin atılım yılları, istikrar ile gerçekleşmiş. Bu sebeple, vesayetin türlü yollarla etkinleştiği Türkiye'de parlamenter sistemin her zaman sağlayamadığı istikrarı başkanlık sistemi ile kalıcı hâle getirmek mümkün.

YENİ BİRŞEY ÖNERMİYORUZ

AK Parti bu öneriyi neden şimdi getiriyor?

Aslında Ak Parti bu öneriyi ilk kez dillendirmiyor. Daha 2001'de AK Parti başkanlık sisteminin temel esaslarını parti metinlerinde ortaya koymuş. Üstelik karara bağlanması gereken yeni bir durum daha var. Bilindiği gibi 2007 yılında yapılan halkoylaması sonucunda cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yönünde bir değişikliğe gidildi. Bu durumda, parlamenter sisteme kıyasla yetkileri zâten fazla olan bir cumhurbaşkanı, halk tarafından seçilmesi sebebiyle daha güçlü bir konuma yükselmiş oldu. Bu yeni bir durum ve bunun hukukî bir zeminde yeniden düzenlenmesi şart. Türkiye 2007 anayasa değişikliğinden sonra yarı başkanlık sistemine geçmiştir aslında.

Şu halde bir sistem değişikliği söz konusu…

Türkiye'deki mevcut anayasa, parlamenter sistemin sınırlarını aşan yetkilerle donatmış cumhurbaşkanını. Buna bir de, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini eklerseniz, Türkiye'de artık bir klasik parlamenter sistemin varlığından söz edemeyiz. Dolayısıyla, AK Parti'nin başkanlık sistemi önerisi, bir sistem değişikliğinden ziyâde, mevcut durumun tanımlanması ve hukuken doğru bir zemine oturtulmasıdır.

KOMİSYON YOLA DEVAM ETMELİ

Komisyon çalışmaları tamamlayamaz veyâ ortaya bir metin çıkmazsa ne olacak?

Mevcut komisyon bunu gerçekleştiremese de, 'Yeni Anayasa' çalışmaları sürer, sürmelidir. Başka yöntem ve parlamento içi kombinasyonlarla çalışmaları sürdürecek zeminler oluşturulabilir. 2011 seçimlerinde ortaya çıkan millet irâdesi, 'Yeni Anayasa'nın yapılması yönünde bir talebi yansıtmaktadır. Bu talebi yok sayan, 'Yeni Anayasa'nın yapılmasını engelleyen parti veyâ partiler, Türkiye'nin önünü tıkadıklarını ve bunun da millet nezdinde bir karşılığı olacağını düşünmek zorundadır.

Yani herhangi bir parti komisyonu terk ederse yola kalan partilerle mi devam edilecek?

Henüz bunu konuşmak için erken. Partilerin komisyonu terk etmesi sözkonusu olmaz kanaatimce. Ama komisyonu terk etmediği halde çalışmaları yavaşlatan, ortak takvime uymayan, kendi takvimini dayatan olabilir. Eğer bu komisyon görevini söz verdiği gibi vaktinde yapamazsa, yeni bir perspektifle yola devam etmek gerekir. Giden kalan partiler olarak bakmak yanlış olur; belki yine aynı partilerle, ama yeni bir perspektifle de yola devam edilebilir.

Darbelerin teorisi hukuk metinlerinde duruyor

Darbe Komisyonu çalışmaları sonunda ortaya çıkan öneriler için ne diyorsunuz?

Darbe Komisyonu çok önemli bir çalışma yaptı. Bu bir girizgahtır; kapıyı aralamıştır Komisyon. Hem Komisyonun önerileri dikkate alınacak, gerekenler yapılacak hem de darbelerle alakalı araştırmalar devam edecek, bu çalışma derinleştirilecek. Bir sürecin başlangıcındayız.

Türkiye'de darbe dönemi bitti denebilir mi?

Kanaatimce bunu ancak yeni anayasayı yaptığımızda ve alt mevzuatı da anayasaya uygun hale getirdiğimizde söyleyebiliriz. Ortada gücünü milletten alan iktidarla beraber sadece anayasadan kaynaklanan yetkiler kullanan bir iktidar varsa darbenin teorik temelleri mevcudiyetini koruyor, demektir. Anayasa millete ait olan hakimiyet yetkisini "anayasada gösterilen organlara" dağıtıyor. Millet hakimiyet yetkisini sadece vekalet vererek, temsilcileri vasıtasıyla kullanır; doğrusu budur. Nitekim 24 Anayasası'nda böyleydi. Darbeciler, 1961'den itibaren millete dayanmayan, iktidar yetkisini sadece anayasadan alan bir odak oluşturdu. AK Parti iktidarı döneminde, fiili olarak bu millete dayanmayan iktidar odakları tasfiye edildi; ama hukuki olarak, teorik olarak mevcutlar. Bu fiili durumu hukukileştirmek için yeni anayasa yapıyoruz. İktidarın kaynağı sadece millettir. Bu anayasal düzenin temeli olmalıdır.

Askeri yargı kalkmalı mı?

Askeri yargı kolu kalkmalı. Bu ifade ile şunu kastediyorum: Askeri mahkemelerin temyiz mercii olan yüksek mahkemler kalkmalı. Askerlerin disiplin suçlarına bakan yerel / alt mahkemeler olabilir, mahzuru yok. Ama bütün mahkemelerin temyiz mercii sivil yargıtaylar, danıştaylar olmalı. Yani Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kalkmalı. Bunların baktığı davalara Yargıtay'da ve Danıştay'da bakılmalı. Askerin genel yargı sisteminden bağımsız, yalıtılmış bir yargı düzeni olamaz. Devlet içinde devlet olmaz.

Partili Cumhurbaşkanı pekala mümkün

Bir de Partili Cumhurbaşkanı kavramı var, ne demek bunu açar mısınız, dünyada örneği var mı?

Partili cumhurbaşkanı şuradan çıkıyor: Türkiye'de cumhurbaşkanı halk tarafından, doğrudan seçiliyor anayasaya göre. Yetkilerine baktığımızda da bir hayli geniş. Ama cumhurbaşkanı, anayasaya göre, tamamen sorumsuz... Hukuki, cezai, siyasi sorumluluğu yok. Bu yanlış. Mevcut statü ve yetkilerle cumhurbaşkanının sorumluluğunun da olması lazım. Aynen milletvekilleri, başbakan ve bakanlar gibi. Bunu sağlayabilmek için de cumhurbaşkanının siyasi kimliğinin resmen de devam etmesi gerekir. Bizde cumhurbaşkanının mevcut durumda da siyasi kimliği gerçekte var, ama resmiyette yok. Vesayetçi anlayışın ince bir formulü bu. Rahmetli Özal siyasi yönü olmayan "tarafsız" bir cumhurbaşkanı mıydı? Ya Demirel? Sezer, siyasi partili değildi ama belli bir siyasi görüşe ve ondan kaynaklanan tutum alışlara sahip değil miydi? Mevcut durumda cumhurbaşkanının siyasi görüşü var, ama "resmen" yok. Bu yanlış. Bu kadar yetki, halk tarafından doğrudan seçilme varsa bir siyasi bağ da vardır. Bunu resmileştirelim, diyoruz biz.

Diktatörlük de federasyon da temelsiz eleştiriler

Başkanlık federasyona yol açar mı?

Bazıları, başkanlık sistemi ile federasyon arasındaki muhayyel bir ilişkiye dayandırıyor itirazını. Bugün dünyadaki ülkelerden 89'u başkanlık veyâ yarı başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Bu ülkelerin sadece 10'unda federasyon var. Öte yandan, dünyadaki 71 ülkede de parlamenter sistem mevcut. Parlamenter sistemle yönetilen 71 ülkenin 12'si federasyon yapısına sahip. Başkanlık sistemi ile federasyon arasında bir zorunluluk ilişkisi kuranların ABD'yi esas aldıkları anlaşılıyor. Fakat gözden kaçırdıkları nokta şu: Almanya'da parlamenter sistem uygulanmaktadır ve bu ülke de bir federasyondur. Yani, başkanlık sistemi ile federatif yapı arasında zorunlu bir ilişki kurmak gerçeklerle bağdaşmaz. Ya bilgisizlik, ya da bir çarpıtma.

Diktatörlüğe yol açar eleştirisi var...

Başkanlık sisteminden diktatör çıkmaz. Bu cevabımı duyan bazıları hemen Latin Amerika örneklerini öne sürecekler. Oysa onlar, başkanlık sisteminin genel mantığından sapmalara içeren örnekler. Kaldı ki, benzer sapmalara uğrayan parlamenter sistem uygulamaları da var. Başkanlık sisteminde, belli süreler için seçilmiş bir başkan ve parlamento var. Birbirlerinden bağımsız olan başkan ve parlamento, belli süreçleri birlikte yürütmek zorundadır. Başkanlık sisteminde başkan, sadece yürütmeye hakim olabilir. Parlamenter sistemde ise güçlü bir lider hem yürütmeye hem de parlamentoya hakim olabilir. Tek adam üretme bakımından parlamenter sistemin daha elverişli olduğu açık. CHP ve MHP başkanlık sistemine muhalefet ederken zâten, bu sistemin kendilerine iktidar ihtimâli tanımayacağını düşündükleri için bu ölçüde sert muhalefet etmekteler. Ama ben onların da bir süre sonra bu sistemin ülkemiz için taşıdığı imkanları fark edeceklerini ve anlayacaklarını düşünüyorum.

Her parti sistem değişikliği öneriyor

Anayasa çalışmaları devam ederken başkanlık sistemi öneriniz süreci tıkayabilir mi?

Başkanlık sistemi, AK Parti'nin dayattığı değil, önerdiği bir modeldir. Bizim için öncelik, Türkiye'nin yeni ve sivil bir anayasaya kavuşmasıdır. Dolayısıyla, kimse AK Parti'nin yeni anayasa sürecini tıkayacağı yönünde kuşkuya kapılmasın. Türkiye, bugün olmazsa yakın bir gelecekte başkanlık sistemini muhakkak yoğun olarak tartışacak ve benimseyecektir. Bir de şunu eklemek isterim.

Buyrun…

Muhalefet partileri AK Parti'nin bir sistem değişikliği önerdiğini söylüyor, bunu anormal bir durummuş gibi takdim etmeye kalkıyorlar. Ama kendilerinin ne yaptıklarının pek farkında değiller. Aslında CHP de MHP de BDP de aynen AK Parti gibi bir sistem değişikliği istiyor. Farkında değiller. CHP ve MHP klasik parlamenter sistemi öneriyor. Her iki parti de cumhurbaşkanını halk seçsin ve sembolik yetkileri olsun, diyor. Halbuki Türkiye'deki mevcut hükümet sistemi klasik parlamenter sistem değil. Cumhurbaşkanını doğrudan halk seçiyor, yetkileri de sembolik değil, bir hayli geniş. Mevcut sisteme "başkanlı parlamenter sistem" diyenler de var, "yarı başkanlık sistemi" diyenler de... Ama klasik parlamenter sistem olmadığı konusunda tereddüt yok. Şimdi bu iki muhalefet partisi mevcut sistemin değişmesini öneriyorlar, yeni bir sistem teklif ediyorlar ve bunda mahzur görmüyorlar, ama AK Parti bir sistem önerince ortalığı kaldırmaya kalkıyorlar...

Partiler zihnen 'Yeni Anayasa'ya hazır değil

Süreç uzadı, eleştirilerine katılıyor musunuz? Bu süreç daha hızlı gidebilir miydi, gidebilirse yolu tıkayan hangi parti oldu?

Kimseyi suçlamak istemem. Ama yıllardır herkes yeni anayasanın gereğinden bahseder? Ancak iş yeni anayasayı yazmaya gelince hazırlıkların çok zayıf olduğunu üzülerek müşahade ediyoruz. Öncelikle bazı partilerin Türkiye'nin geldiği noktayı, yeni anayasa meselesinin bir zihniyet değişikliğinin sonucunda karşımıza geldiğini tam anlayamadıklarını söyleyebiliriz. Yeni anayasa, eski anayasanın aksayan yönlerinin rötüşlanması ile oluşmaz. Yeni anayasa Yeni Türkiye'nin anayasasıdır. "Eski Türkiye"nin zihin kalıplarıyla yeni anayasa olmaz. Birinci sorunumuz bu. İkincisi ise, slogan düzeyinde, soyut ifadelerle konuşmak kolay. Neyin olmayacağını söylemek de kolay. Ama neyin olması gerektiğini, nasıl olması gerektiğini ortaya koymak zor. Bazı partilerin Türkiye'nin temel meseleleriyle alakalı görüşlerini net olarak oluşturamadığını görüyoruz. Böyle olunca netice alıcı tartışmalar yürütülemiyor, maalesef.

  

HABERE YORUM KAT