1. YAZARLAR

  2. Ahmet Kekeç

  3. Senden daha büyük ‘cadı avcısı’ var mı?
Ahmet Kekeç

Ahmet Kekeç

Yazarın Tüm Yazıları >

Senden daha büyük ‘cadı avcısı’ var mı?

A+A-

Devletin işlediği suçlar gündeme gelecek de, “devlet gazetecisi” tanımlamasından “hiç de rahatsız olmadığını” söyleyen Ertuğrul Özkök kafa çıkarmayacak!

Mümkün mü?

İyi kötü son iki yılı Ergenekon’a mazeret üretmekle geçirdi; yakın ve mevcut tehlikeye karşı (Danıştay cinayeti, çeteler, darbe planları, Cumhuriyet gazetesine atılan dost bombalar, andıçlar, lahikalar, halka karşı psikolojik savaş belgeleri, yeraltından çıkarılan mühimmat); sürekli “uzak” ve “muhayyel” tehlikeyi işaret etti.

Efendim, tek parti çoğunluğuna dayalı parlamento yapısı Türkiye’yi faşizme götürebilirmiş...

Nasıl?

Bu yapı iktidarı şımartabilirmiş... Dolayısıyla, bu şımarıklık küstah bir özgüvene, bu özgüven de dikta hevesine evrilebilirmiş... Aman dikkatmiş...

Parlamenter demokratik sisteme karşı aslanlar gibi direnen, bunu da “dikta hevesine karşı halkı uyarıyoruz” diye çerçeveleyen Özkök ve takımı, gelecekte başımıza gelmesi muhtemel (hatta muhayyel) olaylar karşısındaki hassasiyetini, ne yazık ki “başımıza gelmiş” olaylardan esirgiyor.

Darbe hevesleri hiç umurunda değil...

Danıştay cinayeti dersen, sıradan bir türban kalkışması...

Bombalar, lav silahları, yeraltından çıkarılan mühimmat, andıçlar, lahikalar, muhtıralar, yargı kalkışmaları, 367 saçmalığı, müellifi belli darbe günlükleri...

Hiçbiri, ama hiçbiri “tehlike” kapsamına girmiyor...

Devlet ne eyliyorsa, doğru eylemiştir... Cinayet de işliyorsa, doğrusunu yapmıştır...

Ben unutmuştum da, eksik olmasın, Taraf gazetesi yazarı Alper Görmüş hatırlattı:

Tarih, 28 Eylül 1999... Ulucanlar Cezaevi’ndeki kanlı baskından iki gün sonra... “Devlet gazetesi” yakıştırmasından gocunmayan Hürriyet gazetesi o gün “BEŞ DAKİKA ÖNCE” manşetiyle çıktı.

Birinci sayfanın üçte birini kaplayan bir fotoğrafın eşlik ettiği haberin spotu, fotoğrafın ne anlama geldiğini açıklıyordu: “Ankara Kapalı Cezaevi’ndeki teröristler, kanlı isyanı başlatmadan 5 dakika önce ellerinde sopalarla hatıra fotoğrafı çektirdiler.”

Şunu demek istiyordu gazete: “Bakmayın siz jandarmanın ölçüsüz ve gereksiz bir şiddet uyguladığı iddialarına... İçerdekiler savaşmaya hazırmış.”

Gerçek ertesi gün ortaya çıktı: O fotoğraf Ulucanlar Cezaevi’nde beş dakika önce değil, başka bir cezaevinde tam beş yıl önce çekilmiş...

Ertuğrul Özkök’ün ifadeleriyle söylersek, “Bu hoyrat, bu saldırgan, bu vicdansız haberin” yayınlandığı dönemde Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’du.

Hürriyet gazetesinin başında kim vardı?

Kim olacak? Elbette Ertuğrul Özkök.

Hayatı faşizme ve darbe girişimlerine mazeret üretmekle geçmiş Özkök, dünkü yazısında da, vaktiyle mazur göstermeye çalıştığı “Hayata Dönüş Operasyonu”nun bir numaralı operatörü Ali Suat Ertosun’u savunuyordu.

Ertosun’a gereksiz yere yükleniliyormuş...

Basın toplantısını izlerken, “bu insana büyük haksızlık yapıldığı duygusuna” kapılmış.

İnsanların nasıl ağır bir propaganda saldırısına maruz kaldığını, nasıl insafsızca sindirilmeye çalışıldığını gördükçe de tarafsız değerlendirme yeteneğimi kaybediyormuş.

Ertosun’un HSYK içindeki faaliyet kalemleri, bir gazeteci olarak Özkök’ün merakını gıdıklamıyorsa, diyecek bir şey yok...

Bir HSYK üyesinin, darbe örgütü sanıklarıyla buluşup “yarenlik” etmesi canını sıkmıyorsa, diyecek bir şey yok...

Sabancı suikastiyle ilgili iddialar ve “Hayata Dönüş Operasyonu”nda yaşananlar vicdanını kanatmıyorsa, diyecek bir şey yok...

Ülke tarihinin en büyük cadı avını başlatanlar, hukuki çerçevede yürütülen bir soruşturmayı “cadı avcılığı” diye sulandırmaya çalışıyorsa, hakikaten diyecek bir şey yok... 

STAR

YAZIYA YORUM KAT