Selvi’nin Soruları Değil Sizin İmalarınız Skandal

06.12.2013 08:47
Selvi’nin Soruları Değil Sizin İmalarınız Skandal
Hepimiz birbirimizi tanıyoruz işte. Sizin için siyaset vesayetten, bu kurumun yegâne aktörleri de cumhuriyetin makbul sekülerlerinden ibaret.

Melih ALTINOK

Selvi’nin soruları değil sizin imalarınız skandal

Abdülkadir Selvi geçtiğimiz günlerde, 2004 MGK toplantısının ardından Ak Parti’nin cemaati bitirmeye çalıştığı iddialarının doğruyu yansıtmadığını kanıtlamak için bir yazı kaleme aldı.

Cemaat çevrelerine seslenen Selvi, “2004’ten önce kaç valiniz, milletvekiliniz, bakanınız, üniversiteniz vardı, 2004’ten bu yana kaç tane oldu” diye sordu.

Selvi’nin sorularının muhatabının cemaat değil hükümet olduğunu belirten Ahmet Hakan, “Bir cevap lütfeder misiniz” dedi.

Yazıyı bağlamından kopartılıp “skandal” olarak nitelendirenlerin kervanına katılan Ahmet, gayrı Yozdil’in izin günlerinin boş geçmeyeceğini müjdeleyen mantığı ve üslubuyla, Selvi’nin “kadrolaşmayı itiraf” ettiğini iddia etti.

Öncelikle, Abdülkadir Selvi, Ankara’nın masa başında dirsek çürütmeyen en çalışkan Ankara temsilcilerindendir. Geniş haber kaynağı ağı, analizlerinin ve kulislerinin isabeti de bu çalışkanlığından kaynaklanan deneyimi nedeniyledir.Selvi’yi tanıyan ya da çalışmalarını takip eden hiçbir meslektaşı, onun bir analiz yaparken açık etmek istemediği bir bilgiyi bilinçsizce verecek kadar acemi olmadığını akıl edebilir.

Kaldı ki Selvi söz konusu yazısında herkesin bildiği ve siyaseten “meşru” olan bir veri üzerinden hareket ediyor.

Dolaysıyla Selvi’nin istemeden dile getirdiği bir skandalla değil, söz konusu yazıya “tehlikenin farkında mısınız” şeklinde tepki verenlerin, muhafazakâr çevrelere karşı fobilerini itiraf etmeleriyle karşı karşıyayız.

Öyle ya, yasal ve meşru cemaatlerin, dini grupların, lobilerin vs. bir hükümetin kadrolarında ya da kamu görevlerinde yer almaya hakları yok mu?

Bir siyaseti partinin kendisine politik destek sunan gruplarla bu tarz bir ilişki kurması dünyanın her yerinde “siyasetin meşru pratiğiyken” Türkiye’de niçin skandal olsun?

Seküler yapıların, mesela sendikaların ya da sivil toplum kuruluşlarının siyasi partilerle, hükümetlerle bu tarz siyasi müzakereler yapıp sonunda işçi milletvekili vs. çıkartmalarına da aynı paranoyalarla yaklaşmıyorsunuz değil mi? 

Mesela bir gazeteci, herhangi bir partinin işçi haklarına duyarsız olduğu ya da “Atatürkçüleri dışladığı” türünden eleştiriler karşısında benzer bir yazı yazsa. “Şu şu tarihte kaç sendika başkanı milletvekili kaç tane Atatürkçü vali vardı, şimdi kaç tane oldu” dese, yine çıkıp aynı imalarda bulunur muydunuz?

Ergenekon destekçisi düzeyinde militan Kemalistler vali, kaymakam olabiliyorsa, dini bir cemaat mensubu niçin olmasın? Ve bir hükümetin cemaatçi diye valileri atamaktan imtina etmediğini ya da bu nedenle onları görevden almadığını söylemek niçin bir skandalın itirafı sayılsın?

Darbe sanıkları vakıf üniversiteleri kurabiliyorsa hükümetler kendilerine müdahale edemiyorsa, cemaatlerin başı kel mi? Onların “ticaret” yapmaya, bir gazetecinin de bu durumu, ayrımcılık yapıldığı iddialarına yanıt olarak anlatmaya hakkı yok mu?

Hepimiz birbirimizi tanıyoruz işte. Sizin için siyaset vesayetten, bu kurumun yegâne aktörleri de cumhuriyetin makbul sekülerlerinden ibaret. Şimdi de tartışmaları rayından saptırıp makalelerde skandal hafiyeliğine soyunup klişe paranoyalarınızı zekâ nişanı diye satarken, farkında olmadan neler neler itiraf ediyorsunuz.

Evet, her dönem cemaat ve diğer İslami çevreler, gruplar sizin zihniyetinizde kriminal yapılar, potansiyel suç odaklarıydı. Bu İslamifobik yaklaşımları müesses nizamla bire bir örtüşen tarafların, AK Parti ve cemaatin son kavgasında, AK Parti’yi cemaati kriminalize etmekle eleştirip cemaatle birlikte saf tutmalarının yorumunu da sizlere bırakıyorum artık.

TÜRKİYE GAZETESİ

  • Yorumlar 2
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim