1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Selahaddin Eyyubi ve Mücadelesinden Ders Çıkarmak
Selahaddin Eyyubi ve Mücadelesinden Ders Çıkarmak

Selahaddin Eyyubi ve Mücadelesinden Ders Çıkarmak

Abdullah Yıldız, Yeni Akit’teki yazısında Selahaddin Eyyubi ve mücadelesinden alınacak dersleri mercek altına almış.

A+A-

Abdullah Yıldız’ın konuyla ilgili bugünkü Yeni Akit’te (5 Aralık 2017) yayınlanan “Selahaddin Eyyûbî’nin Cihadından Alınacak Dersler” başlıklı yazısı şöyle:

“Minberin Sırrı / Selahaddin Eyyûbî” kitabımızın birinci baskısı çabucak tükendi ve ikinci baskısı yeni dizaynı ve kapağı ile çıktı hamdolsun. Kitabın özellikle günümüz dünyası için bizce çok önemli mesajlar taşıyan bazı pasajlarını özetleyerek, sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Hıristiyan dünya ortak çıkarları için birleşmişken, İslâm âlemi iç çatışmalarla sarsılıyordu…

Yazık ki, Müslüman yöneticiler arasındaki anlaşmazlıklar Haçlı işgallerini kolaylaştırıyordu…

1098 başlarında, Mısır Fatımî Devleti’nin veziri Afdal, Kudüs’ü Selçuklulardan aldığı gibi, Haçlılara elçi göndererek Selçuklulara karşı ittifak teklif etmişti…

Kudüs’ü kuşatan Haçlılar 15 Temmuz 1099’da bu mukaddes şehri işgal ederek, aralarında âlimlerin de bulunduğu 70 bin masumu, kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden öldürmüşlerdi…

Kudüs’ün işgali, tam da ümmetin birlik ve dirlikten yoksun olduğu bir zamanda gelmişti…

Ümmet, ancak yıllar sonra Selahaddin Eyyubi liderliğinde İslâm birliğini sağlayabilecekti…

Genç yaşlarında cihad aşkıyla yanan Selahaddin, Kudüs için Allah’a şöyle yemin etmişti:

‘Ey Allah’ım! Mübarek Kudüs’ü Haçlı işgalinden kurtarıp, şu güzel minberi de Mescid-i Aksâ’daki yerine koymadan, gülmek bana haram olsun!’

Ve bu yemini yaptığı tarihten itibaren tam 33 yıl boyunca, onun yüzü hiç gülmemişti…

Ancak, Haçlılarla işbirliği yapan ve Haçlıların varlığını kendi iktidarlarının devamı için bir garanti olarak gören yöneticiler ve beyler de vardı… Zaman zaman kendi çıkar ve iktidarları için düşmanla işbirliği yapmaktan çekinmeyen bu tür yöneticiler yüzünden Müslümanlar oldukça zor durumlar yaşadılar… (Ne yazık ki, bugün de ümmet aynı sıkıntıları yaşıyor…)

Buna karşılık, Selâhaddin’i başarıya götüren sır; ümmet-cihad-namaz bilincinde saklı idi…

İslâm dünyasında kavmiyetçi-ırkçı eğilimlerin yükseldiği, mezhep ve meşrep çekişmeleri ile beylik ve benlik kavgalarının alabildiğine arttığı ve bu parçalanmışlıktan yararlanan Haçlı sürülerinin Kudüs’ü işgal ettikleri netameli bir zaman diliminde, Müslümanlara “Ümmet-i Muhammed” olduklarını hatırlatmaktan daha etkili bir çözüm yolu elbette olamazdı…

(Bugün de Müslüman topluluklar, ancak ümmet şuurunu kuşanıp İslâm Birliğini sağlayarak modern Haçlılara karşı durabilecek ve onları geri püskürtebileceklerdir.)

Salâhaddin’in Mısır’daki başarıları üzerine Nureddin Mahmut Zengi demişti ki: ‘Belki de Yüce Allah sayısız nimetlerine ilaveten Mescid-i Aksâ’nın fethini de nasip eder.’

O zamandan itibaren Selahaddin’in hayatının yegâne amacı, ölünceye dek İslâm›a hizmet etmek, İslâm’ı yeryüzünde galip kılıp zafere eriştirinceye kadar kâfirlere karşı cihad etmekti.

Onun, ‘Ben, Allah yolunda cihad eden bir hizmetçiyim’ sözü bu adanmışlığını yansıtır…

Selahaddin Haçlılara, Tapınak Şövalyelerine ve Kudüs Haçlı Krallığı’na karşı cihada girdiği her seferinde abdest alıp namaz kılar, sonra da gözyaşları içinde Allah’tan yardım dilerdi…

Amacı İslâm Birliği idi: ‘Ümmet için ancak onları birleştirecek şeyi tercih ederiz...’ derdi.

‘Dostlarıyla uğraşanlar düşmanlarıyla savaşamazlar’ sözünü sanki bugün için söylemişti.

Nihayet Bağdat Halifesi başta olmak üzere Müslüman idareciler, komutanlar, âlimler ve kadıların katılımıyla Şam Konferansı’nı toplayarak (1186); ‘Müslümanların kendi aralarında savaşmamaları ve Haçlı tehlikesine karşı birlikte cihad etmeleri’ kararını aldırmayı başardı…

Hafız olan ve “Sabır ve namazla Allah’tan yardım dileyiniz!...” (Bakara 2/45, 153) ayetini çok iyi bilen Selahaddin, Müslümanların namaz duyarlığını ciddi manada yitirdiklerini tespit edince topyekûn bir Namazla Seferberliği başlattı. Yıllar süren çalışmalar sonucu, sabah namazında da camiler dopdolu hale geldiğinde Haçlılara karşı cihadı başlattı ve Allah’ın izni ve inayeti ile büyük bir zafer kazanarak Kudüs’ü 88 yıl aradan sonra yeniden özgürlüğüne kavuşturdu…”

İmdi, Selahaddin’in eşsiz mücadelesinin verdiği ders şudur: Müslümanlar ümmet, cihad ve namaz bilincini kuşandıkları zaman modern Haçlılar defedilip, Kudüs yeniden özgür olacaktır.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum