1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Selahaddin E. Çakırgil’in Kaleminden 1 Mayıs 1977
Selahaddin E. Çakırgil’in Kaleminden 1 Mayıs 1977

Selahaddin E. Çakırgil’in Kaleminden 1 Mayıs 1977

35-40 yıl öncelerin Sağ denilenlerin tamamını müslüman kitleler gibi zannedip, müslümanları da suçlu gibi göstermeye ve 35-40 yıl öncelerdeki yapılanlar için, 'redd-i miras' söylemleri geliştirmesi temelsiz ve sığ söylemlerdir..

A+A-

'1 Mayıs 1977'de ne olmuştu, sahi?' / Selahaddin E. Çakırgil

Zaman su gibi akıp gidiyor..

'1 Mayıs 1977'nin üzerinden 35 yıl geçmiş..

O '1 Mayıs'  gerçekten de unutulmayacak çapta ve bütün dünyayı şoke eden büyük bir katliâm ve kargaşa ile noktalanmıştı, İstanbul'da..

Şimdi, o kanlı hadisenin 35 yıl gerisinden, değişen dünya şartlarının da etkisiyle, bazıları günah çıkarırcasına, 'itiraf'larda bulunuyorlar, yeni yeni..

O zaman, 'Maocu' komünistlerden olan birileri, 'yahu, işin içinde devlet veya devletin gizli odakları yoktu, biz komünistlerin kendi aramızdaki kavgasının sonucuydu, o kanlı tablo..' demekteler.. Bunlardan birisi de, şimdi prof. olan tarihçi Halil Berktay.. O, bu görüşlerini bu yılki '1 Mayıs' günlerinde ve 1977'nin 35. yıldönümü dolayısiyle Taraf'ta da yazdı, diğer  medya organlarında da geniş konuşulup tartışıldı..

Tabiatiyle, Berktay'ın bu açıklamaları yüzünden eski solcular arasındaki derin tartışmalar yeniden ayyuka çıktı; 'dönek, hain, işbirlikçi' gibi suçlamalar da gırla gitti, gidiyor..

Ama, insan, bu iddia bir gerçeği ifade ediyorsa, bir gerçeğin itiraf olunması için, 35 yıl beklenmesinin mantığını kavramakta da zorlanıyor..

*

Milliyet'ten Hasan Cemal de 1970'lerde ölen Mustafa Kuseyrî isimli bir gencin, arkadaşı ile 'rus ruleti' denilen bir silah oyunu oynarken, kazâen vurulup öldüğünü, ama, bu durumun ört-bas edilip, suçu 'faşist' denilen kesimlerin üzerine attıklarını açıkça itiraf etmekte..

O günleri hatırlıyorum, onbinleri bulan solcu kitleler yürüyüş yapmışlardı, 'Türkiye, faşistlere mezar olacak..'  vs. gibi sloganlarla..

Hasan Cemal, o ölüm konusundaki gerçeğin, o zaman, Doğu Perinçek tarafından da, o zamanlar Perinçek'le birlikte Aydınlık Grubu denilen Mao'cu marksistler arasında bulunan Cengiz Çandar'ca da, kezâ, Prof. Mümtaz Sosyal ve -o zaman, sanırım, Ankara Hukuk'un dekanı da olan- Prof. Uğur Alacaptan'ca da bilindiğini, ama, o cinayeti elbirliğiyle ört-bas ettiklerini yazdı, kitabında..

*

Gerçekte, 1 Mayıs 1977'de olanlar neydi?

Belirteyim ki, o hadiseleri dikkatle takib edenlerden birisiydim.. Çünkü, Millî Gazete'de günlük yazılar yazıyordum.. Ülke, Sağ ve Sol gibi bir kutublaşmaya sürüklenmişti..

Ve komünist gruplar arasında karşılıklı olarak müthiş bir suçlama kampanyası vardı.. Bu , gazetelerindeki yazılara da yansıyordu.. Ama, İstanbul'da yaşayanlar, hele de Karaköy, Kadıköy,  Üsküdar, Beşiktaş iskelelerinden şehir hatları vapurlarına inip binenler veya ve Taksim, Şişli, Nişantaşı gibi semtlerde, yani, fukara kitlelerin değil, dünyadaki gelişmelere paralel olarak ve sırf bir sosyal sükse olarak bir kısım ideolojik takıntılar benimseyen kitlelerin yoğunluklu olarak yaşadığı yerlerde, özellikle de Sovyetçi ve Çinçi marksistler arasında öylesine bir bildiri savaşı sürüyordu ki, dağıtılan el ilanlarından, her marksist grubun, 'Taksim Meydanı'nı 1 Mayıs günü, diğer marksist gruplara mezar edileceği' açıkça yazılıyordu..

Yani, bir marksistler arası ideolojik kapışmanın ayak sesleri geliyordu..

Ve 1 Mayıs sabahından öğle sonrasına kadar, İstanbul'un her tarafından, komünistlerce yönlendirilen bir takım işçi sendikaları ve kuruluşları, işçi hakları adına, yüzbinleri harekete geçirmişlerdi.. Ben Fatih'te, Yavuz Selim durağının orada seyrediyordum, onbinlerden oluşan insan selini..

Sol yumruklar havada, 'Bizi tanrı kurtarmaz, bileğimizin gücü kurtarır..' gibi sloganları bile hem de Fatih gibi bir semtten geçerken haykıran bu kitlelere duygusuzca bakmak mümkün değildi..

Ve amma, akşama kadar hiçbir şey olmadığı anlaşılıyordu, Taksim'de..

Nitekim, radyo-tv.'lerden haberle o yönde veriliyordu.. Ancak, akşam saat 20'00'ye doğru, 'Akşam üstü, kitleler dağılırken, ufak çaplı bir takım karışıklıkların meydana geldiği ve güvenlik güçlerinin durumu kontrol etmeye çalıştığı'  yönünde bir haber verildi, ..

Sonra anlaşıldı ki, akşam artık Taksim Meydanı'ndan kitleler dağılmak üzereyken, bir silah sesi duyuluyor..

Zaten öyle bir saldırı beklentisi içinde olan kitleler kaçışmaya başlayınca.. Özellikle de İstiklal Caddesi'nin Taksim Meydanı'na çıkışında, sağ taraftan aşağıya, sahile doğru inen daracık Kazancılar Yokuşu'nda kaçışanların birbirlerini ezdikleri  ve önceleri 70 kadar denilmişti, ama, sonra 40 kadar insanın öldüğü anlaşıldı.. Ölenlerin çoğu tanınmayacak derecede ezilmiş durumda idi.. Ayrıca bunların kaçı, vurularak öldürülmüştü, bu bile anlaşılamadı..

*

Bu durumu, o zaman  yazmıştım.. Ama, 'Kim okur, kim dinler mihr-i varâkı?..'

Yazının Devamı… 

HABERE YORUM KAT