1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Sekülerleşmenin öznesini arayacaksak
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Sekülerleşmenin öznesini arayacaksak

A+A-

 

Sekülerleşme bilhassa dindar insanlar arasında doğal olarak ciddi rahatsızlıklara konu oluyor. Ancak İslamcıları veya dindarları rahatsız eden sekülerleşme genellikle aşina olduğumuz, devlet tarafından dayatılan uygulanan ve dinin baskılanmasıyla kotarılan bir sekülerleşme değil. Devlet marifetiyle gerçekleştirilen sekülerleştirmenin mukabil politik sonuçları alınıyorsa da karşısında bir tepki olarak tam ters gelişmeler de doğuruyor. Türkiye gibi katı bir laiklik politikasının uygulandığı yerlerde demokratik hayata kademeli olarak geçildiği andan itibaren hızla bir ters sürecin de yaşandığını görüyoruz. Bu, ister bastırılanın geri dönüşü olarak alınsın isterse de dinin tabiatına verilsin, sonuçta devlet eliyle gerçekleşen bir sekülerleştirmeye karşı ortaya konan bir dini muhalefet istidadını gösteriyor.

İslamcıları rahatsız eden asıl sekülerleşme bir devlet baskısı olmadan hatta devlet baskısı iyice azaldıktan sonra, azalmak ne kelime, İslamcı sayılanlar iktidara geldikten sonra, Müslümanların hayat tarzında kendiliğinden gerçekleşen dünyevileşme. Bu değişimi birilerinin dışarıdan Müslümanlara dayatıyor olduğunu söylemek günah keçisi aramaktan farksız. Ortada bir dünyevileşme varsa bunun tek aktörü yine bizzat Müslümanlardır.

Müslümanlar devletin laikleştirici baskısına boyun eğmeyip dindarca duygularını önplana çıkararak muhalefetlerini yaptıktan sonra, devletin baskılarını tamamen gerilettikten sonra kendi elleriyle dünyevileştilerse buna başka sorumlu aramak gerekir mi? Tabii ki gerekmez. Ama burada bu dünyevileşmenin nasıl tespit edildiğini, bunun işaretinin ne olduğunu da sormak gerekiyor. Çünkü görünen kadarıyla namaz kılma, oruç tutma, hacca-umreye gitme, din eğitimi alma oranlarında düşme yok yükselme var. Sekülerleşmenin veya tersi gelişmelerin nesnel göstergeleri sayılan dinsel sembollerin görünümünde azalma yok artış var. Buna rağmen bir rahatsızlık var ve hiç de yabana atılır bir rahatsızlık değil bu. Ruhu mu kayboluyor bazı şeylerin?

Belki de İslamcılığın iktidar ve muhalefet ekseninde kaydedilen resimleri de bir bakıma dindarlık ve dünyevilik hikayesinin resimleridir. Muhalefet sürecindeyken daha dindar bulunanların iktidar sürecinde dindarlıklarının azaldığı, dünyevi ilgilerinin merkeze oturduğu hissediliyor veya buna dair bazı görüntüler daha sıklıkla ortaya çıkıyor.

Aslında mesele bu ise, bundan doğal bir şey olmaz. Muhalefet dönemindeki heyecanın iktidar döneminde aynı şekilde sürmesi işin tabiatına aykırı. İbn Haldun olsa bu durumu asabiyenin iktidara (şehre) yerleştikten sonra azalmasının doğal bir görünümü gibi değerlendirir. Max Weber olsa başlangıçta büyük fedakarlıklarla, samimiyetle, heyecanla yürüyen karizmatik bağlılığın, belli bir başarı seviyesinin ardından rutinleşmeye başlamasının doğal sonuçları olarak alır. Rutinleşme, her başarılı karizmatik hareketin bir aşamasında başa gelen bir durum. Karizmayı değerleriyle uyumlu bir kurumsallığa dönüştürebilme başarısı göstermek apayrı bir meziyettir tabi.

İslam'ın ilk ortaya çıktığı dönemde, Mekke'de o işkenceleri, aşağılanmaları, yerinden yurdundan sürülmeyi göze alarak Müslüman olanların bağlılık kalitesi ile İslam muzaffer olduktan ve giderek yükselen bir güç haline geldikten sonra Müslüman olanların bağlılık kalitesi aynı sayılabilir mi? Bu soruna bir gerçeklik olarak işaret ediyor Kur'an. 'Allah'ın zaferi ve fetih geldiğinde insanların dalga dalga İslam'a girdiğini görürsün' (Nasr). O zaman insanlar daha önce alaya aldıkları, dışladıkları, baskıladıkları o dinin iddialarına çok kolay ikna oluveriyorlar. Ama o kolaylık o dinden beklentileri de giderek basitleştiriyor ve daha fazla dünyevileştiriyor. Bu dine bağlanmakla bu dini güçlendirdiklerini iddia edip başa kakanlar, bundan dolayı daha fazla ödül ve ganimet talep edenler, Müslüman toplumun ilk zamanlarki duygu ve heyecanlarını sündürenler bu dönemde ortaya çıkar. Tam da bundan dolayı ilk zamanlar bir Müslüman Allah'ın yardımı ile on kişiye bedel iken, bu aşamada iki kişiye bedel oluyor. Bu da İslam'ın -aslında her türlü karizmatik hareketin- iktidar halinin bir gerçeği.

İslami siyasi pratik (başka bir din veya siyasi görüşün pratiğine de uyarlanabilir bir kural), nesnel dünyayı ne kadar kendi sembolleriyle donatsa da dünyevileşmeye karşı bitirici bir hamle yapamaz. Çünkü tıpkı dindarlık gibi dünyevilik de bu insanlık durumunun ezeli bir gerçeğidir. İnsanların dünyevi ilgileri, bu ilgilerinin merkeze oturma istidatları hiç bir zaman bitirilemez, bitirilmesi de gerekmez, yoksa imtihan diye bir şey olmaz.

Burada bahsettiğimiz dünyeviliğin aslında sübjektif bir tecrübe olduğu gerçeğine de ayrıca işaret etmek gerekiyor. Yoksa aslında insanların ister dini ister olmasın herhangi bir eylemlerini dünyevi bir menfaat elde etmek için mi yoksa tamamen dindarane bir amaçla mı yaptıklarını tespit etmenin bir yolu yoktur. Eylemler niyetlere göredir. O yüzden bir eylemin, bir davranışın veya bir olayın dünyevi mi dini mi olduğunu tespit etmenin nesnel bir ölçütü yok.

Kişi yaptığı işe yüklediği anlam veya değerle eylemini dünyevi veya dinî kılar. Bu anlamda en dini görünen eylemi riya için, birilerine yaranmak için, mevki ve makam için, yani kısaca bu dünya için yapan kişi sonuna kadar sekülerdir. Tabi bu tarz bir eylem Peygamber zamanında da var, bugün de olabilir. Dindarların ağırlığa sahip olduğu bir iktidar döneminde sırf işleri iyi gitsin diye dindar görünmeye çalışan, oruç tuttuğunu, cumalara gittiğini veya muhafazakar bir hayat sürdüğünü göstermeye çalışan biri sonuna kadar dünyevidir, sekülerdir. Buna mukabil dünyevi işini Allah rızası için doğru dürüst yapan, kendisine emanet edilmiş dünyalık bir işi, üstelik hiç bir dini görüntü vermeden, dine referans veriyor gibi de görünmeden ama Allah'a karşı sorumluluk duyarak layıkıyla yapmaya çalışan kişinin eylemi tamamen dinseldir.

Riya, başa kakmak ve şirk koşmak en hayırlı görünen amelleri boşa çıkarır. Her üç örnek dini görünümlü eylemlerin bile başka bir değerlendirme düzeyinin olduğunu net bir biçimde ortaya koyuyor.

Aslında bütün bu süreçlerin ortasında herkesin kendine dönüp beklentilerinin ardındaki niyetin muhasebesini yapmasının vakti değil mi? Müslümana dünyevileşmeyi yine kendisinden başka kim dayatabilir?

YENİ ŞAFAK

 

YAZIYA YORUM KAT