1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. "Şehitlik-Şahitlik Kavramları ve Yaşayan Şehitlerimiz”
"Şehitlik-Şahitlik Kavramları ve Yaşayan Şehitlerimiz”

"Şehitlik-Şahitlik Kavramları ve Yaşayan Şehitlerimiz”

Ereğli Özgür-Der Temsilciliğinde bu hafta “Şehitlik-Şahitlik Kavramları ve Yaşayan Şehitlerimiz” semineri yapıldı.

A+A-

Şubat ayında şehit olan Hasan el-Benna, İskilipli Atıf Hoca ve Malcolm X’in hayatlarının ve mücadelelerinin konu edildiği program, Davut Çevik’in ‘şehitlik ve şahitlik’ kavramlarına getirdiği açıklamalar ile başladı. Kur’an’da sıkça kullanılan ancak birçok kavramda olduğu gibi sapmalara uğramış olan bu kavramların ıslah edilmesi ve Rabbimizin kitabında kullandığı manası ile yeniden şekillenmesi ve gündemimize girmesi gerektiğinden bahsederek söze başlayan Davut Çevik, kavramları doğru kullanmanın hayati bir öneme sahip olduğunu ifade etti. Şehit kavramının Kur’an-ı Kerim’de ölüm şekli ile ilgili bir anlamda geçmemesine rağmen nedense söz konusu edildiğinde akla ölüm ya da ölüm şeklinden başka bir şey gelmeyen bir bağlama oturtulduğunu, bu durumun da asıl olan, vahyin bizzat hayatın içerisinde şahitliğini yapmak, gerekli mücadeleyi kuşanmak anlamında ifade ettiği boyutunun sürekli ıskalandığını belirtti. Kavramın, canlı tanıklık anlamına geldiğini ve Rasulullah’ın da en önemli vasfı olarak Kur’an’da kullanıldığını ifade eden Davut Çevik, bunun Müslümanlarında en önemli vasfı olması gerektiğinin altını çizdi. Ayrıca ‘vahyin şahitliğini yapmak, Rabbimizin üzerimize yüklemiş olduğu sorumluluğun farkına varmak anlamına gelir. Yani hayatın her alanında görünür olmak demektir, tarihten gelen ıslah hattını, vahyin aydınlık yolu ile devam ettirmeye çalışan müslümanlara yakışan kesintisiz şekilde şahitlik yapmaktır’ diyen Davut Çevik, yakın tarihimizin büyük şehidi ve şahidi İskilipli Atıf Hoca’yı anlatması için sözü tarihçi Bülent Öztürk’e bıraktı. Bülent Öztürk hocanın sunumunun özeti şöyle idi:

 “İskilipli Atıf Hoca, Osmanlı sonrası ulusalcı kadroların oluşturduğu modern Türkiye’nin toplumu batılı değerler ile dönüştürme çabalarına karşı mücadelesi ile bizler için önem arz etmektedir. Âlim bir şahıs olan Atıf Hoca, Osmanlı’nın son dönemlerinde eğitim öğretim çabaları ile de ön plana çıkmıştır. Bu amaçla birçok proje de geliştirerek toplumu ıslah etmeye gayret etmiştir. Müslümanların batı karşısındaki gerileyişinin temelinde Kur’an nimetinin kaybedilerek Rasulullah’ın sünnetinin terkedilmesini görmüş, bu sebeple dinamik bir islami toplum için kendisini insanları bilinçlendirmeye adamıştır. Âlim, şahit bir kişilik olarak ön plana çıkan Atıf Hoca, ilk dönem Cumhuriyetçi kadrolar tarafından öncelikli tehlikelerden görülmüş ve çalışmaları engellenerek ortadan kaldırılması düşünülmüştür. Ümmetin değerlerinden uzaklaşarak modern seküler batılı düşünce tarzına  karşı yazılı ve sözlü olarak direnmeye çalışan Atıf Hoca, bu vesile ile “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı eseri yazmıştır. Seküler kadroların baskı ve zorbalıkla toplumu sindirmeye çalışması karşısında birçok bölgede itirazlar olsa da, bunlar kolluk kuvvetlerinin müdahalesi ile bastırılmış, toplum korku psikolojisi ile bu ifsada karşı mücadele edememiştir. Fakat Âlim, öncü, şahit bir kişi olan Atıf Hoca, Allah’ın ayetlerini yüksek sesle dillendirerek mücadeleye devam etmiştir. İslami değerlere karşı tahammülsüz olan seküler batılı kadroların dikta yöntemleri ile oluşturduğu İstiklal Mahkemeleri, özellikle toplumun öncü şahsiyetlerinin ortadan kaldırılması için kullanılmış ve nihayetinde Atıf Hoca da, hiçbir hukuki dayanağı olmayan uyduruk sebeplerle yazmış olduğu eserin toplumu anarşiye sevk etmesi gerekçe gösterilerek idam edilmiştir. Mezarı bile ailesinden gizlenerek defnedilmiş, uzun araştırma ve mücadele sonrası yakın zamanda mezarı bulunup memleketi İskilip’e nakledilmiştir. Burada cenaze namazı kılınarak yeniden defnedilmiştir. Bizlere önemli bir mücadele örnekliği şahitliği bırakan Atıf Hoca, düşünceleri ve hayatı ile kendimizi ve toplumu ıslah çabalarında önemli bir isimdir ve şahitliği ile örnek olmaya devam edecektir.”

İskilipli Atıf Hoca ile ilgili sunumdan sonra, son dönemin en önemli İslami Hareketi İhvan-ı Müslimin’in kurucusu, şehid-şahid Hasan el-Benna’yı ve kutlu mücadelesini anlatması için sözü alan Kenan Ersoy şunları ifade etti:

“Hasan El Benna,  Bugün İslam coğrafyasının her bölgesinde bilinen tanınan mücadelesi örnek alınan başat şahsiyetlerden biridir. Müslümanların müstekbir emperyalistler tarafından sömürülmesine karşı, kendi özünde olan hastalıklardan uzaklaşarak direnebilmesi için yoğun ve sistematik davet ve Islah çalışmaları yürütmüş şahit bir kişiliktir. Küçük yaşlardan itibaren almış olduğu İslami terbiyenin gereğini yerine getirmek için sürekli projeler geliştirmiş ve insanları da buna teşvik etmiştir. Doğup büyüdüğü Mısır toplumunun İslami değerlerden uzaklaşması ya da hurafe geleneğinin içinde boğulması karşısında güzel bir üslup, örnek bir yaşam ile önemli İslami kadroların yetişmesine de kaynaklık oluşturmuştur. Özellikle gençler üzerinde yoğun mesai harcamış ve onların bir toplumun dönüşmesi için ana aktör olduğunu dillendirmiştir. İslami mücadelede kadın faktörünü de önemsemiş, ilk dönem İslam toplumundaki dinamik bir toplum için bunun vazgeçilmez olduğunu ifade etmiştir. "Allah gayemiz, Peygamber (a.s) önderimiz, Kur'an yasamız, Cihad yolumuz, Allah yolunda ölüm en büyük hedefimiz" şiarını hayatının her alanına yaymıştır. 22 yaşında kurmuş olduğu Müslüman Kardeşler teşkilatı, bugün bile tüm dünyada İslami mücadelenin en dinamik unsurudur. Müslümanları miskinleştiren muharref inançlara karşı güzel bir metotla mücadele eden El Benna, Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh, Reşit Rıza gibi Islah çizgisinin fikriyatından etkilenmiştir. Aynı zamanda tasavvufun, İslami değerleri aşındıracak Bâtıni fikirlerinden arındırılarak maneviyatı güçlendirici eğitim metotlarını da mücadelesinde kullanmıştır. İngiliz sömürüsüne ve bunun taşeronluğunu yapan yönetimlere karşı da İslami mücadelesini sürekli güçlendirmiş, İslam’ın tüm hayatı kuşatan her alanda insanlığın hastalıklarına çözüm üreten bütünlüklü bir sistem olduğunu göstermeye gayret etmiştir. Bu uğurda Müslümanların kendi kişiliğinden başlayarak, yakın çevresini, toplumu ve tüm dünyayı dönüştürücü Islah edici özelliklerini şahitleştirmiştir. Hasan El Benna, Filistin mücadelesinin de İslami kadrolar ile Siyonistlere karşı direnişinin ilk tohumlarını atanlardan olmuştur. Gençlerin eğitimi için oluşturduğu izci kamplarından Filistin’deki işgale direnecek birçok genci buralara yönlendirmiştir. Bugünkü İslami direniş hareketlerinin birçoğu da Hasan El Benna’nın farklı bölgelerde oluşturduğu teşkilatların neticesidir. Birkaç kişi ile başladığı  İslami davet ve Islah çabası kısacık ömründe büyük bir teşkilata dönüşmüştür. İslama tahammülü olmayan kadrolar tarafından sürekli baskı altında tutulmak istenmiş hatta tutuklanmıştır. Hapis hayatı sonrası da mücadele azminden hiçbir şey kaybetmeden şahitliğini yerine getiren El Benna, 1949 yılında suikast ile şehit edilmiştir. Birkaç arkadaşı ile başladığı mücadele kısacık ömrü olmasına rağmen yüz binlerle ifade edilebilecek kadrolara dönüşmüş, bugün bile bu mücadele bilinci, aynı dinamizmi ile devam edebilmiştir. Islah bilinci ile hareket eden Müslüman Kardeşler’in mücadelesi, Mısır diktatörlerinin baskılarına rağmen tüm dünyadaki Müslümanları dinamik bir bilinçlilik hali ile ayakta tutan okul vazifesi görmektedir. Muhammed Mursi’lerin, Bedii’nin, Biltaci’lerin bizlere bugünlerde de öğütlediği İslami hassasiyetler, şahitliğimizi yerine getireceğimiz sorumluluklarımızı hatırlatan canlı birer örnek olarak yaşamaya devam etmektedir.”

Hasan el-Benna’dan sonra, ‘Ditroit’li Kızıl’ lakabı ile de tanınan şehid-şahid Malcolm X’i (Malik el Şahbaz) anlatmak üzere söz alan Numan Günay, şunlara değindi:

“Gençlik yıllarında birçok suça karışan Malcolm, 1948 yılında İslam Ümmeti hareketinin lideri ile tanışıp bu hareketin bir üyesi oldu. Bu hareketin savunduğu tezleri güçlü hitabeti ile sürekli dillendirdi ve on binlerce insanı etkiledi. İnsanların aslının siyahîler olduğu, beyaz tenli insanların şeytan olduğu vb konuları yaygınlaştırmaya çalıştı. 8 Mart 1964'te Malcolm X, İslam Ümmeti hareketinden ayrıldığını açıkladı. Kendisinin de dediği gibi hala bir Müslümandı fakat şiddetli ve sert öğretilerinden dolayı hareketin kendisinden "uzaklaşabildiği kadar uzaklaştığını" düşünüyordu. Nisan 1964’de gittiği Hac ibadeti hayatının dönüm noktasını oluşturdu. Siyah beyaz ayrımı olmadan, her çeşit insanın yan yana yaptığı bu ibadetten ve mahşeri kalabalıktan çok etkilenmişti. Hac dönüşünde yaptığı açıklamalar ile ırkçılığın çok büyük bir hastalık olduğunu ve onunla mücadele edebilecek yegâne gücün İslam olduğunu ifade etti ve önceki hayatında verdiği ırkçı mücadeleden uzaklaştığını ve reddettiğini belirtti. Bu açıklamalarından sonra sürekli ölüm tehditleri almaya başladı. Özellikle daha önce müntesibi olduğu İslam Ümmeti hareketinden tehditler aldı. 21 Şubat 1965’de büyük bir salonda konuşma yapmaya hazırlanırken kurşunlara hedef oldu ve 40 yaşında iken şehit oldu.”

Bu üç büyük şehit-şahitin hayatlarının ele alındığı program, bu isimlerle ilgili çeşitli videoların izletilmesi ile devam etti. Bu isimlerin dışında şahitliğini hakkı ile yerine getirmiş olan Şehit-şahit Seyyid Kutuplar, şeyh Ahmet Yasinler, Rantisi’ler, Esma’lar, Suriye’de Mısır’da, ve dünyanın dört bir yanında, ağır bedeller ödemelerine rağmen vahyin şahitliğini yapan ve yapmaya devam eden tüm mü’minler için yapılan dua ile program sona erdirildi.

HABERE YORUM KAT