Şehitlik laikliğin en tipik ihlalidir

11.09.2008 05:21

İshak Torun

Laiklik söylemleri, genellikle, Türkiye’nin önceden Şeriat ile yönetildiğini ve sonra bundan kurtulduğunu varsayıyor. Birincisi; Osmanlı Şeriat ile yönetilmiyordu. İkincisi; Türkiye hiçbir zaman Batılı anlamda laik olmadı

30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları dolayısıyla devlet iktidarının laiklik konusundaki tarif, tembih ve tediplerini yeniden dinledik. Türk kültüründeki “. . su küçüğün söz –devlet- büyüklerin-in-dir. .” geleneğine karşı çıkıp ve postmodern menfiliği göze alıp din-laiklik ve laiklik-demokrasi ilişkisini analiz etmeye çalıştık.

Her Şehitlik Söylemi Bir Laiklik İhlalidir

Laiklik söylemleri, genellikle, Türkiye’nin önceden Şeriat ile yönetildiğini ve sonra bundan kurtulduğunu varsayıyor. Birincisi; Osmanlı Şeriat ile yönetilmiyordu. İkincisi; Türkiye hiçbir zaman Batılı anlamda laik olmadı. Amigo sloganı gibi tekrarlanan laiklik tanımını referans almak gerekirse; Türkiye’de din ve devlet birbirinden ayrı değildir. Bu topraklarda Bizans dâhil 2000 yıldır din devletin kontrolü altındadır. Neye inanılacağına, nasıl yorumlanacağına, hangi mezhebe girileceğine, hutbeden neyin okunacağına doğrudan veya dolaylı olarak hep devlet karışmıştır. Keza, Cumhuriyet döneminde ulusal kimliğin pekişmesinde ve ulus devletin korunmasında dinden yararlanmakta bir sakınca görülmemiştir.

illi Eğitimden sonra en fazla kadroya sahip Diyanet’in tasfiye teklifine bütün ulusalcılar “ama” ile başlayan olumsuz cümleler kuruyor. Onlara göre bu aklı ermez, kaba, cahil Recep İvedikler her an davulcu ve zurnacının arkasından gidebilir(!) Ya da bir gece diş ve tırnakları uzayan vampir mürteciler Şeyh Sait’i mezarından kaldırıp laikliğin üzerine yürüyebilir(!) Gerçek şu ki, devlete sahiplik iddia eden ulusalcılar laikliğin alaturka bir yorumunu topluma zorla dayatmak istiyor. Bunu müzakereye açmak yerine ötekilerin niyet ve samimiyetini sorguluyor. Niyetler sorgulandığında ise kullanılan her sözcük zillet binasına taş taşımak anlamına geliyor.

Devlet, laikliğin ihlali anlamında dini/dini hareketleri yalnızca kontrol altında tutmuyor, gerektiğinde teşvik ediyor. Şehitlik olgusu en fazla istismar edilen bir konudur. “Sözde değil, özde laiklik. . ” diyen, en küçük dini imajı laiklik ihlali sayan askeri bürokrasi halkın dine referansla vatanı için savaşmasını laikliğe aykırı bulmuyor(!) Oysa, “şehitlik” konusu belki laikliğin en tipik ihlalidir. Laik bir uygulamada vatanı için ölmenin/savaşmanın referansı “görev gereği veya gerekirse onuru için ölmek” tir. Osmanlı’dan gelen Türk toplumsal kültürü vatanı, milleti ve devleti için ölmeyi ezan ve dine referansla şehitlik olarak tanımlıyor. Bu bağlamda, her bir şehit merasimi bir laiklik ihlali anlamına geliyor. Üstelik bu merasimlerin tümü laikliğin en tepeden savunucuların iştiraki ile kamusal alanda gerçekleşiyor. Aslında, laik öğretinin sınırlarını belirleyen askeri bürokrasiye sormak lazım; “siz, vatan, millet ve devlet için ölmeyi ne ile refere ediyorsunuz?”

Osmanlı’da Tanzimat, Cumhuriyette AB Müktesebatı

Türkiye’deki laiklik uygulaması hiçbir çağdaş ülkeyle paralellik taşımıyor. Osmanlı’dan Cumhuriyete intibak eden millet-i hâkime statüsüne yerleşen ulusalcılar ötekilerin eşitliğini kabul edemiyor, imtiyazlarından vazgeçemiyor. Nasıl ki, Tanzimat ve Islahat fermanları Osmanlı’nın millet-i hakimesinin imtiyazlarını ortadan kaldırdı, AB ye giriş süreci ve onun müktesebatı da Cumhuriyetin millet-i hakimesinin imtiyazlarını tehdit ediyor. AB müktesebatına karşı duruş efendi tabakası ulusalcılarla sınırlı kalmıyor. Bir kısım İslamcı ve Türk-İslamcı halen Osmanlı’da yaşadığı zannıyla veya mazinin bir gün geri döneceği inancıyla AB ye karşı çıkarak ulusalcılarla aynı otoriter eksende ittifak ediyor.

Bilinmelidir ki, demokrasi inançlının-inançsızın, dindarın-melaminin, Türk’ün-Ermeni’nin ve her türlü farklı olanın eşitliğini hazmetmektir. Ötekinin eşitliğini kabul etmeyenin demokrasi söylemi sahici değildir. Bu bağlamda, AB müktesebatı demokrasiyi refere eden herkes için bir samimiyet testi niteliği taşıyor. AB standartları laiklikle demokrasiyi başarıyla sentezliyor ve bugün için çağdaşlaşma ideali büyük ölçüde Kopenhag kriterlerine denk düşüyor.

Kamusal Alanın Dinsel Olandan Temizlenmesi Laikliğe Aykırıdır

Demokrasi şartlarından birinin laiklik olması kamusal alanın dinsellikten temizlenmesini gerektirmiyor. “. . Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması. . ” şeklindeki laikliğin totolojik tanımı ise hiçbir şeyi açıklamıyor.

Laiklik, siyasal düzlemde, karar alma süreçlerinde “nas” yerine “aklı” referans almaktır. Bu ise, dinsel olanın aksini kararlaştırmak anlamına gelmiyor. Bir gün, bir gerekçe ile dinsellikle çelişen karar alabileceğiniz gibi, başka bir gün pragmatik bir nedenle ve/veya akli bir referansla dinle örtüşen aksi bir karar alabilirsiniz. Mesela, dini referans almamak şartıyla bir mahalde, tamamen pragmatik nedenlerle alkol yasağının kararlaştırılması şeriatçılık sayılamaz.

Laiklik, Anglo-sakson uygulamasından hareketle, bir yönüyle karar alma süreçlerinde insan aklı ve onun özgürlüğünü savunmak, bir yönüyle inanma özgürlüğünü korumaktır. Devletin görevi bireyin neye nasıl inanacağına, onu nasıl anlayıp yorumlayacağına müdahale eden bütün dayatmaları engellemektir. Yani, devlet bireylere din veya dinin kendince yorumunu dayatmaz, aksine inanç özgürlüğüne gelebilecek her türlü baskıyı ve kendi aralarında çıkacak yok edici rekabeti engeller. Kamusal alandaki dinsellik sorunu bu bağlamda ele alınmalıdır.

Demokrasisiz Cumhuriyet Vatandaşları Tebaalaştırır

Kamusal alan, laik demokratik ülkelerde dinsel olandan temizlenmiyor. Aksine, her inanç ve düşünceden insanın birbirini yok etmeden/yok saymadan eşit ve özgürce kamusal alanı paylaşması sağlanıyor. Kamusal alanı yok etmek sivil toplumu yok etmektir; sivil toplumu yok etmek ise vatandaşı tebaalaştırmaktır. Vatandaşın tebaalaştığı yerde demokrasi, bunu umursayanlar için söylemek gerekir ki, demos’suz (halksız) kalmıştır. Bu durumda laiklik tebaalaşma olgusunu değiştirmiyor. Kuşkusuz her şeye rağmen laik tebaa olmayı isteyenlerin tercihlerine saygı duyulmalıdır. Meğerki, kutsallık atfedilen kavramların arkasına saklanıp başkasına tebaalık dayatılmasın.

 

Yrd. Doç. Dr. İshak Torun: Niğde üniversitesi, Eğitim Fakültesi öğretim üyesi

 

Radikal gazetesi

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
      PANO
      KARİKATÜR
      Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim