1. YAZARLAR

  2. Mehmet Altan

  3. Şehitler ve otoriterleşme
Mehmet Altan

Mehmet Altan

Yazarın Tüm Yazıları >

Şehitler ve otoriterleşme

A+A-

Taraf gazetesi, önceki gün, İnsansız Hava Aracı'nın çektiği görüntüleri ihtiva eden 2 Ekim 2008 tarihli bir belge daha yayınladı. Koordinatlar, Aktütün'e 1 km mesafedeki PKK'lıları gösteriyor.

Türkiye saatine göre 9.00-9.30 sırasında, PKK'lı grubun, sırtlarında yükleriyle yürüdüğü görülüyor.

Dün baktım...

Genelkurmay'ın bir açıklaması var...

Nedir diye merak ettim...

Genelkurmay Başkanlığı yaptığı haftalık bilgilendirme toplantısında Taraf Gazetesi'nde yayınlanan fotoğrafların Aktütün bölgesine ait olmadığını belirtmiş... Toplantının başında gazetecilere fotoğraflar gösterilmiş ancak yayın yasağı hatırlatılmış. İstihbarat zaafiyeti olmadığı vurgulanmış... İkinci Ordu Komutanı'nın halen bölgede incelemelere devam ettiği de açıklanmış... Aktütün sorularına cevap bulamadığım gibi aklıma yeni sorular da takıldı...

* * *

Birincisi, madem fotoğraflar 'Aktütün'e' ait değil, askeri rejim görüntüleri verip, bağırıp çağırmak yerine neden bunu hemen açıklamadınız? Madem elinizde bunu 'ispatlayacak' belgeler var, neden bunu medyaya vermiyorsunuz? 'Yayın yasağına' sığınmak bir izah olamaz... Çünkü yasağı koyan zaten Genelkurmay'a bağlı 'askeri mahkeme'...

İkincisi, yasaklar 'Genelkurmay açıklamalarını' kapsamıyor... Doğrusu, bu açıklamanın 'TSK Gazetecileri' dışında, bu işin ehli olanları ikna edeceğini de hiç sanmıyorum...

Üçüncüsü, madem 'istihbarat zaafiyeti' yok, güpe gündüz bu baskına nasıl cüret ettiler, çatışma nasıl bu kadar uzun sürdü ve beşinci kez basılan karakolda bunca asker neden şehit düştü?

Tabii bu şifai açıklamadan önce sergilenen gereksiz öfke ve tehditin de Aktütün Baskını ile ilgili şüpheciliğimi daha da artırmış olduğunu söylemeliyim...

* * *

Konunun 'özünün' saptırılmaması için...

Bir kez daha vurgulamak da fayda var...

Neyi, neden tartışıyoruz? Amaç askerlerimizin ölmemesi değil mi? Aranan soru şu:

'Aktütün'de on yedi askerimiz neden ve nasıl şehit düştü?' Ama galiba asıl kızdıran soru da bu... Nasıl ki, bir yıl önce Şırnak Gabar'da askerlerimizin nasıl şehit düştüğünü öğrenemediysek, bunun da 'gerçek nedenini' öğrenemeyeceğiz gibi...

Dağlıca'yı sanki öğrendik mi?

Gene geçen yıl karakollarımızdan birinde 'ekmek arabasını' ele geçiren iki kişi, yedi, sekiz askerimizi rahatça şehit etmemiş miydi? Sorumluları öğrenebildik mi? Demokratik bir eleştiri bunu engeller... Ama gel gör ki, Ankara, 'Otoriterleşme' arzusunu artırarak, bu sorgulamayı önlemek istiyor...

* * *

Beni şaşırtan Başbakan'ın tutumu...

'Otoriterleşmeye' karşı çıkacağına, o da o 'kervana' katılıyor...

İspatı mı?

Son zamanlarda siyasal iktidarın demokrat bulmayıp, sürekli eleştirdiği Mehmet Ali Birand'ın dünkü yazısı.. 'Taraf, -beğenirsiniz veya beğenmezsiniz- gazetecilik yapmıştır. Eline geçen belgeleri, doğruluklarına inanmış olduğu için yayınlamış ve Genelkurmay'a 'Bu belgeler, PKK'nın bölgede yığınak yaptığını, özellikle de Aktütün baskını günü açıkça faaliyet gösterdiklerini ortaya koyuyor. Neden gereken önlemler alınmadı? Öyleyse, 17 şehidin sorumluluğu kimin sırtındadır?' sorusunu sormuştur. Genelkurmay Başkanı'nın tepkisi, bu soruyu yanıtlamadı. Oysa hepimizin beklentisi, Aktütün'de bir ihmalin olup olmadığına açıklık getirmesiydi. Gerçi 2. Ordu Komutanlığı'nın bir soruşturma açtığını, sonuçlarından da kamuoyunun haberdar edileceğini söylemekle yetindi. Ancak, yine de mesajı düzeltmek yerine, mesajcıyı dövmeyi tercih etti.

TSK'yı eleştiren herkesi azarladı. Ses tonu ve kullanılan kelimeler öylesine sertti ki, bu tip belgeleri yayınlayanların cezalandırılacağına işaret etti. Komutan hatalı davrandı.

Belgelerin sızmasını ve bunların yayınlanmış olmasını 'vatana ihanet' olarak niteledi. Ateş püskürdü. Neden?

Belgelerin sızıp sızmaması TSK'nın kendi bir iç sorunudur. Dikkatli olsunlar, önlemlerini alsınlar, sızdırmasınlar. Ancak bu belgeler doğru ise, o zaman bunların yayınlanmasına kimsenin tepki göstermemesi gerekir. Medyanın görevi, belge sızdırmak ve bu belgelere dayanarak sorumlulara hesap sormaktır.'

Siyasal iktidar şimdi bu tespitin çok gerisinde kalmış durumda... TBMM'nin askerler tarafından boykot edilmesine...

Genelkurmay Başkanı'nın Meclisin 'af yetkisini' sahiplenerek 'kısmı ve genel af olmaz' demesine.. Kuvvet Komutanlarıyla ancak askeri rejimde verilen görüntelere hiç ses çıkarmayan 27 Nisan mağduru Başbakan anti demokratik bir duruşdan yana tavır alıyor, askeri rejim görüntülerinden değil, Taraf'ın sorularından rahatsız oluyor... Nereden nereye ..

'Çocuklar neden ölüyor' sorunun cevabını 'otoriter bir rejim' özlemiyle cevaplamaya çalışan Ankara manzaraları.. O kadar çok gördük, o kadar çok yaşadık ki... 

* * * 

Askerin hikmetinden kuşku duyulmayacak...

Siyaset kurumu da bunu destekleyecek...

O arada da çocuklar ölüp duracak.

Şimdi 'Ankara Koalisyonu' bunu seslendirmekte...

Allah aşkına...

Bunun 'faşizmden' ne farkı var?

STAR

YAZIYA YORUM KAT