Şehîd Yalnızca Allâh Yolunda Can Verendir

10.07.2008 19:06

İbrahim Sediyani

İslamî – Qûr’ânî bir terim olan “şehîd” kavramı kadar tahrif edilmiş, amaç dışı kullanılmış ve öz mânâsından uzaklaştırılmış başka bir kelime var mıdır acaba? Sanmıyorum.

İslam’a ve İslam Şeriâtı’na tamamen aykırı ve hatta karşıt olan “Laiklik”, “Millîyetçilik”, “Kemalizm” ve “Batıcılık” fikrî esasları üzerine kurulmuş olan bir devlet, kendisinin ve dayandığı bu ideolojik temellerin korunması için mücâdele ederken öldürülen askerlerine, polislerine, kumandanlarına ve hatta etnik birlikteliği olmayan köy korucularına “şehîd” diyor, bunların geride bıraktığı gözüyaşlı âîlelerini de “şehîd âîleleri” olarak topluma lanse ediyor.

Yine aynı şekilde İslam’a ve İslam Şeriâtı’na tamamen aykırı ve hatta karşıt olan “Laiklik”, “Millîyetçilik”, “Sosyalizm” ve “Komünizm” gibi fikrî esaslar üzerine kurulmuş olan bir örgüt de, kendisinin ve dayandığı bu ideolojik temellerin korunması için mücâdele ederken öldürülen sempatizanlarına, militanlarına, gerillalarına ve komutanlarına aynı şekilde “şehîd” diyor, bunların geride bıraktığı gözüyaşlı âîlelerini de aynı şekilde “şehîd âîleleri” olarak topluma lanse ediyor.

Her ikisi de İslam’a ve Qûr’ân’a açıkça savaş açmış olan bu iki laik güç, öz be öz İslamî bir kavram olan “şehîd” kavramını böyle sorumsuzca, hiç utanmadan, yüzleri kızarmadan kullanırken dayandıkları mantık nedir acaba? Anlamak cidden güç.

Oysa Qûr’ânî bir kavram olan – dikkat ediniz; “kelime” demiyoruz, “kavram” diyoruz; yani sadece bu inanç sistemine ait ve anlamı sadece bu inanç sisteminde karşılık bulan “ifade” – “şehîd” kavramı yüce kitâbımız Qûr’ân-ı Kerîm’de hangi anlamda kullanılmış:

“Allâh yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiniz; zira onlar diridirler. Fakat siz farkında değilsiniz.” (Baqara, 154)

“Allâh yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyiniz. Hayır, onlar Rabb’leri katında diridirler ve rızıklanmaktadırlar.” (Al-i İmran, 169)

 “Kim Allâh'a ve Resûlü'ne itaat ederse, işte onlar Allâh'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıqlar, şehîdler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?” (Nisa, 69)

Bu âyet-i kerîmelerden de anlaşılacağı üzere, “şehîd”, yaşamını Allâh ve Resûlü’ne itaatle geçirmiş, Allâh’ın dîni olan İslam’a ve bu dînin yüce kitâbı olan Qûr’ân’a göre bir yaşam sürmüş ve bunun neticesi (meyvesi) olarak da canını yine âlemlerin Rabbi olan Allâh yolunda vermiş, Allâh yolunda öldürülmüş kimseye denir ki, bu kimse üstelik ölümsüzleşmiş, Allâh katında diridir.

Yine yüce kitâbımız Qûr’ân- Kerîm’i incelediğimizde, Allâh-û Teâlâ’nın biz müslümanlardan, ğayr-i İslamî güçler ve onların ideolojileri ve dînleri olan “Laiklik”, “Millîyetçilik” (Türk veya Kürt, hangisinin millîyetçiliği olduğu farketmez), “Kemalizm”, “Sosyalizm”, “Demokrasi”, “Şamanizm” ve “Zerdüştçülük” yolunda değil, aksine, laiklerin bizzat kendisine karşı savaştığı âzîz İslam yolunda, kutlu Qûr’ân yolunda savaşmamızı, mücâdele vermemizi istediğini görürüz:

 “Sizinle savaşanlara karşı Allâh yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allâh aşırı gidenleri sevmez.” (Baqara, 190)

 “Şüphesiz imân edenler, hicret edenler ve Allâh yolunda cihad edenler; işte onlar, Allâh'ın râhmetini umabilirler. Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.” (ags, 218)

“Andolsun, eğer Allâh yolunda öldürülür ya da ölürseniz, Allâh'tan olan bir bağışlanma ve râhmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır.” (Al-i İmran, 157)

“Nitekim Rabbleri onlara (dûâlarını kabul ederek) cevab verdi: ‘Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allâh katından bir karşılıktır. O Allâh ki, karşılığın en güzeli O'nun katındadır.” (ags, 195)

 “Öyleyse, dünya hayatına karşılık âhireti satın alanlar Allâh yolunda savaşsınlar; kim Allâh yolunda savaşırken öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki, Allâh yolunda ve ‘Rabbimiz, bizi halkı zâlîm olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu) gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? İmân edenler Allâh yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tâğut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.” (Nisa, 74 – 76)

“Artık sen Allâh yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü'minleri hazırlayıp teşvik et. Umulur ki Allâh, küfredenlerin ağır baskılarını geri püskürtür. Allâh, kahredici baskısıyla daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.” (ags, 84)

“Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allâh, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) vaadetmiştir; ancak Allâh, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” (ags, 95)

“Fitne kalmayıncaya ve dîn yalnız Allâh'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allâh, yaptıklarını görendir.” (Enfal, 39)

“Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allâh'tan ve Resûlü’nden ve mü'minlerden başka dost edinmeyenleri Allâh bilip (ortaya) çıkarmadan bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allâh yaptıklarınızdan haberdardır.” (Tewbe, 16)

“Hacılara su dağıtmayı ve Mescîd-i Haram'ı onarmayı Allâh'a ve âhiret gününe iman eden ve Allâh yolunda cihad edenin yaptıkları gibi mi saydınız? (Bunlar) Allâh katında bir olmazlar. Allâh zûlmeden bir topluluğa hidayet vermez. İmân edenler, hicret edenler ve Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allâh katında büyük dereceleri vardır. İşte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.” (ags, 19 – 20)

“De ki: ‘Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allâh'tan, O'nun Resûlü’nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allâh'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun’. Allâh, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” (ags, 24)

“Kendilerine kitap verilenlerden, Allâh'a ve âhiret gününe inanmayan, Allâh'ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dîni (İslam'ı) dîn edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.” (ags, 29)

“Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allâh yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır.” (ags, 38)

“Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allâh yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (ags, 41)

 “Allâh adına gerektiği gibi mücâdele edin. O, sizleri seçmiş ve dîn konusunda size bir güçlük yüklememiştir. Atanız İbrahim'in dini. O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Qûr'ân'da) da sizi ‘Müslümanlar’ olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şâhid olsun, siz de insanlar üzerine şâhidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allâh'a sarılın. Sizin mevlânız O'dur. İşte, ne güzel mevlâ ve ne güzel yardımcı.” (Hacc, 78)

“Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onlara karşı büyük bir mücâdele ver.” (Furqan, 52)

“Bizim uğrumuzda cihad edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allâh, ihsan edenlerle beraberdir.” (Ankebut, 69)

“Öyleyse inkâr edenlerle (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir (fidye karşılığı) salıverin. Öyle ki savaş, ağırlıklarını bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allâh dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir. Allâh yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Allâh,) âmellerini boşa çıkarmaz.” (Mûhâmmed, 4)

“Ey imân edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi? Allâh'a ve O'nun Resûlü’ne imân edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allâh yolunda mücâdele edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.” (Saff, 10 – 11)

 “Ey Peygamber, kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir dönüş yeridir o.” (Tahrim, 9)

Bu âyet-i kerîmelerden de anlaşılacağı üzere, yeri, göğü ve ikisi arasında olanları yaratan Allâh-û Ekber (cc), biz müslümanlardan, sadece ve sadece Allâh ve Resûlü, İslam ve Qûr’ân yolundan gitmemizi, sadece İslamî yaşam biçimini arzulayıp hayatımızı Qûr’ân’ın emrettiği çizgide tanzim etmemizi, yine sadece ve sadece Allâh ve Resûlü, İslam ve Qûr’ân yolunda, hem de mallarımızla ve canlarımızla savaşmamızı, İslam dışında hiçbir dîn, ideoloji, düşünce ve yaşam modeli (Laiklik, Demokrasi, Faşizm, Sosyalizm, Komünizm, Millîyetçilik, Kemalizm, Liberalizm, Hristiyanlık, Musewîlik, Şamanizm, Zerdüştçülük) uğrunda mücâdele vermememizi, savaşmamamızı, sadece ve sadece Allâh yolunda, İslam ve Qûr’ân yolunda savaşmamızı, mücâdele vermemizi, yalnızca ve yalnızca Allâh’ın dîni olan İslam’ın, İslam Şeriâtı’nın hâkim kılınması, Qûr’ân hükümlerinin hayata hükmetmesi ve “La İlâhe İllallâh – Mûhâmmedun Resûlullâh” bayrağının dalgalanması için cihad etmemizi, cehd içinde bulunmamızı, çaba içerisinde olmamızı istemektedir ki, yalnızca O’nun yolunda can verelim ve gerçekten “şehîd” olalım.

Çünkü âlemlerin Rabbi, Rahmân ve Râhîm, Dîn Günü’nün sahibi olan Allâh Tebareke ve Teâlâ, yalnızca kendi yolunda, kendi dîni olan İslam ve kendi kelâmı olan Qûr’ân yolunda, Qûr’ân’ın hâkim kılınması yolunda canlarını verenleri “şehîd” kabul etmekte, ğayr-i İslamî olan ve istisnasız tümü “beşerî yollar” olan diğer dîn, ideoloji, düşünce veya yaşam modelleri uğrunda can verenler ancak “ölü” olmaktadırlar.

Zira mazlum ve mustaz’af halkların Rabbi olan Allâh, biz insanlardan, hayatımızı, düşünsel strüktürümüzü, zihinsel ve bedensel davranışlarımızı, sosyolojik konumumuzu ve en önemlisi de siyasî ve ideolojik tercihimizi, düşün yapımızı İslam’a göre şekillendirmemizi, kendimize yaşam modeli olarak yalnızca İslam’ı seçmemizi, rehber olarak yalnızca Qûr’ân’ın emir ve yasaklarını almamızı istemekte, İslam’ın dışında her tür dîn, ideoloji, düşünce ve yaşam biçiminden biz men etmekte, kesinkes yasaklamaktadır:

“Kim İslam'dan başka bir dîn (yol) ararsa bu asla ondan kabul olunmayacak ve o, âhirette de kayba uğrayanlardan olacaktır.” (Al-i İmrân, 85)

“Bugün size dîninizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size dîn (yol, yaşam biçimi) olarak İslam'ı seçip beğendim.” (Mâide, 3)

“De ki: ‘Hiç şüphesiz Allâh'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz âlemlerin Rabbi’ne (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk.” (En’âm, 71)

“De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allâh içindir’.” (ags, 162)

“Sizden kim dîninden geri döner ve kâfir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri dünyada da, âhirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, orada süresiz kalacaklardır.” (Baqara, 217)

“De ki: ‘Ben, yalnızca Allâh'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak O'na dâvet ederim ve son dönüşüm O'nadır.” (Râ’d, 36)

Görüldüğü üzere bizden istenen, kendimize dîn olarak, ideoloji olarak, düşünce olarak, siyaset olarak ve hayat biçimi / yaşam modeli olarak yalnızca İslam’ı almamız, sadece bu yolda yürümemizdir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Şehîd olabilmek için canımızı Allâh yolunda vermiş olmamız, canımızı Allâh yolunda verebilmek için Allâh yolunda savaşmış olmamız ve Allâh yolunda savaşabilmek için de Allâh’ın yolunda yürümemiz, Allâh’ın emir ve yasaklarına uygun bir yaşam sürmemiz gerekmektedir.

“Şehîd” ve “şehâdet” kavramlarına açıklık kazandır(maya çalış)dığımız bu yazıyı burada bitirirken, söylemek istediklerimi ve vurguladığım gerçekleri yıllar önce bir TV kanalında sözlü olarak ve üstelik daha yüksek sesle ve daha cesur bir şekilde dile getirdiği için zâlîmlerin ve faşistlerin hışmına uğrayan ve ne yazık ki –korkudan mıdır nedir!– bir zamanlar başkanlık yaptığı müessese ve mensupları tarafından bile sahiplen(e)meyen, destek çıkıl(a)mayan, İslamî hareket ve ülkemiz müslümanları için hakikaten “büyük bir değer” olduğuna inandığım sevgili ağabeyimiz Mehmet Pamak’a bu yazımı ithâf ediyor, bu konuya –ki çok çok önemlidir– gelecek hafta devam edeceğimi, “gerçek şehîdler” ve “gerçek şehîd âîleleri”ni üstelik nominal (isim belirterek) anlat(maya çalış)acağımı söylemek istiyorum.

ibrahim.sediyani@hotmail.de

  • Yorumlar 16
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim