1. HABERLER

  2. KURAN ÇALIŞMALARI

  3. Şehadetle Sunulan Mesaj ve Davet
Şehadetle Sunulan Mesaj ve Davet

Şehadetle Sunulan Mesaj ve Davet

Şehadet birey bazında kalmamalı; şehadet geleneği, bireyin kurtuluşundan çok, toplumsal kurtuluşu hedeflemelidir. Direnenleri kuşatıcı ve sahiplenici mü'min önderliğin tesisi ile bireysel kurtuluşlar toplumsal kurtuluşlara dönüşecektir.

A+A-

Şehadetle Sunulan Mesaj ve Davet

M. Zeki Yıldırım

"Müminlerden öyle erler vardır ki, Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi (şehid düştü). Kimi de (şehidlik) beklemektedir; onlar sözlerini asla değiştirmediler (33/23)

İman, şehadetle başlar. Şehadet, ulûhiyet ve rubûbiyette âlemlerin rabbinin birlenmesi, kendisinden başkasına kulluğun inkârı ve buna hayatın bütününde, bedenlerin tüm zerreleriyle tanıklık etmesidir.

Şehadet, Allah için yaşayıp Allah için ölmeyi amaçlayan bir hayatın pratik tezahürüdür Hayatın, bireysel ve toplumsal düzeyde Allah'ın vahdaniyetine somut tanıklığıdır. ilahi vahyin bütün değerler üzerine hükmetmesidir 16/162-163).

İnsan, fıtratı gereği sosyal bir varlıktır. Bu nedenle hayata hükmeden değerlerin toplumsal düzeyde olması da kaçınılmazdır. Bu da ilahi değerleri bir bütün olarak, hayatın her alanında icra edecek bir "ümmetin teşekkülü ile mümkündür. İnsanların hür iradeleriyle dini tercihleri ve yaşama imkânları sağlanarak, bu husustaki engeller ortadan kaldırılmış olacaktır. Böylece inançlı bireylere yükletilen "örnek bir ümmet" oluşturma sorumluluğu ve insanlar üzerine şehadette bulunma mükellefiyeti ifâ edilebilecektir (2/143; 3/104).

İslami şahsiyete sahip Allah erlerinin bu endişelerini gündelik yaşama indirgemeleri, böylece insanlığa tanıklıkla bulunmaları gerekmektedir. Bu tanıklık, yani şehadet, İslami kimliğin sembolü ve göstergesi olacaktır. Ki, dinin yaşanması salt ütopik bir iddia olmaktan kurtulup somut bir vakıaya dönüşebilsin. Bütün insanlık dinin bir hayat biçimi olduğunu yaşayarak gözlemleyebilsin.

Dinin yaşanması ve yaşatılması noktasında egemen zalimlerin oluşturduğu engelleri ortadan kaldırmak ve insanlığa tanıklık edecek Kur'an neslinin teşekkülü için hayatlarını bu ilahi davaya adamış gönüllü erlere ihtiyaç vardır. Dinin bütün ortam ve şartlarda yaşanabilirliğini kanıtlayarak canlı birer şahit olacak bu şahsiyetli erler, zulüm karşısındaki teslimiyeti başkaldırıya dönüştüren bir hareketin canlı örnekleri olacaklardır. Bedel olarak hayatlarını ortaya koyup verdikleri savaşımla Allah'ın dinine şahitlik edenler, şehadetleriyle İslami hareketi müjdelerler. Yani, şehitler, mücadelenin varlığının delili, zafere değin sürecek bir direnişin müjdecisi ve habercisidirler,

Şehadet, toplumsal değişimin ve tevhidi gelişimin beslenme kaynağıdır. Zulme karşı başkaldırının, direnişin ve eylemin olduğu yerde şehadet de var demektir. Şehitsiz mücadele olmaz. Mücadeleler, şehitlerin kanları üzerine inşa olurlar. Hareketler, varlıklarını şehadetlere borçludurlar.

İslami harekete hayatiyet kazandıran, onu kâim kılan şehadet ruhu ve şehadet geleneğidir. Bu geleneğin sürekliliğidir. Uğrunda kan verilen, bedelleri şehadetle ödenen mücadeleler, düşünceler, bu kan sayesinde kendilerini çağlara ve nesillere taşırlar. Bireyin, toplumun ve sosyal değerlerin değişimini sağlayan temel faktör, şehadet ruhudur ki, direnişi köklü temellere oturtan, özgürlük savaşının faaliyet sahasını genişleten, onu aktif, sürükleyici ve etkin hale dönüştüren de yine bu ruhtur. Bu ruh kan verir, can verir ölü bedenlere, ölü toplumlara, ölü topraklara... O, toprağın derinliklerine kök salan filizin beslenme kaynağıdır. Direniş hareketleri, bu tohumla yeşerir ve büyür. Gövdesi üzerine kâim olup, bütün görkem ve dehşetiyle insanlığa umut olur, ümit olur. Zalimi kahreden, mazlumu sevindiren ekin misali... (48/291

İslami hareketin kendisine Özgü şehadet geleneği oluşmalıdır. Şehadet birey bazında kalmamalı; şehadet geleneği, bireyin kurtuluşundan çok, toplumsal kurtuluşu hedeflemelidir. Direnenleri kuşatıcı ve sahiplenici mü'min önderliğin tesisi ile bireysel kurtuluşlar toplumsal kurtuluşlara dönüşecektir. Aksi takdirde yalnızca şehitler silsilesine yeni bir şehit katmış oluruz. Ferdi, hareketten kopuk şehadetler zaman süreci içerisinde unutulmaya yahut belli günlerde anılarak nefsi duyguları tatminden öteye geçemeyen bir hâle dönüşecektir.

İnsanların kendileri gibi yaratılmışlara kul olduğu, hevâsına yahut elleriyle ürettiğine esir düştüğü, zulmün egemen olduğu şu geçici dünya hayatına teslim olmaktansa, sürekli ve baki olan ahiret yurdunu tercih ederek cennetlere mirasçı olmayı hedefleyen tüm Allah erleri, şehadeti, esaretten özgürlüğe koşma mücadelesi olarak algılarlar. Onlar kendilerini / adaklarını Rablerine adamakla sadakatlerini kanlarıyla kanıtlarlar.

Şehitler, tevhidi mücadelenin seçkin ve onurlu öncüleridirler (3/169-171). Onlar, arınmışlığın, seçkinliğin (3/140-141), ahde sadakatin (33/23) sembolüdürler. Şirk ve zulüm düzeninin her türlüsüne başkaldırmanın, haktan yana saf tutmanın ölümsüz tanıklarıdırlar (2/154; 3/169). Şehitler şehadetleriyle bizlere, geride kalanlara, adaklarını adamak için sırasını bekleyenlere, insanlığa, nasıl yaşanması ve nasıl ölünmesi gerektiğini öğreten rehberlerdir.

Varlığını, inandığı değerlere adayarak çağlara ve nesillere damgasını vuran şehitlerimize -yeryüzü coğrafyasının neresinde olursa olsun- sahip çıkmak, onları tanımak-tanıtmak, yaşamak-yaşatmak mücadelesini verdikleri İslami kimliği yeni nesillere taşımak, mücadeleyi sürdürmek tevhidi bilinci kuşanmış her mü'minin görevidir. Yoksa şehitlerin arkasından ağlayıp sızlamanın, dövünüp hayıflanmanın hiçbir mânâsı yoktur. Mücadeleyi sürdürerek izlerinin takipçisi olmak, bizim için bir sorumluluktur. Şehidin arkasında bıraktığı şu iki şey unutulmamalıdır. Bunlardan biri 'mesaj', diğeri de 'davet'tir. Bu mesaj, ölümlü bedenleri ölümsüzleştirmenin ve ebedi mükâfata ulaşmak için akıtılan kanların bir ümmet olarak insanlığa tanıklık etmesi mesajıdır. Bu mücadelenin kendisinden sonrakilerin sürdürmesi ve emaneti geride kalan kardeşlerinin omuzlarına yüklenildiği mesajıdır. Bu mücadeleyi kendisinden sonrakilerin sürdürmesi ve emaneti geride kalan kardeşlerinin omuzlarına yüklenildiği mesajıdır. 'Davet' ise, adağını adamak için sırasını bekleyen erlere rableri katında ulaştıkları sonucu bir an önce müjdeleme isteği ve sevincidir. Allah'ın mükâfat olarak peygamberler, sıddıklar ve şehitler için hazırlatıp donattığı sayısız nimetlerle dolu cennetlerde buluşmak üzere şehitlerin, şehadetleriyle adaklarını adamak üzere sırasını bekleyen kardeşlerine çıkarttıktan davetiyeleri ulaştırma sevinci... (3/169-171).

Bizler, yakini imanın ameli şehadetlere dönüştürülmesinde öncü erler olmamız gerektiğinin şuurundayız. O'na ait olan bu ölümlü bedenlerin yine O'na iade edilmesi, mukabilinde de cennetin satın alınacağı bir alışverişten daha kârlı bir ticareti tanımıyoruz (9/111). Yorulmaksızın, tükenmeksizin ilahi emaneti omuzlayan, ahidlerine sadakati kanlarıyla kanıtlayarak tanıklıkta bulunanlardan olma ümid ve azmiyle.

Rabbimiz! Bizlere şehadet bilinci ve sorumluluğu nasip et! Kendi ellerimizle zulmedenleri kahr-u perişan, rezil ve rüsvay edecek, yüreklerini dağlayacak, mü'minlerin gönüllerine ise esenlik ve şifa dağıtacak, kalplerindeki öfkeyi dindirecek ve şehitlerin kanlarının yerde kalmadığını kanıtlayıcı şehadetler nasip et! (9/14-151

Ve... İftarını şehadet şerbeti ile açan Mevlütlere, 'Beş Kasım Şehitleri'ne, Şikakilere, tevhidi mücadelenin bütün şehitlerine ve sırasını bekleyen adanmışlara selam olsun. Selam olsun, şehidin 'mesaj'ını dinleyip 'davet'ine icabet edene...

Haksöz Dergisi, Sayı:68, Kasım 1996 

HABERE YORUM KAT

2 Yorum