1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Şehadetinin 88. Yılında İskiliplinin Mirası Ele Alındı
Şehadetinin 88. Yılında İskiliplinin Mirası Ele Alındı

Şehadetinin 88. Yılında İskiliplinin Mirası Ele Alındı

Özgür-Der Çorum Şubesi, şehit edilişinin 88. yılında İskilipli Atıf Hoca’nın mirasını ele alan bir program yaptı.

A+A-

Özgür-Der Çorum Şubesi, şehid edilişinin 88.yılında “İskilipli Atıf Hoca’nın Mirası ve Türkiye Yakın Tarihi” konulu program düzenledi. Dernek merkezinde gerçekleşen programı Kerim Mandıralıoğlu yönetti. Bülent Gökgöz ve Yakut Bozdoğan’ın konuşmacı olduğu program, İskilipli Atıf Hoca’nın hayatını, düşüncelerini ve İstiklal Mahkemelerini konu edinen sinevizyon gösterimi ile başladı.

Kerim Mandıralıoğlu sözlerine, tarihin kara sayfalarından İskilipli Atıf Hoca’nın idamının gündemleştirilmesinin ve onun mirasına sahip çıkma sorumluluğumuzun önemine dair vurgularla başladı. Geçmişte yaşanan sosyal ve siyasal hadiselerin iyi bilinip onlardan dersler çıkartmamız gerektiğini belirten Mandıralıoğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Bazen görünenler yüzeysel ve sahte, görünmeyenler ise derin ve gerçeklerdir. Tarihten ders almak için derin ve gerçeklerle yüzleşmek bir mecburiyettir. Atıf Hoca’nın şahsında yaşanan dram, bir sembol idi, İslami değerler ve sembollere karşı mücadelenin izdüşümüdür.

Din adına söz söyleme konumunda olanların, bu işi kendine meslek edinenlerin, hocaların, akademisyenlerin gerçek imtihanlarla karşılaştıklarında nasıl savrulduklarına dikkat çekmek istiyorum. Bu savrulmanın benzerlerini biz Suriye’de, Mısır’da vs. görüyoruz. Ölümü, Büyük Mahkemede hesaplaşmayı göze alabilecek Atıf Hocalar kolay çıkmıyor. O,eğilip bükülmemiş, hakikati söylemekten, yazmaktan kaçınmamıştır. Bu duruşu onu, hocaların yüz akı yapmıştır.

Bilginin sadece akademisyenler, entelektüeller arasında dolaşıp duran bir değer olmaktan çıkıp topluma yansıması gerekir. Çünkü bilgi, anlaşılıp uygulamaya geçtiği zaman gerçek değerini kazanır”

Atıf Hoca’nın hatırasına sahip çıkmanın aynı zamanda kendimize, İslamî kimliğimize sahip çıkmak olduğunu ifade eden Mandıralıoğlu, bu olayın kişilere indirgenmemesi gerektiğini, arkadaki zihniyetle mücadele edilmesini ve ülkeye acılar yaşatan asker, yargı vs. her türlü vesayet iyi bilinerek Atıf Hoca’nın unutturulmaması gerektiğini hatırlatarak sözlerine son verdi.

Bülent Gökgöz, İskilipli Atıf Hoca’nın gündemleştirilmesinin önemli olduğunu, elimizden çalınmış âlim, kanaat önderlerimizin izlerini sürmemizin bizleri farkında kılıp yaşanan acılarla yüzleşilebileceğini ve resmi tarih anlatılarının kırılabileceğini belirterek sözlerine başladı. Onlarca yıldır mezarını dahi gizlemeyi görev bilmiş egemenlerin resmi tarih kurgularının kırılması ve korku duvarlarının aşılması açısından da Atıf Hocaların gündeme getirilmesinin önemli olduğunu belirten Gökgöz, 2012 yılında düzenledikleri salon programında konuşmacı olarak yer alan Abdurrahman Dilipak’ın “Atıf Hoca’nın bizlere ihtiyacı yok, bizim ona ihtiyacımız var!” ifadesini hatırlatarak, meselenin sadece iade-i itibar meselesi olmadığını vurguladı.

Gökgöz konuşmasının devamında şunları söyledi:

“İskilipli Atıf Hoca’nın mücadelesi ve yaşadıkları bizlere kendisini Osmanlı-İslam kurum ve sembolleri olan hilafet-ümmet üzerinden tanımlayan Anadolu toplumunun, dayatmalarla nasıl batılı ulus toplumuna dönüştürüldüğünün serencamını anlatır. Atıf Hoca’nın Cumhuriyet Türkiye’sinde temel itirazları batılılaşma politikaları ve batı taklitçiliğinedir. Kur’an ve Sünnete dönüş, Müslümanların düşmanlara karşı kuvvet hazırlama sorumluluğu, cihad, ahlaki yozlaşma, rüşvet, içki, tesettür, medreselerin reformu, zulme karşı aktif mücadele sorumluluğunun imanın gereği olduğu, laiklik gibi konular onun en çok üzerinde durduğu konulardır.

Diğer taraftan gündeme getirilmesi gereken asıl husus ise,  İstiklal Mahkemeleri, Lozan belgeleri gibi Cumhuriyetin kuruluşuna ait yakın tarih arşivlerinin halen toplumla paylaşılmaması, gün yüzüne çıkmamasıdır. Batılılaşma yolunda atılan ve bizlere inkılâplar olarak anlatılan dayatmalar, İstiklal Mahkemelerinin tüm muhalif unsurları tasfiye ve sindirmesinin akabinde hızla yasalaştırıldı. İskilipli Atıf Hoca, Şeyh Said gibi âlimler üzerinden tüm Anadolu toplumu ve değerleri yargılandı.

Tüm tarihçilerin üzerinde ittifak ettiği husus; bu mahkemelerin hukuk mahkemeleri olmadığı gibi objektif karar alma mekanizmasına da sahip olmadığıdır. Çoğunluğu asker kökenli üyelerden oluşan bu mahkemeler, sınırsız yetkiye sahip olup temyizin, avukatın olmadığı ve vicdani kanaatlerin delil kabul edildiği Kemalizm’in devrim mahkemeleri olarak işlev gördü. Bizzat yakın arkadaşlarının da ifadeleriyle tüm yetkilerini Mustafa Kemal’den alan mahkemeler sadece İslamcıları değil, muhalif tüm unsurları sindirerek tek adamlığın da önünü açmış oldu.”

İskilipli Atıf Hoca’nın eserlerine ve düşüncelerine dair özet bilgileri de aktaran Gökgöz, sunumunu sonlandırdı.

İskilipli Atıf Hoca gibi o dönemin İslamcı kanaat önderlerinin kaygılarını paylaşan Yakut Bozdoğan, Sebilürreşad dergisinden örneklerle İslamcıların kaygılarına ve söylemlerine dair örnekler sunarak konuşmasına başladı.

Mehmet Akif Ersoy, Hafız Eşref Edip, İskilipli Atıf Hoca, Babanzade Ahmet Naim gibi İslamcı kanaat önderlerinin ortak kaygısının İttihad-ı İslam(İslam birliği) olduğunu belirten Bozdoğan, Cumhuriyetin ilanından sonra Batılılaşma politikalarına karşı muhalefet ettiklerini vurguladı.

Bozdoğan sunumunun devamında özetle şunları dile getirdi:

“Bu dönemde İslamcıların öne çıkan kaygıları şu şekilde sıralamak mümkün; İslam birliği, Sömürgeye ve sömürgeci güçlerin fiili işgallerine itiraz, İslam dünyasını acze düşüren sebepler, Kur’an’a ve Sünnet’ dönüş, medreselerin ıslahı, oryantalist ve modernist söylemlere reddiyeler, yozlaşmaya karşı toplumu bilinçlendirme çabalarının varlığından bahsedilebilir.

Eşref Edip, Cumhuriyetin ilanından sonra hızlanan batılılaşma hareketine şiddetle muhalefet etmekteydi. Sebilürreşad’ı İslamcılık düşüncesi doğrultusunda yayınlamayı sürdürdü. Şeyh Said kıyamı üzerine birçok gazete ve dergiyle birlikte Sebilürreşâd da kapatıldı. Eşref Edip tutuklanarak Şark İstiklâl Mahkemesi’ne gönderildi. Önce Ankara, sonra da Diyarbakır’da yargılandı. Sebilürreşâd’ın yayımını durdurmak şartıyla 13 Eylül 1925’te serbest bırakıldı.”

İkinci dönem Sebilürreşad’da yayınlanan makalelere de örnekler sunan konuşmacı, Tek Parti döneminde Kemalizm güzellemelerinin farklı bir dille eleştirildiğini belirterek konuşmasını tamamladı.

fotograf-(17).jpg

fotograf-(18)-(1).jpg

HABERE YORUM KAT