Seferilik Hükümleri Çağımızda Geçerli mi?

13.01.2013 18:37
Seferilik Hükümleri Çağımızda Geçerli mi?
Fıkıh âlimleri seferilik meselesini açıklarken iki farklı kriteri göz önünde bulundurmuş: Bazıları gidilecek mesafeyi, bazıları da bu mesafe kat edilirken harcanan zamanı ölçü almış.

FATMA TURAN

Günümüz şartlarında seferilik hükümleri konusunda birçok farklı görüş var. Bazıları çok kolay şartlarda yolculuk yapıldığından seferi olunamayacağını savunurken, bazıları da hükümlerin her asırda geçerli olduğunu düşünüyor. Yolcunun farz namazlarını kısaltması mecburi midir, yoksa kısaltma konusu tamamen tercihe mi kalmıştır?

Namaz dinin direğidir, kim onu terk ederse dinini yıkmıştır.” hadis-i şerifi namazın ehemmiyetini anlatan en güzel beyanlardan. Namaz öyle mühim bir ibadet ki, olağan durumlarda kılınmasına özen gösterildiği gibi olağan dışı durumlarda da terkine müsaade edilmemiş. Durumun mahiyetine göre namazı yerine getirmede bazı kolaylıklar sağlanmış. Bunlardan biri de yolculuk halinde kılınan namaz. Arapçada, ikamet ettiği bir yerden başka bir yere gitmek için yola çıkmış kişiye ‘seferi’ veya ‘misafir’ deniliyor. Namazı eda ederken yolcuyu ilgilendiren bazı özel hükümler, bulunduğu için konunun ayrıntılarıyla bilinmesi önemli.

Fıkıh âlimleri meseleyi açıklarken iki farklı kriteri göz önünde bulundurmuş: Bazıları gidilecek mesafeyi, bazıları da bu mesafe kat edilirken harcanan zamanı ölçü almış. Hanefi mezhebine göre üç günlük yolculuk seferi sayılmak için yeterli bir süre. Günümüzde hızlı ulaşım araçları sayesinde bu kriter baz alınamayacağı için ince hesaplarla kilometreye çevrildi. Bir kişinin yolcu sayılacağı ve ruhsatlardan istifade edeceği eski ölçülerle 3 günlük mesafe, 85-90 kilometreye denk geliyor. Tabii son derece hızlı ve konforlu araçların kullanılmasıyla birlikte bu mesafe oldukça kolay ve hızlı bir şekilde alınabiliyor. Öyleyse seferilik hükümlerini çağımızda uygulamak doğru mu, doğruysa kıstas nedir, hangi şartlarda seferi sayılırız, seferi halindeyken sünnetleri kılmak gerekli midir? Konuyu Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saffet Köse ve Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Güneş ile görüştük.

Prof. Dr. Köse’ye göre yapılması gereken, seferin ne olduğunun sağlıklı bir şekilde ortaya konması. Böylece seferi değilken seferilik hükümlerinden istifa edilmiş olmasın veya seferi olunduğu halde sefer ruhsatlarından mahrum kalınarak gereksiz yere sıkıntı çekilmesin. Yolculuktaki ruhsatların veriliş nedeni, yolculuğun zahmetli olması ve normal düzenin bozulması. Fakat bunlar değişken bir kavram olduğu için fıkıh alimleri zahmet yerine daha objektif ve herkes için geçerli bir kriter arayışına girmiş ve mesafe ayarı yapmak durumunda kalmıştır.

Farz namazı dört rekât kılmak mekruh

Günümüzde seferiyken namazdan kısaltarak vakit kazanma hali çok ihtiyaç duyulan bir durum değil. Zira tatildeyken hemen hiç kimse bir an önce ikamet ettiği yere gitmek istemez. Ancak burada esas alınması gereken nokta, kişinin seferiliğin şartlarını taşıyıp taşımaması. Köse’ye göre sefer hükümleri iş amaçlı yolculuklarda kural olarak uygulanabilir, bunun dışındaki yolculuklardaysa kişinin inisiyatifine bırakılabilir. Yolculuk hali genel olarak güçlük hali olmayacağı için kişi, herhangi sıkıntıyla karşılaşıyorsa bu ruhsatlardan istifade etmeli, duymuyorsa istifade etmemeli. Kararı kendisi vereceği için Allah katında sorumluluk da kendisine ait olacaktır. Ancak Hanefiler, namazların kısaltılması hükmünün Allah’tan bir bağış olduğu yönündeki rivayeti esas aldıkları için, kısaltmanın bir ruhsat değil azimet hüküm olduğunu ileri sürerek bu konuda yolcuya tercih hakkı tanımamış ve kısaltmanın vacip olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre yolcunun bilerek dört rekâtlı namazı ikiye indirmeyip dört olarak kılması mekruhtur.

Seferi hükümlerinin kolaylıkları arasında dört rekâtlı farz namazlarını ikişer rekât (kasrü’s salat) olarak kılınmasına izin veriliyor. Yrd. Doç. Dr. Güneş, yolculukta dört rekâtlı namazların kısaltılarak kılınmasının caizliği konusunda ayet ve Peygamber Efendimiz’in uygulaması olduğunu hatırlatıyor: “Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, eğer kâfirlerin size kötülük etmesinden korkarsanız, namazları kısaltmanızda bir sakınca yoktur.” (En-Nisa 4/101) Bu ayet her ne kadar savaş vb. gibi olağandışı durumlara ilişkin olup sıradan yolculuklara ilişkin olmadığı izlenimi verse de, seferilik konusunda hükümler bu ayetle irtibatlı olarak ele alınmış. Bunun yanında umre, hac ve savaş için yaptığı yolculuklarda Hz. Peygamber’in namazları kısaltarak kıldığına dair şöhret derecesini aşmış haberler de var. İbn Ömer, Efendimiz’le yaptığı yolculuklarda iki rekâttan fazla kıldığını görmediğini, aynı şekilde Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın da böyle davrandıklarını ifade ediyor.

15 günden fazla kalacaksanız seferi değilsiniz

Seferi kimse bir beldede on beş gün ve daha fazla kalmaya niyet edince artık oraya yerleşmiş sayılır ve namazlarını tam kılar. Eğer on beş günden az kalmaya niyet ederse seferiliği devam eder. Şafii ve Malikilere göreyse, yolcu bir yerde dört gün kalmaya niyet ederse namazlarını tam kılar. Hanbelilere göre de dört günden fazla veya yirmi vakitten fazla kalmaya niyet ederse namazlarını tam kılar.

Seferiyken sünnet namazları kılınmalı mı?

Seferi kişi, iki rekâtlı sabahın farzını, üç rekâtlı akşamın farzını ve üç rekâtlı vitir namazını mukim gibi kılar. Hanefilere göre dört rekâtlı farz namazları iki rekât kılmak ruhsat değil, azimettir; yani dinde asıl olan hükümdür. Dört rekat kılınması mekruhtur. Şafiilerde ise kısaltarak kılmak bir ruhsattır. Seferilik süresi içinde vakti uygun olanlar sünnetleri de kılar, ancak zorluk söz konusu ise sünnet namazlar kılınmayabilir.

Yerleşmek için göçünce vatan değişiyor

Sefer hükümleriyle ilişkili olarak oluşturulan üç vatan anlayışı var.

Vatan-ı asli:Bir insanın doğup büyüdüğü veya evlenip içinde yaşamak istediği yere vatan-ı asli denir. Vatan-ı asliden başka yere iş, görev vb. sebeplerle ya da yerleşmek üzere göçülünce yeni yer vatan-ı asli olur, eski yer bu vasfını kaybeder.

Vatan-ı ikamet:Bir kimsenin doğduğu, evlenip ailesini yerleştirdiği veya kendisi yerleşmeye karar verdiği yer olmamak kaydıyla, kişinin on beş günden fazla kalmak istediği yere vatan-ı ikamet denir.

Vatan-ı sükna: Bir yolcunun on beş günden az kalmayı planladığı yere vatan-ı sükna denir.

Zaman Gazetesi 

  • Yorumlar 2
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim