Seferberlik ama halkına karşı...

29.12.2009 23:25

Melih Altınok

Savcıların Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu’ndaki aramaları, 50 yılı aşkın bir süredir türlü çeşitli isimlerle ‘içte’ provokatif operasyonlar düzenleyen bir yapının suçlarının deşifre edilmesi açısından umut verici bir gelişme.

Bu ülkede demokrasinin kurumsallaşmasını isteyen ve yakın tarihimizde devlet eliyle işlenmiş katliamların, cinayetlerin hesabının sorulmasını bekleyen herkesin, gözlerini Ankara’ya dikip beklediğini tahmin etmek zor değil.

Adı her nasılsa ‘solda’ geçen bazı münevverlerin, bu son operasyon üzerine rejim ve demokrasiye dair ‘telaşlanmalarının’ nasıl bir ruh halinin tezahürü olduğuna geçmeden önce, savcılarımızın didiklediği bu yapının tarihinde kısa bir yolculuğa çıkalım isterseniz.

Komünizm ‘tehlikesinin’ yayılmasına karşı, NATO üyesi pek çok ülkede gizli ‘Süper NATO’ örgütleri kuruldu. Türkiye’deki örgütün 1950’lerdeki adı Seferberlik Tetkik Kurulu’ydu

Adındaki seferberlik kelimesinden ötürü, aklınıza bu kurumun bir savaş durumunda halkın da dahil edileceği bir direnişi örgütlenmek için kurulmuş olabileceği gelmesin. Çünkü bu gizli ordunun öncelikleri arasında, CIA ve Adnan Menderes hükümeti arasında 1959’da imzalanan anlaşmada da açıkça belirtildiği üzere “rejime karşı iç ayaklanma durumu” ilk sırada yer alıyor.

1965 yılında Özel Harp Dairesi adını alacak bu kontrgerilla yapılanmasından, Bülent Ecevit 1974’teki başbakanlığı döneminde tesadüfen haberdar olacaktı. Ecevit şaşkınlığını gidermek için TSK’dan bu daire hakkında bir brifing istemiş ve şu bilgilere ulaşmıştı: “Adları gizli tutulan bazı ’vatansever gönüllüler’ de sivil uzantı olarak çalışmak üzere ömür boyu görevlendirilmişlerdi. Gereğinde bu gönüllü sivil vatanseverlerin kullanmaları için de, Türkiye’nin bazı yerlerinde gizli silah depoları oluşturulmuştu.”

İşte, bugün ofisleri aranan Seferberlik Tetkik Kurulu, 1990’lı yılların başında Özel Kuvvetler Komutanlığı adını alan ve darbelerin yanında, aralarında 1 Mayıs 1977 katliamı gibi pek çok olayda sorumluluğu olduğu iddia edilen bu ‘gizli ordudur.’

Evet, Ergenekon davasının ileriki aşamalarında, bu yapının 1990’ların sonundan günümüze değin yaratılmaya çalışılan darbe teşebbüslerine yaptığı katkıların neler olduğunu da, göreceğiz. Ama eldeki veriler bile işin vahametini yansıtmak için yeterli değil mi sizce de?

Konuyla ilgili görüşlerini aldığım, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanlığı dönemlerinde kontrgerillanın deşifresi için önergeler vermiş olan Mehmet Elkatmış, söz konusu soruşturmanın derinleştirilmesi gerekliliğinin altını çiziyor. Elkatmış, devletin şaibelerden kurtulmasının yanında, halkın korkularının ve kaos ortamının aşılmasının, Özel Kuvvetler adlı yapılanmada ele geçirilecek verilerin özel ya da dahili bir komisyonda, diğer karanlık olaylarla olan irtibatlarını da kapsayacak şekilde deşifre edilmeleri gerektiğini ısrarla vurguluyor.

Yıllardır onca bedeli göze alıp, yakın tarihimizin karanlık sayfalarının aydınlatılmasını talep eden solcuların ve demokratların da, eşi benzeri görülmemiş bir şekilde olayın üzerine giden iradeye “ha gayret” demeleri gerekiyor değil mi?

Haklısınız, asgari mantık böylesine bir tavrın beklenmesini gerektirir. Peki, Hürriyet’teki yazılarında, kendisinden ‘radikallik’ bekleyen okurlarını şaşırtmayı sürdüren Nuray Mert ve arkadaşlarının seferberliklerinin ifadesi şu satırlara ne buyrulur:

“Bu gidişten, hepimiz zararlı çıkacağız; daha fazla demokrasi istemeyenler de, daha fazla demokrasi isteyenler de, mevcut rejimi tartışmaya açmak/açtırmak istemeyenler de, demokratikleşme istikametinde statükoyu tartışmaya açmak isteyenler de, iktidar da, iktidar partisi de, Türkler de, Kürtler de, azınlıklar da, mezhep ve meşrebi birbirinden farklı olup, sindirilmiş olanlar da, bu ülkede yaşayan herkes zararlı çıkacak.” (Hürriyet/ 28 Aralık 2009)

Coppola’nın meşhur ‘Baba’ üçlemesini bilmeyeniniz yoktur. Baba Corleone (Marlon Brando) varisi oğluna (Al Pacino) son bir nasihatte bulunur. “Bu (zor) günlerde sana kim uzlaşma için aracılık talebinde bulunursa hain odur.”

Biliyorsunuz baba haklı çıkacaktır. Hain kelimesini kullanmaktan hoşlanmıyorum. Ama her şey bu kadar netken ‘sisten’ bahsedenleri eleştirdiğimiz bu yazıyı muğlâk bir sonla bitirmek, karnımızdan konuşmak da olmaz; O halde:

Suçlu ifşa olmuşken ‘Her yer karanlık, her şey belirsiz’ diyen kim varsa; deliller ortadayken, gün hesap sorma günüyken, itidal çağrıları yapmaktan çekinmeyen kimse, o suç ortağıdır.

Yazılara bakın, size adres gösterirler.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim