1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Sediyani ile Devr-i Alem
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Sediyani ile Devr-i Alem

A+A-

     Ülkemizde birçok konu "tabu" olarak görüldüğünden, üzerinde tartışmak, eleştirmek veya karşıt değerlendirmeler yapmak mümkün değildir. Tartışılamaz – ve tartışılması teklif dahi edilemez – onca konuya rağmen, tartışılmayan, eleştirilmeyen, üzerinde gürültü koparılmayan neredeyse hiçbir konunun olmadığı bir ülkedir, Türkiye.

 

     Bunlardan biri de, bizzat ülkenin adıdır. Cumhuriyet’ten önce adı "Osmanlı İmparatorluğu" olan ülke, ismini kurucusu I. Osman’dan alıyor ve herkes bu âîleye tabi imiş gibi "Osmanlı" olarak anılıyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra "Türkiye" adı doğdu.

 

     Her ne kadar Enver Paşa döneminde ülkenin adı "Enverland" yapıldıysa da, bu macera fazla uzun sürmemişti. O dönemler bu ismi dünyada benimseyen tek ülke Almanya idi. Almanya’dan Türkiye’ye gönderilen mektupların üzerinde de ülkemiz için "Enverland" ismi yazılırdı.

 

     "Türkiye", adını Türk kavminden alır. Her ne kadar bu konuda bugüne dek yeterince zorlama yorumlar yapılmış ve bundan sonra da istenildiği kadar yapılsa da, bu gerçek değişmez. Zaten bunun sıkıntısını çekenler, tartışmasını yıllar boyu yapmışlardır.

 

     Biz bu makalemizde, ülkemizin ismini konuşmayacağız. Amacım bunu tartışmaya açmak değil.

 

     Dünyadaki diğer ülkeler, bu işi nasıl yapmışlardır? Onlar ülkelerine isim verirken, hangi metodu izlemişlerdir? Dünyadaki ülkeler, isimlerini nereden alıyorlar?

 

     Bunu işleyeceğiz. Bir düşünce yazısı yazıp bugüne dek defalarca yapılmış, hele hele şu anki ortamda hiç kimseye fayda getirmeyecek bir tartışmaya yol açmaktansa, bir araştırma yazısı hazırlamakla daha faydalı olacağıma inandığım için, bu yolu seçtim.

 

     Severek ve keyif alarak, büyük bir sabır içinde, bir solukta okuyacağınıza tereddütsüz inandığım bu yazımızda, dünyadaki bütün ülkelerin ve coğrafyaların isimlerinin ne anlama geldiğini, isimlerini nereden ve nasıl aldıklarını inceleyeceğiz.

 

     "Dünya turumuza" başlamadan önce bir hususu daha belirtmek isterim: Bu makale, köşemdeki bir sonraki yazıyı hazırlamak için masa başında oturup da birkaç saatte veya birkaç günde yazıp tamamladığım bir makale değildir. Bu makaleyi ben saatler, günler ve haftalar değil, aylar süren bir çalışma ve araştırma neticesinde tamamladım. Bu konuyu yazmak, bu makaleyi bitirmek için birkaç aylık zamanımı harcadım. Bu makaledeki her bilgi için onlarca kitap karıştırılmış, makale tamamlanana kadar kütüphane kütüphane dolaşılmıştır. Bir tek cümlesinin yazılabilmesi için günlerce emek sarfedilmiştir.

 

     Bunu özellikle belirttikten sonra, "devr-i alem" yapmak için yolculuğa çıkabiliriz. Her şeyin en güzeline layık olan siz sevgili okuyucuları, sizler için hazırlanmış olan yazıyla başbaşa bırakıyorum:

 

     Asya kıt’âsından başlıyoruz. Dünyanın en büyük kıt’âsı olan "Asya", ismini Asurca’da "doğu" ( şark ) anlamına gelen "assu" kelimesinden alıyor. Asya kıt’âsı dünyanın doğusuna düştüğü için bu ismi alıyor.

 

     Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölgeye "Mezopotamya" deniyor. Yunanca olan bu isim, "iki nehir arasındaki ülke" anlamına gelir. Araplar buraya "el- Cezîre" derler. Bu kelimenin anlamı "yarımada" olup, iki nehir ( Dicle – Fırat ) ile çevrelenmiş olan coğrafya, bir "ada" görüntüsü aldığı için böyle adlandırılmıştır. Araplar, Yukarı Mezopotamya’ya "Cezîre’tul- Kûrdî" ( Kürt Cezîresi ), Aşağı Mezopotamya’ya ise "Cezîre’tul- Erebî" ( Arap Cezîresi ) derler. Bu coğrafyaya İslâm tarihçilerinin verdiği isim ise daha bir şiirseldir: "Behr’un- Nehreyn". Yani, "iki nehir denizi". ( Bu konuda ayrıntılı bilgi için, daha önce bu sitede yayınlanan "Kürdistan Toprağı Risâlet ve Medeniyet Kokuyor" adlı yazımıza bakılabilinir )

 

     Anadolu’nun en güzel coğrafyalarından biri olan "Kapadokya" bölgesinin ismi, Persler’in verdiği bir isimdir ve "güzel atlar ülkesi" mânâsındadır. Bu coğrafyada, tâ Frigler’den bu yana ( 8. yy. ) at yetiştiriciliği yapılır.

 

     "Anadolu" isminin kaynağı ise Yunanca’da "doğu" ( şark ) anlamına gelen "anatol" sözcüğüdür. Yunanlılar "Anatolia" ( doğu ülkesi ) derken, Ege Denizi’nin doğu kıyılarında başlayıp, bugünkü İç Anadolu Bölgesi’ne dek uzanan toprakları kastediyorlardı. Fakat günümüzde "Anadolu" ismi, Türkiye’nin Asya kıt’âsındaki topraklarının tümü için kullanılıyor. Asıl ilginç olan ise, Anadolu’nun bir adının da "Küçük Asya" olmasıdır. Zira "Anadolu" ve "Asya", ikisinin de adı "doğu" anlamına gelmektedir. Asya Asurca, Anadolu ise Yunanca.

 

     Türkiye’de insanlara yanlış öğretilen tek bilgi, "Anadolu" coğrafyasının kapsadığı alan değildir, kuşkusuz. Bize yanlış öğretilen diğer bir konu da, Türkiye’nin dört ayrı denize kıyısı olduğudur. Hayır, Türkiye’nin dört değil, beş denize kıyısı vardır. Bilinmeyen beşinci deniz, Trakya Denizi’dir. Edirne vilâyetimizin kıyılarını ve Gökçeada’nın kuzey kıyılarını vuran sular, Ege Denizi’nin değil, Trakya Denizi’nin sularıdır. Çünkü Ege Denizi, Gökçeada ile Çanakkale Boğazı arasında biter. Çanakkale Boğazı ( Dardanella )’nın doğusunda Marmara Denizi, batısında Ege Denizi, Gelibolu Yarımadası’nın batı kıyılarında ise Trakya Denizi başlar. Türkiye’de tümüyle "Ege Denizi" olarak anılan sular, aslında üç ayrı denizin sularıdır: Güneyde Girit Denizi, ortada Ege Denizi ve kuzeyde Trakya Denizi. Trakya Denizi’nin sınırları, kuzeyde, doğuda ve batıda Türkiye ile Yunanistan’ın Trakya coğrafyası, güneyde ise Türkiye’nin Gökçeada’sı ile Yunanistan’ın Limnos ( Limni ) Adası’dır. Girit Denizi’ne Türkiye’nin kıyısı yoktur; çünkü Ródos ve Oniki Adalar ( Dodekaníssa )’ın batı kıyılarında biter.

 

     Yanlış bildiğimiz bir diğer konu da, Türkiye’nin Avrupa kıt’âsındaki tek toprağının, Trakya ( Doğu Trakya ) olduğudur. Hayır, Asya – Avrupa sınırı doğru çizildiğinde görülecektir ki, Ege Denizi – Trakya Denizi arasındaki Gökçeada ile Marmara Denizi’ndeki Marmara Adası, Avrupa’ya düşüyor.

 

     Asya – Avrupa – Afrika arasındaki büyük denize bütün dünya "Orta Deniz" veya "Merkez Deniz" derken, biz ne hikmetse "Ak Deniz" ( Akdeniz ) diyoruz. Öyle ya, ülkemizin kuzeyindeki denizin ismi Karadeniz ( Siyâh Deniz ) olduğuna göre, güneyindeki denizin ismi de Akdeniz ( Beyaz Deniz ) olması lazım. Öncelikle şunu belirtelim ki, dünya üzerinde, ismini bir renkten alan dört deniz vardır: Karadeniz ( Siyâh Deniz ), Kızıldeniz ( Kırmızı Deniz ), Akdeniz ( Beyaz Deniz ) ve Sarı Deniz... Karadeniz ( Siyâh Deniz ), ülkemizin kuzeyindeki denizdir, bunu biliyoruz. Kızıldeniz, Asya ile Afrika arasındadır, bunu da biliyoruz. Sarıdeniz, Çin ile Kore arasındadır, galiba bunu da biliyoruz. Peki Beyaz Deniz ( Ak Deniz ) adında bir denizden haberimiz var mı? Beyaz Deniz, Rusya’nın İskandinavya bölgesinde, Rusya’nın kuzeybatısında, Avrupa’nın kuzeyindedir. Beyaz Deniz’in kuzeyinde Barents Denizi ve Kola Yarımadası, batısında Karelya Özerk Cumhuriyeti, doğusunda Beyazdeniz – Kulojskoje Platosu, güneyinde ise Onejska Körfezi ve Yarımadası bulunur. Rusya’nın bir iç denizidir. Demek ki Türkiye’nin güneyindeki denize "Akdeniz" dersek, bu isimde iki ayrı deniz olmuş olur. Yani yanlış olur.

 

     Bu yanlış bilgilerimizi düzelttikten sonra "dünya turumuza" başlayabiliriz...

 

     Türkiye ile Yunanistan arasında ikiye bölünmüş olan Kıbrıs Adası’nın Yunanca ismi "Kipros"tur ve "bakır" demektir. Ada üzerinde 5 bin yıldır bakır madeni çıkartılıp işletiliyor.

 

     "Suriye" adının nereden geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte, ismini Asur İmparatorluğu’ndan aldığı ve "Asuriye" adından geldiği düşünülmektedir.

 

     "Lübnan", İbranîce bir isimdir ve "beyaz dağlar" demektir. Lübnan Dağları eteklerindeki karlar 12 ay boyunca erimediği için bu coğrafyaya "Lübnan" denmiştir.

 

     "İsrâil", Hz. Yaqub ( as ) Peygamber’in adıdır. Qûr’ân-ı Kerîm’de, İbranî ( yahudî ) kavminden bahsedilirken, "Yaquboğulları" deyimi yerine, çoğu yerde "İsrâiloğulları" deyimi kullanılır ( Baqara, 40, 83 – 102, 122, 211, 246; Âl-i İmrân, 93; Mâide, 12, 32, 70 – 72, 110; İsrâ, 4, 101 – 104; Şuârâ, 197; Neml, 76; Secde, 23; Câsiye, 16 – 17; Ahkâf, 10; ... ).

 

     "Ürdün", ismini bu ülkedeki Ürdün Nehri’nden alır.

 

     "Suudî Arabistan", ismini 18. yy’dan itibaren ülkede egemenlik kurmaya başlayan ve halihazırda krallık âîlesini oluşturan "Suud" âîlesinden alır. Ülkenin ismi, bir âîlenin ismidir.

 

     "Yemen" isminin kökeni, Arapça’daki "yemin" kelimesidir. Bu sözcük, "yemin", Arapça’da iki ayrı anlamda kullanılır; "mutlu" ve "hukuk". Böylece, ülkenin adını şu şekilde anlayabiliriz : "Allâh’ın hukukunun egemen olduğu mutlu ülke."

 

     "Katar" ( Qatar ) isminin kökeni, Arapça’da "çıkartmak, uzaklaştırmak, değerlendirmek" gibi anlamlara gelen "qat" sözcüğüdür. Burada petrol ve gaz rezervleri kastedilmiş olabilir.

 

     Arapça’da "behr" kelimesi "deniz" demektir ve "Bahreyn" dediğiniz zaman, bu "iki deniz" anlamına gelir.

 

     "Kuweyt", Arapça’da "küçük liman" demektir, "kut" ( liman ) sözcüğünden gelmedir.

 

     "Iraq" kelimesinin ise Arapça’da "kıyı" ve "alçak ülke" olmak üzere iki ayrı anlamı vardır. Bu ülkeye bu ismin, ikinci anlamından dolayı verildiği ihtimali daha kuvvetlidir.

 

     "İran", isim olarak "Aryan" isminden gelmedir. "Aryan" ( Arîyan ), yani "Arî ırktan olan", "Hind – Avrupa dil âîlesinden gelen milletler" anlamındadır. Benden duymuş olmayın ama, "İran", Kürtçe bir isimdir.

 

     İran, Iraq, Kuweyt, Suudî Arabistan, Bahreyn, Qatar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’ı kapsayan ve Arap Denizi’ne bağlı olan körfeze Türkler ve Batılılar "Fars Körfezi", Araplar "Basra Körfezi", İranlılar "İran Körfezi" derler. Ben mi? Ben birşey demiyorum.

 

     "Pakistan" adının doğuşunun çok ilginç bir öyküsü vardır. Bu ismin bu ülkeye nasıl ve niçin verildiğini bilmekte fayda var. Türkiye'de ve dünya kamuoyunda bilinen tek şey, bu ismin "pak insanlar ülkesi" ( temiz insanlar ülkesi ) anlamına geldiğidir. Doğru olmakla beraber, eksik bir bilgidir bu. Çünkü bu isim, öyle gelişigüzel verilmiş bir isim değildir. "Pakistan" adının anlamı, sanılandan çok daha derin boyutludur.

 

     Bilindiği üzere, eskiden Pakistan diye bir yer yoktu. Sadece Hindistan vardı. "Bağımsız bir devlet" fikrini ilk ortaya atan, 1930 yılında, büyük şâîr Mûhâmmed İqbal'dir. Şiirlerini Urduca ve Farsça kaleme alan Mûhâmmed İqbal ( 1877 – 1938 )'a göre Hindistan'da iki ayrı millet ( Hindular ve müslümanlar ) vardı ve her biri kendi yoluna gitmeliydi. Bu fikir, ülkede yaşayan müslümanlarca kabul görür. Daha ülke kurulmadan, kurulacak olan ülkeye "isim" aranır. Müslümanlar, müslümanların yaşadığı eyâletleri kapsayacak olan topraklarda kurmayı amaçladıkları ülkeye isim bulmak için "yarışma" düzenlerler. Sonuçta, Büyük Britanya'daki Cambridge Üniversitesi'nde okuyan Xudri Rahmet Ali adındaki genç bir üniversite öğrencisinin bulduğu "Pakistan" ismi yarışmayı kazanır ( 1933 ).

 

     Genç bir talebenin keşfettiği bu isim, gerçekten mükemmel bir isimdi. "Pakistan" kelime olarak "temiz insanlar ülkesi" anlamına geliyordu. Aynı zamanda "Pakistan" ismindeki her harf, bir şifreydi. Çünkü her harf, ülkenin bir eyâletini simgeliyordu. Şöyle ki: "PAKİSTAN" ismindeki "P" harfi Pencab eyâletini, "A" harfi Afgan Bölgesi'ni, "K" harfi Keşmir eyâletini, "İ" harfi halkın dini olan âzîz İslâm dinini ( aynı zamanda ülkenin can damarı olan İndus Nehri’ni ), "S" harfi Sind eyâletini, "-tan" eki ise Belucistan eyâletini simgeliyor. Yani "PAKİSTAN", bütün bu isimlerin kısaltılmışı oluyordu: "Pencab + Afganî + Keşmir + İslâm + Sind + belucisTAN = PAKİSTAN". (Bu konuda ayrıntılı bilgi için, daha önce bu sitede yayınlanan "Pakistan Modeli" adlı yazımıza bakılabilinir )

 

     Hindistanlılar ülkelerine "Bharat" derler. Ancak tüm dünya onlara "Hindistan" ( India, Inde ) diyor. Bu isim, İndus Nehri’nden geliyor.

 

     Sri Lanka’nın eski adı olan "Seylon" ( Ceylon ), Çince bir isimdir ve "dertsiz ülke" demektir. "Sri Lanka" ise "güzel ülke" demektir.

 

     Nepalliler, "Nepal" derken, aslında başkent Katmandu’nun yüksek kesimlerini kastederler. Bu isim sonra tüm ülkenin ismi oldu.

 

     "Bhutan", eski Hind Sanskrit dilindeki "Bhotia" ( Tibet ) ve "anta" ( son ) sözcüklerinden oluşma bir isimdir ve "Tibet’in sonu" ( Tibet ülkesinin bittiği yer ) anlamına gelmektedir. Bhutanlılar, 9. yy’da Tibet’ten buraya gelmişlerdir. "Bod", Tibet İmparatorluğu’nun çok eski bir adıdır. Bhutan’ın bugünkü orijinal adı olan "Druk - Yul" ise kendi dillerinde "canavarlar ülkesi" demektir. Nitekim kırmızı – turuncu’lu Bhutan ( Druk – Yul ) bayrağının üzerinde de canavar resmi vardır.

 

     "Bangladeş", Bangal dilinde "Bangal ülkesi" demektir. Bu ülkedeki evlerin mimarî yapısına benzediği için, bugün tüm dünyada kullanılan "bungalov" kelimesi de buradan gelmedir.

 

     "Laos", adını, kazıklar üzerinde tahtadan ve hintkamışından evler yapıp bu evlerde oturan "Lao" halkından alır.

 

     "Brunei" adı, Hind Sanskrit dilindeki "bhumi" ( ülke, bölge ) sözcüğünden gelmedir.

 

     Bugünkü "Vietnem" ülkesine Çinliler M. Ö. 111 yılında "güneydeki ülke" anlamında "Nam Viêt" adını verdiler. Bu iki kelime yer değiştirip birleşti.

 

     "Malaysia" ( Malezya ) adı, "Malaya" ve "Singapur" isimlerinin karışımından oluşturulmuş bir addır. Singapur, 1963 – 65 yıllarında Malezya Federasyonu’na aitti.

 

     "Singapur" ise Malayca’daki "Singa Pura" ismidir ve "aslanlar şehri" demektir.

 

     "İndonesia" ( Endonezya ), Yunanca bir isimdir ve "Hindistan Adaları" demektir.

 

     "Maldiv" ismi ise Hintçe’deki "mahal" ( saray ) ve "diva" ( ada ) kelimelerinden oluşturulmuştur. Bahsedilen "saray adası", bugünkü başkenti Malé’dir. Eskiden sultanlar burada sarayda otururdu.

 

     "Filipinler" ismi bu ülkeye, Güney Asya’nın tek hristiyan ülkesi olduğu için, hristiyanlarca ele geçirilince, İspanya Kralı II. Philipp’in adından dolayı verilmiştir.

 

     Tayvan’ın eski adı olan "Formoza", Portekizli denizciler tarafından verilmiş bir isimdi. Portekizce’de "güzel ada" anlamına geliyordu. Çince olan "Taiwan" ise, "deniz kenarındaki teraslar" demektir. Burada kastedilen, bu ada ülkesinde deniz boyunca dizilmiş ve oldukça san’atsal bir görüntüsü olan pirinç tarlalarıdır.

 

     Japonlar ülkelerine "Nippon" derler. Bu, "güneşin doğduğu ülke" demektir. Kelimenin Çincesi "Japuen" şeklindedir ve dünyaya bu şekliyle yayılır: Japonya.

 

     "Korea" ( Kore ), Kore dilinde "sabahın sessizliği" demektir. Ayrıca bu topraklarda bir zamanlar Koryo İmparatorluğu vardı. "Koryo" sözcüğü "yüksek derecede güzelliklerle dolu ülke" demektir.

 

     Çinliler ülkelerine "Zhông - Hu" derler. Bu isim, "Orta İmparatorluğu" ( Merkez İmparatorluğu ) demektir. Çinliler kendi ülkelerini "dünyanın merkezi" olarak gördükleri için ülkelerine bu adı vermişlerdir.

 

     "Rusya" isminde ise çok ilginç bir durum vardır. Eskiden, bu topraklarda yaşayan İsveçliler’e "Rus" denirdi. Yani "Rusya", aslında "İsveçliler’in ülkesi" demektir.

 

     Rusya’nın kuzeybatısında, Kara Denizi ile Barents Denizi arasındaki "Nowaya Zemliya" adlı adanın ismi ise Rusça’da "yeni topraklar" anlamına geliyor.

 

     "Azerbaycan" adının kaynağı, Farsça’daki "azer" ( ateş ) ve "baykan" ( bekçi ) sözcükleridir; "ateş bekçisi".

 

     Ermenîler ülkelerine "Hayik" diyorlar. Ermenî halkının ilk krallarından biri olan Hayt, halkına kendi adını veriyor. Bir zamanların "Osmanlı" halkı gibi.

 

     Rusya, Kafkasya, Türkiye ve Yunanistan, Asya – Avrupa sınırının geçtiği yerlerdir. "Avrupa" ( Europe ), Yunanca’daki "erebos" ( batı ülkesi ) kelimesinden doğmuştur. Anlayacağınız, "Asya" kelimesi Asurca’da "doğu" anlamına gelirken, "Avrupa" kelimesi de Yunanca’da "batı" anlamına geliyor. Yani biz "Asya - Avrupa" dediğimizde, aslında "doğu - batı" diyoruz.

 

     Aramızda kalması şartıyla size bir sır vereyim: Aslında Avrupa diye bir kıt’â yoktur. Sadece Asya vardır. Asya, bütün Avrasya’yı kapsıyor. Bugün "Avrupa" dediğimiz yer, aslında Asya’nın batı topraklarıdır. Beyaz ırk, kendilerine ait özel bir mekân sahibi olmak için, burayı Asya’dan bağımsız ayrı bir kıt’â olarak kabul ettiler ve bütün dünyaya – bendeniz hariç – kabul ettirdiler. Asya ve Avrupa, siyasî sebeplerden dolayı ayrıştırıldı. Asya – Avrupa sınırını ilk olarak M. Ö. 6. yy’da Hekataios çizdi. Yeniçağ’da ise doğu sınırı olarak Ural belirlendi.

 

     Asya – Avrupa sınırı, Rusya’nın kuzeyindeki Kara Denizi ile başlayıp Yunanistan’ın güneydoğusundaki Girit Denizi ile biter. Sınırı, kuzeyden güneye doğru sırasıyla Kara Nehri, Ural Dağları, Ural Nehri, Hazar Gölü, Kafkasya Dağları, Karadeniz, Boğaziçi ( İstanbul Boğazı ), Marmara Denizi, Dardanella ( Çanakkale Boğazı ), Ege Denizi ve Girit Denizi çizer. Her iki kıt’â üzerinde toprağı olan ülkeler Rusya Federasyonu, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve Yunanistan, her iki kıt’â üzerinde bulunan tek şehir ise İstanbul’dur. Yunanistan’ın Asya’daki toprakları, Türkiye’nin Avrupa’daki topraklarından fazladır. Türkiye’nin Avrupa’daki toprakları, birçok Avrupa ülkesinin toplam yüzölçümünden büyüktür.

 

     Görüldüğü gibi, Asya – Avrupa sınırı "reel" değil, "yapay" bir sınırdır. Çünkü iki kıt’ânın sınırı ancak "su" ile çizilir. Oysa Asya – Avrupa sınırını bazı yerlerde nehirler, bazı yerlerde dağlar, bazı yerlerde boğazlar çiziyor.

 

     Hiç dağla, toprakla, nehirle iki kıt’â arasındaki sınır çizilebilir mi? Bir nehir ya da bir dağ, nasıl olur da iki ayrı kontinentin sınırı olabilir? Böyle birşey akıl dışıdır. Asya – Avrupa sınırının doğal ( coğrafî ) değil, siyasî ve politik olduğu bellidir.

 

     Neyse, biz "Avrupa" denilen bu toprak parçasında yer alan ülkelerle konumuza devam edelim.

 

     "Ukraïne" ( Ukrayna ), Rusça bir kelimedir ve "sınır ülkesi" demektir.

 

     "Moldova", ismini 14. yy’daki Moldova Prensliği’nden alıyor. Ancak bu prensliğin egemenliği altındaki toprakların büyük bir bölümü bugünkü Romanya’dadır.

 

     Arnavutlar ülkelerine "Shqipërie" derler. Bu isim onların dilinde "kartal ülkesi" anlamına gelir. Kırmızı Arnavutluk bayrağının üzerinde de çift başlı siyâh kartal vardır.

 

     "Yugoslavya", bu dilde "Güney Slavya" demektir.

 

     "Bosna - Hersek", ismini başkent Saraybosna’dan geçen "Bosna" Nehri ile "hükümdarlık" anlamına gelen "herzegowina" kelimesinden alır. "Bosnia - Herzegowina", yani "Bosna Hükümdarlığı".

 

     "Polonya" ülkesine adını veren "poleni" kelimesi Slavca’dır ve "köylü" demektir. Leh halkının yaşadığı bu ülkeye eskiden "Lehistan" diyorduk.

 

     Norveçliler ülkelerine "Norge" derler. Bu sözcük, denizcilerin parolasıydı. "Norge" (Norveç ), bu dilde "Kuzeye! Daha kuzeye! Daima kuzeye!" demektir.

 

     "Danimarka", adını Hristiyanlık öncesi kralları olan Dan’ın isminden alıyor.

 

     Danimarka’ya ait, Norveç Denizi ile Atlas Okyanusu arasında bulunan "Far Oer" Adaları’nın adı, "koyun adaları" demektir. Adalar, koyunlarıyla meşhurdur.

 

     Yine Danimarka’ya ait olan ama Amerika kıt’âsında bulunan "Grønland" Adası’nın adı "yeşil ülke" demek. Dünyanın en büyük adası olan Grönland’ın altıda beşi buzlarla kaplı olmasına rağmen, neden bu ismi verdiklerini bilmiyoruz. Adanın Eskimo dilindeki orijinal adı: "Kalaallit Nunaat".

 

     Almanlar kendilerine "Deutsch", Almanya’ya da "Deutschland" derler. "Deutsch" ( Alman ) kelimesinin kökeni, Eski Almanca’da "halk" anlamına gelen "diota" sözcüğüdür. Gotça’daki "thiuda" ve Cermence’deki "theude" sözcükleri de aynı anlamda kullanılıyordu.

 

     Bugünkü Avusturya, 800’lü yıllarda Frank İmparatorluğu’nun doğu toprakları olduğu için "Österreich" ( doğu imparatorluğu ) dendi. Büyük Karl, buraya "Ostmark" diyordu.

 

     "Hafif taş" anlamına gelen "leichter Stein" ifadesinden türeme "Liechtenstein", Avusturya’nın başkenti Viyana ( Wien )’nın güneyinde bulunan Liechtenstein Kalesi’nden yönetilen ve 1719 yılında "Liechtenstein" adını alan prensliğin adıdır.

 

     Üç resmî dili olan İsviçre’nin Almanca adı "Schweiz", Fransızca adı "Suisse", İtalyanca adı "Svizzera"’dır. Ülke, ismini memleketin ortasındaki "Schwyz" kantonu ve şehrinden alır. Tıpkı Türkler’in Féz şehrinden yola çıkarak bütün Mağrib ülkesine "Fas" dedikleri gibi. İsviçre’nin bir ismi de "Helvestika" olup, ülkenin uluslararası trafik işareti olan "CH", bu Helvestika Konfederasyonu’nun başharfleridir.

 

     "İtalya", ismini Romalılar zamanında yaşayan İtalikler’den alıyor. Eğri yazılan harfler için kullandığımız "italik" sözcüğü buradan geliyor.

 

     "San Marino" ismindeki "san" sıfatı "âzîz" demektir. Dünyanın en küçük ülkelerinden biri olmasına rağmen 400 yıldır bağımsız bir devlet olan San Marino, ismini 301 yılında ülkeyi kuran Riminili Âzîz Marinus’tan alıyor.

 

     "Malta", Fönce bir kelimedir ve "emniyet, sığınma" anlamına gelmektedir.

 

     Yunanlılar M. Ö. 5. yy’da Monako’yu ele geçirince, kralları Herakles Monoikos adına burada bir tapınak ( âbide ) yaptırdılar. Kral Monoikos’un adından ülkenin adı olan "Monako" doğdu.

 

     "Lüksemburg", ismini "Lucilinburhuc" Kalesi’nden alır. Bu kalenin adı sonradan "Lützelburg" oldu.

 

     Romalılar, Belçika’da yaşayan Kelt – German halka "Belgae" diyorlardı ve burada "Gallia Belgica" adında bir vilâyet kurmuşlardı. "België" ( Belçika ) adı buradan geliyor.

 

     % 40’ı deniz seviyesinin altında olan Hollanda’nın orijinal adı olan "Nederland", kelime olarak "alçak ülke" anlamına geliyor. Ülkede bir tane bile dağ yoktur, topraklarının çoğu sonradan su üzerine ekilmiş ve bu şekilde ülke büyütülmüştür. Görüldüğü üzere Hollanda ve Iraq, "adaş" ülkelerdir, ikisinin de ismi "alçak ülke" demektir. Nederland ( Hollanda ) Flamanca, Iraq ( Irak ) ise Arapça.

 

     Hollanda’nın bütün batı ve kuzey kıyıları, Kuzey Denizi ( Noordzee ) ile çevrilidir. Hollanda’nın kuzeyinde bir de "iç deniz" vardır. Bu denizin ismi "Güney Denizi" anlamında "Zuiderzee" idi. Fakat Hollandalılar, su üzerinde yol alabilmek için, bu denizin üzerinde iki adet yol yaptılar. Güney Denizi ( Zuiderzee ) ile Kuzey Denizi ( Noordzee )’nin birleştiği yerde yapılan Afsluitdijk ve Güney Denizi’nin ortasında yapılan Markerwaarddijk isimli bu yollardan sonra, Güney Denizi, iki ayrı deniz oluverdi. Kuzeydekine "Buz Denizi" anlamında "IJsselmeer", güneydekine de buradaki Marken Adası’nın adı verilerek "Markermeer" dendi.

 

     Hollanda’nın güneybatısında bulunan ve ismi "deniz ülkesi" mânâsına gelen "Zeeland" ( Zelanda ) vilâyeti ise, bugünkü New Sealand ( Yeni Zelanda ) ülkesine adını vermiştir.

 

     Avrupa’nın en büyük adası olan "Britanya"’nın 18. yy’dan beri ismi böyledir. Ancak bu isim, çok eskilerden beri kullanılır. Galliler ve Romalılar, Kelt halkının yaşadığı bu adaya "Britanni" diyorlardı. Bu isim, Keltçe’de "karışık renkli" anlamına gelen "brith" sözcüğünden türemedir. Öteden beri buranın halkı, bir gelenek olarak vücûdlarını boyayıp karışık renkli yapıyorlardı. Dünyada yanlış kullanılan bir deyim de, bu ülkeye / devlete "İngiltere" denmesidir. Gerçek şudur ki, bugün dünya üzerinde "İngiltere" diye bir ülke veya devlet yoktur. Ülkenin adı "Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda" olup, uluslararası trafik remzi "GB"’dir. İngiltere, bu ülkenin dört parçasından ( diğerleri Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda ) biridir sadece.

 

     İrlandalılar ülkelerine "Eire" derler. Bu ismin kökeni, Keltçe’deki "erin" sözcüğüdür ve "yeşil ada" demektir. İrlanda, ülkemizde, Isparta vilâyetimizdeki Eğirdir Gölü üzerinde bulunan Yeşilada’nın adaşıdır.

 

     "Ísland" ( İzlanda ) ise "buz ülkesi" demektir.

 

     "Andorra", Navarresçe’deki "andurrial" kelimesinden doğmuştur ve "çalı – çırpı ile bezenmiş toprak" demektir.

 

     İspanya’da bir zamanlar İslam’ın egemen olduğu "Endülüs" coğrafyası, adını burayı 411 yılında işgal eden Vandallar’dan alır. "España" ( İspanya ) ise, Fönce’de "tavşanlar sahili" anlamına gelen "hispania" kelimesinden gelmedir.

 

     "Portugal" ( Portekiz ) isminin nereden geldiği konusunda iki ayrı görüş vardır. Birinci görüşe göre, "Portugal" kelimesi Latince’de "sıcak liman" anlamına geldiği için ülkeye bu isim verilmiştir. Diğer görüşe göre ise, bugünkü Porto şehri yakınlarında bulunan ve Romalılar’dan kalma "Portus" ve "Cale" adlarındaki iki yerleşim biriminin isimlerinin birleşiminden oluşmuştur.

 

     Asıl adı Arapça’da "Tarık Dağı" anlamına gelen "Cebel-i Tariq" olan Cebelitarık’a Avrupalılar "Gibraltar" der. Büyük Britanya’nın işgali altındadır. Avrupa ile Afrika’yı, aynı şekilde Akdeniz ile Atlas Okyanusu’nu biribirinden ayıran boğazın adı "Cebel-i Tariq" ( Cebelitarık ) Boğazı" olup, ismini âzîz İslam dînini İspanya üzerinden Avrupa kıt’âsına ilk taşıyan İslam kumandanı olan Tariq ibn-i Ziyâd’ın isminden alır. Cebelitarık kenti, müslümanların İspanya’yı ilk fethettikleri noktadır.

 

     Yanlış bildiğimiz bir coğrafî konu da, İspanya ve Portekiz’in salt Avrupa ülkeleri olduğu hususudur. Hayır, İspanya ve Portekiz, hem Avrupa’da, hem de Afrika’da toprağı olan ülkelerdir. İspanya’nın Afrika kıt’âsındaki toprakları, Fas kıyılarında bulunan Ceuta ( Sebte ) ve Melilla şehirleri ile Atlas Okyanusu üzerindeki Kanarya Adaları’dır. Portekiz’in Afrika’daki toprağı ise Atlas Okyanusu üzerindeki Madeira Adaları’dır.

 

     İslam bayrağı Avrupa kıt’âsında ilk dalgalanmaya başlayınca, yani Endülüs İslam Devleti’nde, burada, Afrika’dan gelen siyâhî bir müslüman halk olan İfrikîye kavmi, "İfrikîye" adında bir şehir kurdular. İfrikîyeliler, Avrupalılar’ın gördüğü ilk Afrikalı siyâh topluluktur. Avrupalılar, siyâhları ve Afrikalılar’ı bu İfrikîye halkı üzerinden tanıdı. Ancak Avrupalılar ondan sonra bütün karşılaştıkları bütün siyâh insanları bu isimle, "İfrikî" ismiyle andılar. Bugünkü "Afrika" adı buradan doğdu.

 

     Faslılar ülkelerine "Mağrib" derler. Arapça’dır ve "batı" demektir. Yani Fas ve Avrupa "adaştır".

 

     "Moritanya" adının nereden geldiği noktasında iki ayrı ihtimal vardır. Birincisi, bu ismin, Yunanca’da "siyâhderili insanlar" anlamına gelen aynı kelimeden geldiği ihtimalidir. İkincisi ise, ismin Maure halkından gelme olduğudur. "Maure" adının kökeni, Fönce’deki "mahurim" ( batı insanı ) sözcüğüdür.

 

     "Cezayir" adının kökeni, Arapça’da "yarımada" anlamına gelen "cezîre" sözcüğüdür. Görüldüğü gibi Cezayir, ülkemizde, Şırnak vilâyetimizde bulunan Cizre ilçesiyle "adaştır". Mezopotamya’nın Arapça adı da "Cezîre"dir üstelik.

 

     "Tunus", adını ülkenin başkenti olan "Tunis" şehrinden alır.

 

     "Libya" adının kökeni, Eski Mısır dilindeki "lebu" kelimesidir. Mısırlılar, önce batı tarafındaki Berber kavimleri için, sonra da tüm Kuzey Afrika kıyıları için bu ismi kullandılar.

 

     Mısır'ın İslâm öncesi adı "Kemet" idi ve bu isim, "siyâh ülke" anlamına geliyordu. İslâm'dan sonra "Mısır" adı doğdu. Mısır, 640 yılında İslâm'ın egemenliğine girdi. Mısır'ı fetheden Amr ibn-i Âs komutasındaki müslümanlar, bu toprakların derin tarihî ve felsefî köklerine hayran kaldılar. Fethettikleri ülkenin, medeniyetin beşiklerinden biri olduğunu, varsıl bir tarihî geçmişinin ve semiz bir kültür birikiminin bulunduğunu gördüler. Bu yüzden bu topraklara "Misr" ( Mısır ) adını verdiler. Peki neden ? "Mısır" ne demekti, bu sözcük ne anlama geliyordu ? Bu isim, bu ülkeye verilen gerçekten muhteşem bir isimdi. Şöyle ki: "Mısır" adı, üç harften oluşan bir addır. Bunlar, "Mim" ( M ), "Sad" ( S ) ve "Ra" ( R ) harfleridir. Her harf, ülkenin geçirdiği ve ülke halkının yaşadığı bir tarihî süreci anlatır. Mısır halkı, tarihinde çok büyük zorluk ve çileler, çok büyük eziyetler ve meşakkatler yaşadılar. Birinci harf olan "Mim" ( M ) harfi, "meşakkat" içindir; ülkenin tarihindeki birinci süreci ifâde eder. Peki Mısır halkı, bu zorluklara, çilelere, meşakkatlere boyun mu eğdi? Hayır, onlar bu meşakkatlere karşı hep direndiler, sabr ve sebat ettiler. İkinci harf olan "Sad" ( S ) harfi, "sabr" içindir; ülkenin ikinci sürecini ifâde eder. İşte bu sabırlarının, sebat ve dirençlerinin, teslîm olmayışlarının karşılığı olarak Mısır ülkesi medeniyete ve refâha kavuştu. Sabırlarının karşılığını gördüler. Üstün bir medeniyet ve refâh bir toplum kurdular. Üçüncü harf olan "Ra" ( R ) harfi, "refâh" içindir; halkın yaşadığı üçüncü ve son süreci ifâde eder. "M – S – R" ( Mim – Sad – Ra ) harflerinden oluşan "Mısır" adının anlamı işte budur: "Meşakkat – Sabr – Refâh". Bütün dünya aynı şekilde ülkeyi bu mükemmel isimle, "Mısır" ismiyle anarken, hayret vericidir ki, Batılılar ( yani Beyaz Adam ), bu ismi hiçbir zaman kullanmadı. Batılılar, "Mısır" adını kullanmaktan her zaman kaçındılar. Onlar bu ülkeye başka bir isim taktılar ve kendilerini, kendi uydurdukları bu isimle avuttular. İngilizler ve Fransızlar "Egypt", Almanlar "Ägypten", İspanyollar "Egipto" dediler. Diğer bütün Avrupalılar da buna benzer isimler kullandılar. Niye mi? Şunun için: Bildiğiniz gibi Mısır'da hristiyan bir azınlık vardır ve bunlara "Qıptî" denir. Batılılar bu hristiyan Qıptîler'i her zaman için ülkenin asıl sahipleri olarak görmek istediklerinden ülkeyi bu isimlerle andılar. "Egypt, Ägypten, Egipto" isimlerindeki "-gypt, -gipt", işte bu "qıptî" ( kıptî ) anlamındadır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için, daha önce bu sitede yayınlanan "Mim – Sad – Ra" adlı yazımıza bakılabilinir )

 

     Yanlış bildiğimiz bir şeyi daha burada zikredelim: Mısır, sadece bir kıt’ânın ülkesi değildir. Mısır hem Afrika, hem de Asya üzerindedir. Çünkü Sina Yarımadası, Asya toprağıdır. Bizim için Trakya neyse, Mısır için Sina odur.

 

     "Sudan" ( doğrusu "Suwdan" şeklindedir ), Arapça’daki "eswed" ( siyâh ) sözcüğünün çoğulu ( cem’i ) olup "siyâhlar" demektir. Aslında "Sudan", bütün Orta Afrika için kullanılan bir coğrafî addır, tüm Afrika’nın üçte ikisini kapsar.

 

     Kızıldeniz kıyısındaki "Eritre" ülkesinin adı, Yunanca’daki "Erythra Thalassa" adından gelmedir ve "Kızıldeniz" demektir.

 

     "Etiyopya" adının kökeni, Eski Yunanca’da "siyâhderili insan" anlamına gelen "aethiops" sözcüğüdür. Görüldüğü gibi Etiyopya, sudan ve Moritanya, bu üç ülke de "adaştır"; isimleri aynı anlama geliyor.

 

     "Cibuti" adının kökeni Afarî dilindeki "gabouti" sözcüğüdür. Anlamı, "palmiye yapraklarından yapılmış minder".

 

     "Somali", adını Hz. Mûhâmmed ( saw )’in soyundan gelen Somali âîlesinden alıyor. Resûlullâh ( saw ) zamanında, Mekkeli müşriklerin zûlüm ve işkencelerinden dolayı Cafer bin Ebi Talib ( Hz. Ali’nin kardeşi ) önderliğindeki müslümanların hîcret ettiği ve İslam’ın Afrika’ya ilk yayıldığı yer bu ülkedir. O zamanlar Somali diye bir ülke yoktu ve burası Habeşistan’a ( Etiyopya ) ait olduğu için, biz tarihte bu olaya "Habeşistan’a hîcret" diyoruz. Ancak hîcret edilen coğrafya, sanıldığı gibi bugünkü Etiyopya değil, Somali’ydi.

 

     "Kenya" adının kökeni Kambas dilindeki "kima ja kegnia" ifadesidir ve "beyaz dağ" demektir. Burada kastedilen, tepesi kardan dolayı her zaman beyaz olan, bu ülkede bulunan ve Afrika’nın en yüksek dağı olan ( 5895 m ) Klimanjaro Dağı’dır, elbette. Görüldüğü gibi Kenya ve Lübnan, aynı anlamdadır; sadece biri tekil iken, biri çoğuldur. Kenya, Kambas dilinde "beyaz dağ" demekken, Lübnan İbranîce’de "beyaz dağlar" anlamındadır.

 

     Tanzanya ülkesi, iki ayrı bölgeden oluşur. Ülkenin asıl toprak parçası olan "Tanganyika" ve Hind Okyanusu üzerindeki "Sansibar" ( Zenzibar ) Adası. "Tanzanya", bu iki ismin birleşimidir. Bu ikisi, 1964’te Tanganyika – Sansibar Federasyonu kurmuşlardı.

 

     "Burundi" ismindeki "bu" sözcüğü "ülke" demektir. "Rundi" ise "Ruanda"’dır. Yani "Burundi", anlam olarak "Ruanda ülkesi" demektir.

 

     "Uganda", ismini 19. yy’a kadar bölgenin en güçlü devleti olan Buganda Krallığı’ndan alır ve anlamı "insanların ülkesi"’dir. Az önce de ifade ettiğimiz gibi, "bu" sözcüğü "ülke" demektir, "ganda" ise "insanlar" anlamındadır.

 

     "Orta Afrika Cumhuriyeti", Afrika’nın tam ortasında olduğu için bu adı almıştır.

 

     "Nijer", adını Nijer Nehri’nden alır.

 

     "Nijerya"’ya gelince. Eskiden İngiliz sömürgeciler, Nijer Nehri’nden dolayı bütün Batı Afrika için "Nijerya" ( Nigeria ) adını kullanıyorlardı. Bu isim, sonradan sadece bir ülke, bugünkü Nijerya ile sınırlı kaldı. Nijerya’nın kuzeyinde bulunan ve müslümanların yaşadığı "Sokoto" bölgesinin ismi Fulani dilinde bir isimdir ve "bilinmezlik" demektir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için, daha önce bu sitede yayınlanan "Nijeryalı Şehîdler" adlı yazımıza bakılabilinir )

 

     "Mali", ismini Kral Malinke’nin kurduğu Büyük Mali İmparatorluğu ( 10. yy – 16. yy )’ndan almıştır.

 

     "Senegal", adını Sénégal Nehri’nden alır.

 

     "Kap Verde", Portekizce’deki "cabo verde" ( yeşil burun )’dir. Eskiden ülkemizdeki atlaslarda bu ülkenin adı olarak "Yeşilburun Adaları" yazılırdı, ama sonra ne hikmetse, "Kap Verde" diye yazmaya başladılar. Türkçe’den mi vazgeçtiler, yoksa Portekizce’ye mi yöneldiler, anlamadım.

 

     "Gambiya", adını Gambiya Nehri’nden alır.

 

     "Gine" adının kökenine gelince: Berber dilindeki "aguinaoui" ( siyâh ) veya "tuareg aginaw" ( siyâh insanlar ) sözcükleri, ülke adının kaynağıdır. "Guinea" ( Gine ), ayrıca bu dilde "altın sikke" demektir. Moritanya, Sudan ve Etiyopya’ya "adaş" bir ülke daha.

 

     "Gine - Bissao" ise, adının sonuna, sırf Gine ülkesinden ayırt edebilmek için, başkentin adı eklenerek ( Bissao ) oluşturulmuştur.

 

     "Sierra Leone", Portekizce "Serra Lyõa" ( aslanlar dağı )’dan gelmedir. 15. yy’da burayı işgal eden Portekizliler bu ismi taktılar.

 

     "Liberya", İngilizce’dir ve "özgür ülke" demektir.

 

     Bir zamanlar fildişi, denizaşırı ticarette Afrika’nın en büyük madeni olduğu için bir ülkeye "Fildişi Sahili" dendi.

 

     "Burkina Faso" ismi Suaheli dilinde bir isimdir. "Burkina" sözcüğü "dürüst insanlar" anlamına gelirken, "faso" sözcüğü ise "ülke" ( baba yurdu ) demektir. "Faso" kelimesi, "fa" ( baba, ata ) ve "so" ( köy ) sözcüklerinden meydana gelen bileşik bir kelimedir.

 

     "Gana", ismini eski Batı Sudanlı Gana İmparatorluğu’ndan alıyor. Fakat ilginçtir; şimdiki Gana, bu imparatorluğa hiçbir zaman ait olmamıştı.

 

     "Togo", Ewe dilinde "su" demektir.

 

     "Benin", adını 13. – 19. yy’lardaki Benin Krallığı’ndan alıyor. Bu krallığın topraklarının büyük bir kısmı, bugünkü Nijerya’daydı. Benin’in 1975’ten önceki adı "Dahomey" idi.

 

     "Kamerun" adı Portekizce’de "karides" anlamına gelen "camaroes" sözcüğünden gelmedir. Bu ülkedeki Wuri Nehri’nde çok karides bulunduğu için, Fernando Póo, 1472’de nehrin adını "Rio dos Camaroes" ( Karides Nehri ) olarak değiştirdi. Bu isim sonra bu ülkenin adı oldu.

 

     "Ekvator Ginesi", adını ekvator ( Oº paraleli )’dan alır, fakat ekvator üzerinde değildir, ekvatorun biraz kuzeyindedir. "Gine" adının ne anlama geldiğini ise ( = "siyâh insanlar" ) daha önce açıklamıştık.

 

     "São Tomé ve Príncipe" adlı "iki ada ülkesine" gelince: "São Tomé", 21 Aralık günü adaya ayak basan Âzîz Thomas’ın adıdır. "Príncipe" ise, "Portekiz prenslarinin zaferi" olarak verildi.

 

     Portekizliler 15. yy’da Gabon kıyılarına ulaştıklarında, Mbé Nehri’nin okyanusa döküldüğü noktaya "kukuleta mantosu" anlamında "Gabão" adını verdiler. Bu isim, sonradan "Gabon" ülkesinin adı oldu.

 

     "Zaire", bu ülkenin dilinde "büyük su" demektir.

 

     "Angola", adını eski bir krallık silsilesi olan Ngola Krallığı’ndan alır.

 

     "Zambiya", ismini Zambezi Nehri’nden alır.

 

     "Malawi", Chichetewa dilinde "alev alan su" demektir.

 

     "Botswana" ismindeki "bo" sözcüğü Tswana dilinde "halk" demektir. Bu durumda "Botswana", bu dilde "Tswana halkı" anlamındadır.

 

     "Namibya" ismindeki "namib" sözcüğü Bantu dilinde "boş" demektir. "Namib Çölü" ( Boş Çöl ), ülkeye adını vermiştir.

 

     "Güney Afrika Cumhuriyeti", Afrika’nın en güneyinde olduğu için bu adı almıştır.

 

     "Lesotho" adı, "Sotho dilini konuşan halk" demektir. "Sotho" ise kelime olarak "çok çok batıda yurt edinmiş" anlamına gelir.

 

     "Komor Adaları"’nın isim kaynağı, Arapça’daki "qumr" kelimesinin çoğuludur ve "küçük ay adaları" demektir.

 

     "Seyşel Adaları", adını Fransa Kralı XV. Ludwig’in hükümranlığı zamanında ( 1715 – 74 ) finanz başkanlığı yapan Moreau de Séchelles’in adından alır.

 

     "Mauritius", adını Hollanda – Doğu Hindistan Kumpanyası’nı yöneten Nessaulu Moritz’den alır. Bu isim buraya 16. yy’ın sonunda verildi.

 

     "Amerika", adını İtalyan denizci Amerique Vespucci’den alır. Bu isim kıt’âya 1507’de verilmiştir.

 

     "Kanada" adı, ya bir Eskimo dili olan İroquois dilindeki "kanada" ( köy ) sözcüğünden, ya da kızılderili dilindeki "kanatta" ( şapka ) sözcüğünden geliyor. Belki de ikisi de doğrudur. Çünkü Eskimolar için yurt olan bu topraklar, onlar için "köy"dür, köyleridir. Kızılderililer için ise yaşadıkları toprakların en kuzey coğrafyasıdır, yani "şapka"dır.

 

     Kızılderililer genel olarak Amerika’nın tümüne yayılmış olmakla birlikte, asıl anayurtları bugünkü ABD’nin ortasında bulunan Texas, Oklahoma, Kansas, Colorado, Nebraska, Iowa, Illinois, Indiana, Arkansas bölgeleridir. "Indiana" eyâletinin adı zaten "Kızılderili" demektir. Aynı şekilde "Oklahoma" ayâletinin adı da bir kızılderili dili olan Chocktaw dilindeki "oklahumma" kelimesinden gelmedir ve "kızıl derili" demektir. "Oklahoma", Chocktaw dilindeki "okla" ( kırmızı, kızıl ) ve "humma" ( insan ) sözcüklerinden doğmuştur.

 

     "Meksika", adını Aztek Uygarlığı’nı kuran Méxica halkından alır. Bu halk ise bu adını, aynı isimdeki bir gölden alır. Bu göl kenarında yaşayan kavmin adı olan "Méxica", Aztek dilinde "Ay Gölü" demektir.

 

     "Belize", kızılderili dilinde "çamurlu su" demektir. Bir görüşe göre ise "Belize", Peter Wallace isminin İspanyolca okunuş şeklidir. Bu korsan, 1638’de, Belize Nehri’nin Karibik Denizi’ne döküldüğü noktada ilk İngiliz kolonisini kurdu.

 

     "Guatemala", kızılderili dilinde bir isim olmasına karşılık, kızılderililerin hangi lehçesindeki sözcüğün karşılığı olduğu kesinlik kazanmamıştır. Çünkü "Guatemala", kızılderili dilinin bir lehçesinde "ağaçlar ülkesi" demekken, başka bir lehçesinde ise "suyun fışkırdığı dağ" demektir.

 

     "El Salvador", İspanyolca’da "kurtarıcı" demektir ve burada kastedilen kurtarıcı, Hz. İsâ ( as )’dır. İspanyol koloniciler 1524’te sadece bir liman için bu ismi kullandılar. Sonra bu isim, ülkenin ismi oldu. Ülkenin başkentinin adı da "San Salvador" ( Âzîz Kurtarıcı )’dur.

 

     "Nikaragua" adı, buranın yerlileri olan ve bugün tamamen beyazlarla karışmış ve melezleşmiş bir bir kızılderili halk olan Nikaro halkının adından gelir.

 

     "Kosta Rika", İspanyolca’da "zengin sahil" demektir.

 

     "Panamá", kızılderili dilinde bir isimdir ve "suyun akıntısına kapılan balık" demektir.

 

     "Bahama Adaları"’nın adını buralara İspanyol "kâşifler" verdiler. İspanyolca’da "düz deniz, alçak deniz" anlamına gelen "baja mar" ifadesinden gelmedir.

 

     "Küba" adının anlamı "şeker adası"’dır. Ülke, şaker kamışıyla ünlüdür.

 

     "Jamaika" adının kökeni Aruak dilindeki "Xaymaca" kelimesidir ve "pınarlar ülkesi" demektir.

 

     "Haiti" adı da aynı şekilde Aruak ( Arawak ) dilinde bir kelimedir ve "yüksek ülke" demektir. Bilindiği üzere Haiti’nin üçte ikisi dört ayrı dağla kaplıdır. İlginç olan, kızılderili dilindeki "ayti" sözcüğünün de "dağlık ülke" anlamına gelmesi ve bu sözcüğün "Haiti" kelimesine benzemesidir. Görüldüğü gibi Haiti adı, Hollanda ve Iraq adlarının zıddıdır.

 

     "Dominika" adı, İspanyolca’daki "domingo" ve Latince’deki "dies dominica" sözcüklerinden gelmedir ve "Pazar" demektir. Ada, Colomb tarafından 3 Kasım 1493’te, hristiyanlarca kutsal olan Pazar günü "keşfedildiği" için bu adı almıştır. "Dominik Cumhuriyeti"’nin adı da bu sebeple verilmiştir. ( Dominika başka, Dominik Cumhuriyeti başka bir ülkedir; karıştırılmamalıdır. )

 

     "Saint Kitts ve Nevis" Adaları’nın her ikisi de 1493’te Colomb tarafından "keşfedildi". Adaya ilk ayak basan gemicilerin elebaşı Saint Christopher’den dolayı adaya "Saint Kitts" adı verildi. Öbür ada "Nevis"’in adı ise İspanyolca’da "kar" anlamına gelen "nieves" sözcüğünden alınmadır.

 

     "Grenada", ismini İspanya’nın Endülüs topraklarındaki "Granada" şehrinden alıyor.

 

     "Barbados", İspanyolca’da "sakallı" demektir. Bu isim İspanyol gemiciler tarafından 16. yy’da bu ülkeye, burada yetişen dünyaca ünlü incir ağaçlarının çok kıllı olan yapraklarından dolayı verildi.

 

     "Trinidad ve Tobago" adı bu ülkeye C. Colomb tarafından verildi, İspanyolca’dır. "Trinidad", bu dilde "teslis" ( üçleme ) demek. Yani; Tanrı, İsâ ve Rûh’ul- Qûds ( Kutsal Rûh ). "Tobago" ise "tütün" demek. Amerika kıt’âsını "keşfeden" Avrupalı beyazların, bu yeni topraklara verdikleri adlara baktığınızda, onların hangi rûh hali içinde olduklarını ve hangi amaçlarla bu maceraya atıldıklarını rahatça kavrayabiliyorsunuz.

 

     "Surinam", adını Surinam Nehri’nden alır. Bu isim, aynı zamanda, Avrupalı sömürgecilerden önce burada yaşayan halkın etnik adıydı.

 

     "Guyana", kızılderili dilinde "çok su ülkesi" demektir. Kızılderililer’de ayrıca "guainázes" kelimesi vardır ve bu da "değerli halk" ( değerli insanlar ) anlamına gelir.

 

     "Venezuela", İtalya’nın Venezia ( Venedik ) şehrinin İspanyolca adıdır ve "Küçük Venedik" demektir.

 

     "Kolombiya", adını Christoph Colomb’dan alır. Bu isim ülkeye 1863 yılında verildi. Yani Colomb’dan 400 yıl sonra.

 

     "Ekvator", adını bu ülkeden geçen ekvator enlemi ( Oº )’nden alır.

 

     "Peru", adını bugünkü Ekvator topraklarında akan bir ırmaktan alır. Bu nehrin İnka dilindeki adı "Pirú" idi.

 

     "Bolivya", adını büyük özgürlük savaşçısı ve bu ülkenin ilk devlet başkanı olan Simón Bolívar ( 1783 – 1830 )’ın adından alır.

 

     "Paraguay", bir kızılderili dili olan Guaraní dilinde bir sözcüktür ve "denizi doğuran ırmak" demektir.

 

     "Brasìl" ( Brezilya ), Amazon Ormanları’nda yetişen ve kırmızı renkli olan bir ağacın kızılderili dilindeki adıdır. Bu ağaç, Portekiz koloniciliğinin ilk on yılında, dışarıya götürülen ( "kaçırılan" desek daha doğru olur ) en önemli üründü. Portekizliler bu ülkeyi kastettikleri zaman bunu bu ağacın adını anarak yaptıkları için, ağacın adı, ülkenin adı oldu.

 

     "Uruguay", adını Uruguay Nehri’nden alır ve kızılderili dilinde "kuş nehri" demektir.

 

     "Argentina" ( Arjantin ) adı, beyaz "keşifçilerin" bu ülkeye taktığı Latince bir isimdir ve "gümüş ülke" demektir. Nitekim ülkenin en başta gelen nehirlerinden birinin adı da "Río de la Plata" olup, İspanyolca’da "gümüş nehir" demektir.

 

     "Chile" ( Şili ) adının kökeni, bir kızılderili dili olan Quechua dilindeki "çili" ( şili ) sözcüğüdür ve "dünyanın sonu" demektir. Şili, hakikaten dünyanın son bulduğu noktadır.

 

     Son olarak Avustralya ( Okyanusya ) kıt’âsındayız. Dünyanın beşinci kıt’âsı olan "Avustralya" kıt’âsına ilk ayak basan Hollandalılar, buraya "Yeni Hollanda" adını verdiler. Sonra bu topraklara Latince’de "keşfedilmemiş güney ülkesi" anlamına gelen "Terra Australis Incognita" adı verildi. 19. yy’da bu isim kısaltılarak "Australia" ( Avustralya ) şekli verildi.

 

     "Yeni Zelanda", adını Hollanda’nın "Zelanda" ( Zeeland ) vilâyetinden alır. Avustralya’ya "Yeni Hollanda" adını veren Hollandalılar, bu ülkeye de "Yeni Zelanda" adını verdiler ve bu isim sonradan değişmedi; öylece kalıp günümüze dek geldi. ( Küçük bir bilgi notu olsun diye söyleyelim: ABD’nin New York kentinin ilk kurulduğunda adı "New Amsterdam", yani "Yeni Amsterdam" idi. Çünkü şehir, Hollanda’nın başkenti Amsterdam örnek alınarak inşâ edilmişti. )

 

     "Mikronezya", Yunanca bir isimdir ve "küçük adalar" anlamına gelir.

 

     "Marshall Adaları", adını 1788’de adaları "keşfeden" Britanyalı kaptan John Marshall’ın adından alır.

 

     "Salomon Adaları", adını Hz. Süleyman ( as ) Peygamber’den alır. Bu topraklarda Hz. Süleyman’ın kayıp "altın ülkesi"’nin bulunduğuna inanan Alvaro de Mendana de Neyra, bu coğrafyaya 1568 yılında "Salomon Islands" ( Süleyman Adaları ) adını verdi. Görüldüğü üzere dünyadaki üç ülke, peygamber adı taşımaktadır. Bunlar, İsrâil ( Hz. Yaqub ), El Salvador ( Kurtarıcı = Hz. İsâ ) ve Salomon ( Süleyman ) Adaları.

 

     "Vanuatu", Vanuatu dilinde "ülkemiz sonsuza dek yaşasın" demektir.

 

     "Fiji" ülkesinde yaşayan halk, kendilerine "Viti" der. Komşuları olan Tonga halkı ise onlara "Fiji" der. Onlar, komşularının kendilerine verdiği ismi ülkelerinin ismi yaptılar. ( Düşünün; Yunanlılar ülkelerine "Rumistan" desin!? )

 

     "Tonga", kendi dillerinde "güney" demektir.

 

     "Samoa" adı, kendi dillerindeki "sa moa" ifadesinden gelmedir ve "kutsal tavuklar" demektir.

 

     "Tuvalu", kendi dillerinde "sekiz tane yan yana duran" demektir. Tuvalu, yan yana duran sekiz adadan oluşur.

YAZIYA YORUM KAT