Seçmen ikiye bölündü mü?

15.09.2010 12:37

Mustafa Karaalioğlu

Yine aynı sorunlu yaklaşım gözlenmiyor değil... Referandum sonuçlarını oduna, kömüre, iktidar imkanlarına bağlayan, evet sonucunu daha fazla afiş asılmasına bağlayan sığ analizler yine ana akım fikirler olarak konuşuluyor, anlatılıyor. Gerçek sanılmadığı takdirde mahsuru yok...

Ama, 12 Eylül’ün sonuçları teselli arayışlarının ötesinde “tarihi” değerde gerçekler içeriyor, bunları görmeden Türkiye’de artık siyaset yapılamaz.

Meşruiyet kaynağı ve meşruiyet üniteleri artık değişmiştir. Meşruiyet madalyonu seçkinlerin boynundan alınmış halkın boynuna asılmıştır. ‘Yeni Türkiye’yi bu gerçek belirleyecektir.

11 Eylül’e kadar egemen olan dil ve semboller 13 Eylül’den itibaren güçlerini yitirmişlerdir. O sembollerin taşıyıcısı ve kullanıcısı unsurları olan CHP, MHP ve asker-sivil bürokrasinin demokrasi karşıtı pozisyon üstlenip seçimi kaybetmeleri kaçınılmaz olarak bu sonucu üretmiştir.

Bu kez tarihte ilk defa, toplumun demokratik tercihini durduracak, bu gelişmenin önüne set olacak bir askeri darbe gücü de bulunmadığı için CHP ve ortaklarının bu kaybı telafi edebilmeleri mümkün olamayacaktır.

Şu halde, CHP ve MHP gibi partiler bir vadede toplumla sempatik ilişki kurabilmek, iktidar umudu olabilmek için muhakkak surette demokratikleşmek zorundadırlar. Tayyip Erdoğan çıtayı çok yükseğe çıkardığı için de bu demokratikleşme standartların üzerinde olmak zorundadır. O kadar üzerinde olmalı ki Erdoğan’ı bile rekabete zorlamalıdır.

12 Eylül referandumu Türkiye halkının büyük çoğunlukla daha fazla özgürlük, daha serbest bir hayat, daha yüksek refah ve uluslar arası alanda daha güçlü bir Türkiye istediğini ortaya koymuştur. Kim bu idealleri temsil ediyorsa o kazanacak ve ancak o kalıcı olacaktır.

Erdoğan’ın başarısının sırrı da buradadır.

Sonuçlara burun kıvırıp, “Türkiye’nin daha demokratikleşeceğini zannetmiyorum” yorumunu yapanlar aslında demokratikleşmeyi istememektedirler. Sistemin demokrasi ve hukukla harmanlanmasından endişe duymaktadırlar.

Ancak artık çok geç...

Demokrasiyi pazarlık konusu yapan bir siyasetin ne geleceği ne de bugünü vardır.

Korku üreten, bölünme, parçalanma, satılma gibi büyük lafların üzerinden insanlara yalan söyleyen siyasetin de ömrü bitmiştir.

Gelelim en önemli sonuçlardan birisine...

Eşyanın tabiatına ve partinin geleneklerine aykırı karar alan; “hayır” diyen MHP ve “boykot” diyen BDP gibi çelişkiye düşen partilerin durumu kötüleşecektir. MHP küçülecek, BDP ise “sadık tabanı”nda kristalize olacaktır.

İzahları ne olursa olsun referandumdaki tavırları bu iki partiyi 12 Eylül’le özdeşlik potasına mahkum etmiş ve tercihleri uzun yıllar unutulmayacak bir siyasi hata olarak kayda geçmiştir.

Bu tutarsızlık her kritik adımda karşılarına çıkacaktır. CHP’yi ayrıca zikretmeye gerek yok, 12 Eylül tavrı nedeniyle AK Parti’ye bulunmaz bir eleştiri kozunu altın tepside sunmuşlardır.

Tam bu noktada, referandum sonucunu Türkiye’nin ikiye bölündüğü teziyle yorumlama yanlışını da düzeltelim. Türkiye ikiye bölünmüyor. Çünkü “en koyu hayır illerinde” bile AK Parti’nin ağırlığı vardır. Hatta, bazı “hayır”cı illerde iktidar hala birinci partidir. Ege’de de Güneydoğu’da da böyle... Sonuçta bütün illerin evet demesi de beklenemezdi.

Ancak, CHP’nin sahil şeridi dışında neredeyse yok olması, varlık ifade etmemesi ciddiye alınacak bir sorundur. Bu partinin yönetici kadrosunun temenni ve teselli üretmek yerine seçmeni Yeni Türkiye’nin değerleri ışığında bir daha okumasında acil fayda vardır.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim