Seçmen farkı

16.06.2011 00:32

Etyen Mahçupyan

Bu yazı geçen pazar için yazılmış ama seçim yasakları nedeniyle kullanılamamıştı...

AK Parti toplumun bölünmüş haline tercüman olmakta birebir. Rejimin çizdiği ideolojik merkezin dışından gelen bir partinin, iki dönem hükümet olma sonrasında hâlâ yüzde elliye yakın oy almasının beklenmesi hiç de alışılmış bir durum değil. Bunun nedeni AKP'nin 'muhalefet' olma niteliğini sürdürmesi. Bu hem vesayet sisteminin her an geri dönebilecek güce sahip olmasıyla alakalı hem de toplumun laik statükocu kesimlerinin bunu açıkça istemeleri nedeniyle böyle. Dolayısıyla şu ana kadar atılmış olan reform adımlarının artık bizzat AKP'yi vesayetçi bir konuma taşıdığı argümanı, sadece laik asabiyeden sol siyaset devşirmeye çalışanlar için anlamlı. Çünkü bugünün siyaseti neredeyse bir yüzyıllık otoriter anlayışın tarihsel parantezini kapatıyor. AKP'nin demokrat olmadığı tezi bu gerçeklik karşısında basit bir detaydan ibaret. Cumhuriyet boyunca hiçbir partinin demokrat olmaması bir yana, AKP'nin ne böyle bir vaadi ne de böyle bir zorunluluğu var. Bu partiye oy verenler demokrat olduğu için destekliyor değiller. Varlığıyla ve talepleriyle antidemokratik bir sistemi kırdığı için destekliyorlar.

Diğer bir deyişle AKP'nin demokrat bir parti olmamakla birlikte demokratikleştirici bir işlevi var ve bu durum, demokratların AKP'ye oy vermesini teşvik ediyor. Öte yandan bu partiyi destekleyenlerin içinde doğal olarak, kendi içlerinde farklılıklar taşıyan dindarlar ve hatta milliyetçiler de mevcut. Ancak AKP seçmeninin iç çeşitliliği, bu seçmenin istatistiki açıdan örneğin CHP seçmeninden belirgin bir biçimde ayrışmasını engellemiyor. Kısacası, AKP'nin ne olduğu bir yana, Türkiye'de bir de 'AKP seçmeni' olgusu var ve bu seçmen koalisyonu Türkiye'nin geleceği açısından belki taşıyıcı partiden bile daha önemli bir dinamiğe işaret etmekte.

Kamuoyu anketlerinde uzmanlaşmış kuruluşlardan A&G'nin geçen aylarda gerçekleştirdiği bir araştırma, AKP ve CHP seçmeni arasında epeyce ilginç bir ayrımı ortaya çıkarmıştı. AKP seçmeni AKP'yi 'reformist, halka yakın' olarak tarif ederken, CHP'yi de 'statükocu, halka uzak' diye tanımlamış. Bu değerlendirme, oy verdiği partiyi işlevsel olarak algılayan, kendisine yapılacak hizmeti ve bu doğrultudaki reformları önemseyen bir seçmen kitlesine işaret ediyor. Anlaşılan AKP seçmeni, demokratikleşmeyi kendi lehine gören ve partiyi de bunu hayata geçirdiği oranda onaylayan bir toplumsal koalisyon. Buna karşılık CHP seçmeni CHP'yi 'laik, Kemalist', AKP'yi ise 'dindar, muhafazakar' diye tanımlamış... Yani tamamen ideolojik kimlikler olarak. Belli ki CHP'lilik ülke yönetimi ile ilgili bir pozisyondan ziyade, bir savunma ve ayrışma isteği. Böyle bir kitlenin demokratikleşmeyi samimi bir coşkuyla karşılaması beklenemez, çünkü söz konusu değişimin kendi kimliğini sınırlayacağı kaygısıyla dolu olacaktır.

Görünen o ki mesele AKP ile CHP arasındaki fark değil... AKP'ye oy verenlerle CHP'ye oy verenler arasındaki fark. Olaya böyle bakıldığında, iktidar partisinin niçin bu seçimleri de kazanacağını ve muhtemelen iki seçim daha alabileceğini kavramak mümkün.

Yazıyı 'iyi' okuyucularımdan birinden, Ali Rıza Kaptan'dan gelen mesajla bitirelim...

"Geçen hafta içinde kızım ve oğlumun gelmesi üzerine kardeşlerim ve yeğenlerimin bir kısmı pazar günü bizdeydiler. Dokuz kardeş olduğumuzu ve hepsi yetişkin bir miktar yeğenim olduğunu bilmenizi isterim. Hoşbeş gırgırdan sonra siyaset konuşmaya geldi sıra...

Ortak tavır kararsızlıktı... AKP'yi destekleyenler de kararsızlaşmış gibiydi... Ailenin gönüllü ve kabul gören siyasi danışmanı olarak ortaya şöyle bir soru attım: CHP ve MHP yüzde 50'yi aşıp hükümet kurarsa ne olur?

İşte verilen yanıtlar: Ergenekon hükümet olur, yeni anayasa rafa kalkar, AB'ye girmek iyice savsaklanır, Kürt meselesi etnik bir soruna dönüşür, ekonomi bozulur, Ergenekon davaları biter, siyasi şiddet tırmanabilir...

Bu muhabbetin sonrasında işin tele-siyaset bölümünde de: Mustafa Balbay basın ve TRT'den sorumlu devlet bakanı olur, soyadı Alan olan general eskisi içişleri bakanı olur, Deniz Baykal dışişleri bakanı olur, İnan Kıraç başbakanlık başdanışmanı olur, Süleyman Demirel ombudsman olur, Süheyl Batum adalet bakanı olur...

'Kılıçdaroğlu başbakan olur' kimse demedi. Ben de demedim. Ama sordum 'neden denmedi' diye... 'Aklıma gelmedi' diyenler çoğunlukta. Benim de aklıma gelmedi.

Sonuç: Bu tablo ittifakla beğenilmedi."

(Seçim sonuçları bu ittifakın giderek genişlediğini söylüyor...)

 ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim