1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. 'Seçmen de Teşkilât da Etkilenmez'
'Seçmen de Teşkilât da Etkilenmez'

'Seçmen de Teşkilât da Etkilenmez'

AK Parti’yi yakından takip eden isimlerden ANAR Araştırma Şirketi Genel Müdürü İbrahim Uslu’ya göre Ahmet Davutoğlu’nun çekilmesi AK Parti tabanında sıkıntı yaratmaz.

A+A-

RÖP: İRFAN BOZAN / AL JAZEERA

 

Ankara Sosyal Araştırmalar Merkezi (ANAR) Genel Müdürü İbrahim Uslu, AK Parti tabanına yakın bir isim. Uslu ile Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlık’tan ayrılmasının parti tabanında nasıl bir etki yarattığını ve partili cumhurbaşkanı önerisi ile AK Parti’nin ne hedeflediğini konuştuk. Uslu, parti tabanının Davutoğlu’nun çekilmesi sonrasında "Ne oldu şimdi?" sorusunu sorduğunu ama AK Parti’nin süreci iyi yönettiğini söyledi. Uslu, parti tabanında üzülenler olabileceğini ama bunun siyasi bir sonuç doğurmayacağını da belirtti. Uslu yaşanan durumu popüler futbolcusunu kaybeden takım taraftarı örneği ile özetledi:

"Yeni oyuncular gelir ve eskiye dönülür. O futbolcu ayrıldı diye taraftarlıktan kopma olmaz."

İbrahim Uslu, AK Parti’nin "Partili Cumhurbaşkanı" önerisi ile mevcut durumu yasallaştırmak peşinde olduğunu belirtti. Uslu’ya göre, muhalefet "Partili Cumhurbaşkanı" önerisine ikna olabilir. Uslu, öneri kabul edilse de edilmese de kazananın AK Parti olacağı görüşünde.

"Futbolcu ayrıldı diye taraftarlıktan kopma olmaz"

İşiniz gereği partililerin ve seçmenlerin nabzını her daim tutuyorsunuz. AK Parti’yi de çok yakından takip ediyorsunuz. Sizce Ahmet Davutoğlu'nun Başbakanlık'tan çekilmesi AK Parti'li seçmenler ve teşkilâtlarda nasıl bir etki yarattı, nasıl algılandı?

Bizim gözlemlerimiz insanların olan biteni anlayamadığı ve anlamdıramadığı şeklinde. Bir kanaat oluşması için biraz beklemeye ve gözleme ihtiyaç duyuyorlar. İnsanların ilk tepkileri "Ne oldu şimdi?" oldu. Bu bir kanaat oluşturamadıklarının göstergesi. "Ne oldu, niye oldu, nasıl oldu?" şeklinde anlamaya yönelik tepkiler verdiler. Biz ölçümlemelerimizi kongreden sonra yapmayı planlıyoruz. Bir genel başkan gitti, yeni genel başkan geldi. Bir başbakan gitti yeni bir başbakan geldi. O süreci total olarak insanlar muhakeme edeceklerdir, "İyi mi oldu, kötü mü oldu?" diye. Benim gördüğüm insanlar hâlâ olayı anlama, sindirme aşamasındalar. Bir süre sonra bu değişiklik "İyi oldu, ya da bu değişiklik iyi olmadı" şeklinde kanaat oluşabilir. Şu aşamada insanların henüz olayı anlama ve anlamlandırma aşamasında olduğunu düşünüyorum. AK Parti kurumsal bütünlüğü ve disipliniyle süreci iyi yönetiyor. MHP’de bir fikir ayrılığı var ve görüyorsunuz, parti beş ayrı parçaya ayrılmış ve bir kaos başlamış durumda. AK Parti bunları yaşamadı. Fikir ayrılığı yaşandı, sonunda oturuldu, konuşuldu, yol haritası çizildi. O yol haritasına göre birileri fedakârlık etti ama parti, iç disiplinini, iç bütünlüğünü ve tutarlılığını kaybetmeden süreci yönetmeyi başarıyor. Ortaya çıkıp "Ben de adayım" diyen yok. Bütün bunlar AK Parti seçmeni gözünde "Tamam bir şeyler yaşandı ama çok da önemli değil, parti bütünlüğünü, tutarlılığını, disiplinini koruyor" şeklinde bu olay kabullenilir.

Seçmen "Neden oldu?" sorusunun peşine düşer mi?

Seçmen bu kadar detaylarla uğraşmaz. Olaylara bakar kanaatini oluşturur, seçmen hadiselere pragmatik bakar. Futbolda da takımın popüler oyuncuları gidince taraftar bir tepki verir, dalgalanma olur ama bir süre sonra yeni oyuncular gelir ve eskiye dönülür. O futbolcu ayrıldı diye taraftarlıktan kopma olmaz.

"Teşkilatların uyum yeteneği yüksektir"

AK Parti teşkilâtları da mı böyle düşünür?

Teşkilâtlar çok daha profesyoneldir. Seçmene göre teşkilâtlar çok daha profesyonel olduğu için uyum yetenekleri çok yüksektir. Her kongrede aktörler değişir, yönetimler değişir, milletvekilleri değişir. Teşkilâtlarda çalışan insanlar aktörlerin bir kaç yılda bir değişmesine çok alışkındırlar. Yeni insanlarla en fazla çalışmaya alışkın olanlar teşkilât mensuplarıdır. O yüzden teşkilât mensupları yeni duruma kolayca adapte olurlar. Zaten bir sorun da yaşanmadı. Burada seçmenlerin vicdanlarında bu işler izler bırakabilir ama bu vicdanlarda iz bırakması partiden kopma anlamına gelmiyor. Bazı seçmenler gönüllerinde Davutoğlu’na özel bir yer ayırırlar ama gündelik hayatlarını sürdürürler, sandık önlerine geldiğinde de gidip partilerine oylarını verirler.

AK Parti mensupları kendileri "dava partisi üyesi" olarak tanımladıklarını sık sık vurguluyorlar. Parti ile bu şekilde aidiyet kuran kesimler Davutoğlu’nun çekilmesinde yöntemsel olarak bir sıkıntı görüyor olabilirler mi? Meselâ Pelikan Bildirisi bu kesimleri yaralamış olabilir mi?  

Ben problemin "Pelikan Bildirisi"nden kaynaklandığını düşünmüyorum. "Pelikan Bildirisi" ne sebeptir, ne sonuçtur. Birileri bu süreci ganimet bildi. Esas süreç MKYK’da yaşanandır. Yöntem olarak tartışılması gereken oydu zaten. Davutoğlu da vurguyu oraya yapmıştı. "Bu yol arkadaşları, iyi yol arkadaşları değil, birlikte yola gitmemeye karar verdim artık" dedi. Aslında ağır bir ithamda bulundu. Bizim kültürümüzde birilerini "Senle yola bile gidilmez" diye değerlendiriyorsanız, o çok ağır bir ithamdır. Sayın Davutoğlu aslında orada çok ağır bir sitemde bulundu. Konuşma metnine bakarsanız bütün vurgusu MKYK üyelerineydi. "Ben artık bu MKYK ile yol arkadaşlığı yapamam" dedi. Tartışılması gereken şey bence "Pelikan Bildirisi" değil. Bu bildiri hariçten gazel okuyan bir yapı. Parti içerisinde bunların bir pozisyonlarının, görevlerinin olduğunu düşünmüyorum. Bunlar dışarıdan bir tür gerilla hareketi yaptılar. Diyelim ki, MKYK’da o süreç yaşanmamış olsaydı sadece bu "Pelikan Bildirisi" çıkmış olsaydı Davutoğlu yine böyle bir şey yapar mıydı? Şüphesiz yapmazdı, ciddiye bile almazdı, ciddiye alınacak bir şey de değildi. Bildiri, MKYK toplantısında yaşananların üzerine gelmiş olmasıyla bir anlam kazandı. Sayın Davutoğlu’nun almış olduğu kararda "Pelikan Bildirisi"nin her hangi bir rolü olduğunu düşünmüyorum.

"Uyum sağlayan kalır, sağlamayan ayrılır"

AK Parti’de Davutoğlu’nun çekilmesine ilişkin teşkilât düzeyinde bir ikna süreci gerekli mi sizce?

Parti genel merkezleri teşkilâtı ikna etmeye çalışmazlar. Bir tek seçim zamanlarında seçmeni ikna etmeye çalışırlar. Onun dışında karar alır ve uygularlar. Buna uyum sağlayanlar o hareketle birlikte yollarına devam eder etmeyenler de birer birer süreçten ayrılır. AK Parti’deki kadro değişikliği inanılmaz bir dinamizme sahiptir. Her genel seçimde mevcut milletvekilerinin yüzde 65’i değişiyor. AK Parti’nin ilk bakanlar kurulunu düşünün bir de şimdikini düşünün, kaç tane ortak insan var? AK Parti’nin insan kaynağı çok hızlı değişiyor. Partiler aldıkları kararlarda geri dönüp insanları ikna etmekle falan uğraşmazlar. Parti teşkilâtı önümüzdeki pazar günü yüzde yüze yakın bir biçimde yeni genel başkana ve onun listesine oy verdikten sonra süreç bitmiş olacak. İkna edilecek kimse kalmayacak.

AK Parti, Pazar gününden sonra Davutoğlu’nun görevden çekilmesi konusunu geride bırakmış mı olacak?

Örgütsel olarak geride bırakmış olacak ama az önce de söylediğim gibi vicdanlarda iz bırakır. Bazı insanlar unutamaz, "Keşke olmasaydı" diye üzülenler olur. Bunlar duygusal boyutta devam edebilir. Burada önemli olan bu duygusal boyutta yaşananların siyasal sonuçlarının ne olacağı? Bunlar siyasal bir sonuç doğurmuyorsa bu insani bir olaydır. Burada asıl konuşulması gereken siyasal bir sonuç doğrup doğurmayacağı. Siyasal bir sonuç doğurmuyorsa duygusal boyutta olanlar kendi içlerinde yaşanacak. Bunlar da bir siyasal sonuç doğurmayacak.

"Özal ve Demirel de partilerinden kopmadı"

AK Parti Başkanlık Sistemi’nde ısrar ederken bir anda partinin önemli isimlerinden Nurettin Canikli ‘Partili Cumhurbaşkanı’’ önerisini gündeme taşıyacaklarını söyledi. Bu yönde hazırlıklar yapıldığı bilgisi de geliyor. Bu öneri neden geldi? 

AK Parti, başkanlık, yarı başkanlık ve partili cumhurbaşkanı konularını tartışmaya açtı. Nisan 2014’te bizzat Recep Tayyip Erdoğan bu konuları gündeme getirdi. Muhalefet partileri 24 saat geçmeden bu önerileri reddettiklerini açıkladılar. AK Parti o günden bu yana "Mevcut durum yürütmede iki başlılık demek, sürekli ülkeyi bir kriz altında yaşatmak demek, bunu değiştirmemiz lâzım" dedi. Daha sonra AK Parti kendi tercihini ‘’Başkanlık Sistemi’’nden yana yaptı. Bu konuda diğer partileri ikna edemedi. Parlamento’dan ‘’Başkanlık Ssitemi’nin geçme olasılığı yok. Başkanlıktan, Partili Cumhurbaşkanı önerisine geçilmesinin sebebi bu. Canikli, o yüzden de 5-6 maddelik bir paket getireceğiz TBMM’ye dedi. Aslında şu anda fiili durum Partili Cumhurbaşkanı. Bugün bu ülkede kimse Cumhurbaşkanı’nın tarafsız olduğunu iddia edemez. Bu durum sadece Recep Tayyip Erdoğan’a ait bir durum da değil. Biz Turgut Özal’da da, Süleyman Demirel’de de aynı durumları yaşadık. Onlar da Cumhurbaşkanı olunca partilerinden kopmadılar. Şimdi AK Parti diğer partilere bir öneri de bulunuyor "Gelin bu fiili durumu yasalaştıralım" diyor. Bence doğru olan, "Bu fiili durum sürsün gitsin" demek yerine bunu yasal kaidelere bağlamaktır. Bunu anayasal çerçeveye oturtmaktır. Şimdi AK Parti önerisiyle "Mevcut durumu yasal çerçeveye bağlayalım" diyor. Bu öneri Parlamento’dan geçerse kriz çözülmüş olur. Parlamento’dan geçmezse de Cumhurbaşkanı da AK Parti de çok rahatlar. Çünkü şunu deme hakları olacak: "Biz durumu sonlandırmak için 'Başkanlık Sistemi' önerisi ile geldik, reddettiniz. Yine bu sistemi yasal çerçeveye bağlayım diye 'Partili Cumhurbaşkanı' önerisi ile geldik bunu da reddettiniz. O zaman kardeşim fiili durum sizlerin bu itirazları neticesinde devam etmektedir. Bu fiili durumun devamını sağlayan sizin tavırlarınızdır, o yüzden de fiili durumdan şikayet etme hakkınız yoktur" diyecek.

"Muhalefetin ikna olabileceğini düşünüyorum"

"Partili Cumhurbaşkanı" önerisi "Başkanlık Sistemi’"ne ikna olmayan kamuoyunu hazırlamak için bir yöntem olabilir mi?

Kamuoyu ikna olmuş durumda, burada ikna olmayan siyasetçinin kendisi. Parlamento'dan 330’u aşarak geçen herhangi bir şeyin kamuoyundan destek almaması olasılığını ben düşük görüyorum. 2010 referandumu yüzde 58 destek buldu. O dönem, o tarihe kadar AK Parti’nin aldığı en yüksek oy yüzde 47’ydi. Kamuoyu yenilik getiren, hak tanıyan, mevcut krizlerin aşılmasına yardımcı olacak her şeye destek verir. 330’u geçtikten sonra kamuoyu nasıl ikna edilecek sorusu anlamsız oluyor.

O zaman soruyu şöyle sorayım. Muhalefet "Partili Cumhurbaşkanı"na daha kolay mı ikna olur?

Ben muhalefetin buna ikna olabileceğini düşünüyorum. AK Parti de buna inanıyor. Bunun gerekçesi de ortada. Mevcut durumdan şikayetçi olanların mevcut durumu değiştirmek için gelecek öneriye itiraz etmesinin mantığı yok. Mevcut durumdan kim şikayet ediyor? Muhalefet. AK Parti burada öyle bir hamle yaptı ki, her iki durumda da kendisi kazanıyor. "Partili Cumhurbaşkanı" geçerse kendi istediği bir şey olacak. Geçmezse o zaman da mevcut durum meşru hale gelmiş olacak. Muhalefetin tutumu nedeniyle meşru olmuş bir durumla siyasi yolculuk sürecek. Muhalefetin "Başkanlık Sistemi" itirazı anlaşılabilir bir durumdu zira bir sistem değişikliği önerisi vardı. Ama "Partili Cumhurbaşkanı" ile sistem, yönetim değişimi öngörülmüyor sadece mevcut durumun yasallaştırılması önerisi var.

HABERE YORUM KAT