1. YAZARLAR

  2. Roni Margulies

  3. Seçkinlere teşekkür ederim
Roni Margulies

Roni Margulies

Yazarın Tüm Yazıları >

Seçkinlere teşekkür ederim

A+A-

“Araştırma, Türkiye’nin en seçkin okullarından yetişen, etkili pozisyonlarda görev yapan ve kendini cumhuriyetin temel değerlerinin taşıyıcısı olarak gören varlıklı-elit kesimin, gayrımüslimlere sempati... hissettiğini ortaya koydu.”

Füsun Üstel ve Birol Caymaz’ın “Seçkinler ve Sosyal Mesafe” araştırmasına göre, seçkinler “ülkede kalan azınlıkları, korunması ve kollanması gereken değerli objeler olarak” görüyormuş. “En yakın arkadaşlar arasında azınlıkların da bulunması” aralarında adeta bir prestij konusu haline gelmiş.

Ne yalan söyleyeyim, “değerli bir obje” olduğumu ben de hep düşünmüş, ama bu düşünceme can-ı gönülden katılanların sayısını hep yetersiz bulmuşumdur. Öncelikle, seçkinlere teşekkür etmek isterim.

Yakın arkadaşları arasında benim de bulunmamı isteyenler bu yazının dibindeki mail adresime başvurabilir. Cumhuriyetin temel değerlerinin taşıyıcısı olmayı beceremedim, ama Türkiye’nin en seçkin okullarında okuduğum konusunda kendilerini temin ederim. Yahudi genlerim bahtsız bir mutasyon geçirmiş olsa gerek, varlıklı olmayı da beceremedim, ama yoksul bir ailenin çocuğu değilim, aileden gelme pahalı zevklerim vardır; bu konuda da içleri rahat olabilir.

Arkadaşlığımızın bazı sorunları da olabilir ama. En önemlisi, ben biblo gibi oturup susmayı pek beceremem. Bazı konularda tam tamına anlaşamayacağımızı tahmin edebiliyorum. Rastgele bir tanesini örnekleyeyim.

Abdullah Gül cumhurbaşkanı olmak üzereyken, seçkin kadınlar “Başörtülü bir kadın ve karısı başörtülü olan bir adam Batı karşısında bizi temsil edemez” diye feveran ediyordu. Çok garibime gitmişti!

Birinci gariplik şu. Yurtdışında zaman geçirmiş biri olarak, iyi biliyorum ki Avrupalının gözünde Türk Türk’tür. Başında başörtüsü de olsa, melon şapka da olsa, Türk deyince Avrupalının aklına vahşi, geri, anti-demokratik, soykırımcı, işkenceci bir sürü gelir.

Irkçılıktan kaynaklanır elbet bu. Ama bu ırkçılığı aşmanın yolu kafamıza ne taktığımızla ilgili değildir. Anadolu’nun tüm kadınlarını toplayıp kuaföre götürsek, hepsinin saçını sarıya boyayıp kafalarına en son moda Gucci şapkalar geçirsek hiçbir şey fark etmez.

Avrupalıların kafasındaki “korkunç Türk” imgesini aşmak isteyenler, önce Türkiye’de doğru dürüst bir demokrasi yaratmak, Genelkurmay’ın ağzını kapatmak, Kürt sorununun barışçıl çözümünü hızlandırmak, Ermeni soykırımının tanınmasını sağlamak için mücadele etmelidir.

Her yana dev Türk bayrakları asıp tüm yakalara Atatürk rozetleri takıldığında, makul Avrupalılar Türklerin uygar, zeki ve çevik olduğunu değil, komik olduğunu düşünür sadece. Her fırsatta iç ve dış operasyonlar yapıldığında, aklı başında Avrupalılar Türklerin çok devlet kurmuş olduğunu düşünüp “Helal olsun, her Türk asker doğarmış” demez, “Allah hepimizi bu heriflerden korusun” der.

İkinci gariplik, temsil meselesiyle ilgili. Tüm araştırmalar, Türkiye’de nüfusun yarıdan çok fazlasının kendisini tanımlarken “Müslüman” sıfatını da kullandığını gösteriyor. Yine bütün araştırmalar gösteriyor ki, kadın nüfusun yarıdan çok fazlası başını örtüyor.

Büyük çoğunluğu Müslüman ve başı örtülü olan kadınları, başı açık bir ateist mi daha iyi temsil eder, Hayrünnisa Hanım mı? Türkiye halklarını ben mi daha iyi temsil ederim, Abdullah Bey mi?

Mesele temsiliyet meselesiyse, Gül ailesi bu memleketi Nişantaşı veya Çankaya’da Starbucks’ta kahvesini yudumlayan herhangi bir aileden daha doğru temsil eder.

Ama mesele bu değil.

Meselenin ne olduğunu Üstel’le Caymaz’ın araştırması apaçık gösteriyor:

“Ekonomi ve siyaset alanlarında seçkin okulların mezunlarının uzun süredir kurmuş oldukları tekelin ‘ikinci sınıf diploma sahipleri’ tarafından tehdit edilmesi ve hatta kırılması olgusu ‘köklü’ ve türemiş seçkinler... arasında bir mücadelenin varlığına işaret ediyor.”

“Seçkinler ‘yeni gelenleri’, yani AK Parti’yi, orada olmayı hak etmemiş işgalciler olarak görüyor. Bütün katılımcılar Cumhuriyet Mitinglerine katılırken, katılımcılardan birinin darbe olsa destek vereceğini söylemesi dikkat çekti.”

“Şimdiye kadar ezilmiş, kıyıda köşede kalmış adamlar birden bire güç sahibi oluyor. Bu çok tehlikeli. AKP’nin getirdiği kadroya bakın, şimdiye kadar ezilmiş tipler, şimdiye kadar hiç o şansı elde edememiş tipler.”

Seçkinler, “seçkin” kelimesiyle “seçilmiş” kelimesini karıştırıyor. Egemen sınıfın çocukları oldukları için, seçilmiş zannediyorlar kendilerini. Ve halk başkalarını seçince, rahatsız oluyorlar, galeyana geliyorlar.

Seçkinleri sadece Genelkurmay seçti. Örgütledi, galeyanlarını kendi amaçları için kullandı, seferber etti. “İkinci sınıf diploma sahipleri”ne karşı.

Buyrun, saflar belli. Bir yanda egemen sınıf, Genelkurmay, CHP ve TKP. Bir yanda “kıyıda köşede kalmış adamlar”, “şimdiye kadar ezilmiş tipler”.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT