1. YAZARLAR

  2. Mustafa Şentop

  3. Seçimlere YSK gölgesi mi?
Mustafa Şentop

Mustafa Şentop

Yazarın Tüm Yazıları >

Seçimlere YSK gölgesi mi?

A+A-

Türkiye 1950'den itibaren seçimlerini şaibesiz yapan ülkelerden biridir. 1982 Anayasası'nın kabulü ile ilgili halk oylamasında leh ve aleyhte serbest tartışmalara izin verilmemesi ve içindeki oyun rengini belli eden zarfların kullanılması bir gölge olarak değerlendirilebilirse de, bir askerî darbe dönemi söz konusu olduğu için bu halk oylamasını ayrı tutmak gerekir.

Demokrasinin işlediği dönemlerde yapılan seçimlerin ve seçim sonuçlarının güvenilirliği tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Bu güvenilirliği sağlayan mercilerden biri ve en büyük payın sahibi ise Yüksek Seçim Kurulu'dur. (YSK) Önümüzdeki seçimlerle ilgili olarak YSK'nın birkaç kararı etrafında süren tartışmalar bu bakımdan da özellikle önem taşımaktadır.

YSK'nın oy kullanma sırasında seçmenlerin kimliklerinin tespitinde, her türlü kimlik için TC kimlik numarasının bulunması gerektiğine dair kararı ile sandık kurullarında görev yapan üyelerin başörtülü olmaması gerektiğine dair kararı Türkiye seçim tarihi bakımından olumsuz bir kayıt olarak değerlendirilecek kararlardandır.

TC kimlik numaralı kimlik bulundurulması mecburiyeti YSK tarafından kanuna dayanan bir zorunluluk olarak gösterilmektedir. YSK Başkanı, müteaddit açıklamalarında 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 87. maddesini gerekçe göstererek, oy verme sırasında kullanılacak kimliklerin TC kimlik numarası taşıması gerektiğini ifade etmektedir. Kanun maddesi, 13 Mart 2008 günü değiştirilmiş ve TC kimlik numarasıyla ilgili ibare eklenmiştir. Maddenin önceki hali şu şekildedir: "Sandık seçmen listesinde yazılı seçmenin kimliği, nüfus hüviyet cüzdanı veya kimlik tespiti amacıyla düzenlenmiş resmi belgelerle belirlenir." 13 Mart 2008'de yapılan değişiklikle maddedeki ilgili cümle şu şekli almıştır: "Sandık seçmen listesinde yazılı seçmenin kimliği, nüfus hüviyet cüzdanı veya kimlik tespiti amacıyla düzenlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan resmi belgelerle belirlenir." Yapılan değişiklikle eklenen "ve Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan" ibaresinin cümle içerisindeki yeri ve maddenin son şeklinin bütünü dikkate alındığında, TC kimlik numarası bulunması zorunluluğu "nüfus hüviyet cüzdanı" dışında kalan kimlikler için aranabilecektir; nüfus hüviyet cüzdanlarının TC kimlik numarası taşıması zorunlu değildir. Denebilir ki, yasakoyucunun amacı bütün kimlikler için TC kimlik numarası zorunluluğu getirmektir, YSK kararı da aslında buna dayanmaktadır. Ancak, amaç ne olursa olsun, yapılan değişiklik nüfus hüviyet cüzdanlarında da TC kimlik numarası bulunmasını zorunlu hale getirecek bir sonucu sağlayamamıştır. Bunu sağlayabilmek için, "Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan" ibaresinin nüfus hüviyet cüzdanı ibaresinden önce getirilmesi gerekirdi. Bu işin teknik boyutudur. Açık bir ifade ile tekrar edecek olursak, oy verme sırasında kullanılacak nüfus hüviyet cüzdanlarında TC kimlik numarasının bulunması zorunluluğu kanunun 87. maddesinden kaynaklanmamaktadır; bu zorunluluk YSK'nın yorumuyla ortaya çıkmıştır.

Her türlü resmi iş ve işlemde geçerli olan TC kimlik numarası bulunmayan nüfus hüviyet cüzdanlarının oy verme sırasında neden kullanılamayacağı da açıklanmaya muhtaçtır. TC kimlik numarası taşımayan nüfus hüviyet cüzdanlarının geçersiz olduğuna dair bir kanun düzenlemesi yapılmadıkça oy verme sırasında kullanılmasını kabul etmemek kanaatimizce mümkün değildir. Diğer kimlikler için getirilen zorunluluğa ise kimse itiraz edemez.

Kanundaki değişiklikle böyle bir zorunluluğun doğmuş olduğunu varsaydığımız zaman da başka bir sorun karşımıza çıkmaktadır. Kanundaki değişiklik 2008 yılının Mart ayında yapılmıştır; YSK bu konuyu niye kamuoyunun gündeminde tutarak gerekli bilgilendirmeyi uzun bir süre yapmamıştır? Hatırlanacağı üzere, seçmen listelerinin güncellenmesiyle ilgili olarak kamuoyu uyarılmış ve gerekli alaka zamanında sağlanarak sorunlar giderilmişti. Bir sene önceki bir düzenlemeyi seçimlere bir ay kala gündeme getirmek en azından görevi ihmal sayılmalıdır.

Çok önemli sayıda seçmenin oy kullanamaması sonucunu doğuracak, hukuken haklı bir temeli de olmayan bu YSK kararının düzeltilmemiş olması da üzüntü vericidir.

YSK'nın sandık kurullarındaki üyelerin başörtülü olamayacağına dair kararı da bütünüyle yanlış, hatta kanaatimizce, "yok hükmünde" bir karardır. YSK'nın seçimlerin yürütülmesinden sorumlu olması, vermiş olduğu her kararın geçerli olduğu anlamına gelmemelidir. YSK kararları da, her yargı organı kararı gibi, hukuki olmak zorundadır. YSK ise kararını hukuki bir temelle açıklayamamaktadır. Sandık kurullarında üye olarak görev alan siyasi parti temsilcilerinin dahi başörtülü olamayacağına dair bu kararı, üyelerin kamu görevi yaptıkları anlayışına dayandırmak da imkânsızdır. Zira mevzuatta kılık ve kıyafetle ilgili tek düzenleme memurlar için geçerli kılık ve kıyafet yönetmeliğidir, bu yönetmelik ise sadece memurları kapsamaktadır. Kamu hizmeti görenlerin tümünü kapsayan bir kılık kıyafet düzenlemesi mevzuatımızda bulunmamaktadır. Kamusal alan kavramı ise hukuki bir temelden tamamen mahrum, siyasi bir kavramdır; minareye kılıf uydurmanın kibarca bir ifadesidir.

Hukuki dayanağı olmayan kararlar

Hukuk bakımından "memur" kavramı iki ayrı içeriğe sahiptir. İdare hukuku bakımından "memur" ile ceza hukuku bakımından "memur" her zaman aynı şey değildir; YSK üyesi hakimlerin bunu bilmemesi mümkün olamaz. Bu bakımdan kamu görevi ifa eden herkes memur statüsüne tabi değildir. Sandık kurullarında üye olarak görev yapan kişileri kılık ve kıyafet yönetmeliğine tabi tutmak başka tartışmalara da yol açacaktır. Bilindiği üzere, yönetmelik kadınlar için de erkekler için de çok sıkı kurallar getirmektedir. Etek boyundan bıyık stiline kadar çok ayrıntılı düzenlemelerin hepsi sandık kurullarında üye olarak görev yapanlar için aranacak mıdır, bunu YSK'ya sormak lazım. Aksi halde, sadece başörtüsüne dair kılık ve kıyafet yönetmeliği uygulaması tamamen siyasi ve ideolojik bir tutum olarak kalacaktır.

Türkiye'de yaşayan kadınların yüzde yetmişler civarında başörtüsü kullandığı göz önüne alınacak olursa, bu kararıyla YSK kadınların kahir ekseriyetini siyasete katılmaktan men etmektedir. Siyasi olarak tamamen tartışmalı bir konu olan başörtüsü konusunda YSK belli bir siyasi görüşün tarafında yer almamalıdır. Kaldı ki, bütün partilerin başörtülü sandık kurulu üyeleri olabileceğini de hesaba katmak lazımdır; bu durumda Türkiye'nin bazı yerlerinde sandık kurullarının toplanamaması ihtimalini de düşünmek gerekir.

YSK'nın başörtüsü ile ilgili kararının sadece sandık kurulu üyelerine yönelik olduğunu, siyasi partilerin göndereceği sandık müşahitlerini kapsamadığını da belirtmek gerekir. Sandık kurulunun bulunduğu alanda siyasi parti müşahitleri de yer alabileceğinden, her görülen başörtülünün "yasaklı başörtülü" olmadığını da unutmamak gerekir. Böyle bir tablo içinde, sandık üyesi ile sandık müşahitlerinin karıştırılabileceğini, sandık başlarında çok ciddi tartışmaların yaşanabileceğini belirtmemiz gerekir. Bütün bunların sorumlusu, kendisini ilgilendirmeyen kılık kıyafet konularına karışan YSK olacaktır.

Türkiye'de şaibesiz ve tartışmasız seçimlerin mimarı olan YSK, önümüzdeki seçimlerde kargaşaya yol açan bir kurum olmamalıdır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT