1. YAZARLAR

  2. Nusret Çiçek

  3. Seçimler yaklaştıkça hava sertleşiyor
Nusret Çiçek

Nusret Çiçek

Yazarın Tüm Yazıları >

Seçimler yaklaştıkça hava sertleşiyor

A+A-

Muhalefeti dinlediğinizde zannedersiniz ki sorunlarını anlatacak gençlere iktidar copla, biber gazı ile karşılık veriyor. Aslında alakası yok, ülkesine sadık gençlerle sokak eylemi yapanları yıllardır hep karıştırırız.

Çocuklar dediklerine bakmayın. “Okullardan din dersi kaldırılsın” diyenlerle, “Kürtlere özgürlük” diyerek, sokağı yakmaya kalkışanlar aynı ellerdir.

Olaylar bir merkezden hesaplı kitaplı planlanıyor.

Tahribat oldukça yüklü, bu yükü devletin sırtına yükleyenleri çocuk olarak görmenin miyopluğunu Türkiye birkaç darbede kaybettikleri ile çoktan ödedi.

Artık bir delikte iki üç sefer daha sokulmak istemiyor.

Oral Çalışlar makalesinde; “Dekanımız, geçen yıl yitirdiğimiz İlhan Unat’tı. Bir akşam bizi evine çağırdı. Mahir Çayan, SBF Öğrenci Derneği Başkanı Cengiz Çandar ve Sosyalist Fikir Kulübü Başkanı olan ben Unat’ın Bahçelievler’deki evine gittik. Dekan, sakin davranmamız ve barışçı yöntemler kullanmamız konusunda bizi uyardı. Dönemin İçişleri Bakanı Faruk Sükan bu buluşmamızı izletmişti. Mecliste gündeme getirdi. ‘SBF Dekanı, gece evinde işgalcilerle görüştü, bunları hocaları kışkırttı’ dedi.”

Yutar mıyız?

Akşam dekanın evine kadar gidip ziyaret edeceksin, ertesi sabah eğitimin aksamasına yol açan eylem yapacaksın. Merhum Sükan yanlış mı söyledi?

Çalışlar’la aynı kuşaktanız, yani 1968 kuşağından...

Bizim öyle konuşacak, taktik alacak, başımızı okşayacak dekanımız mekanımız asla olmadı. Eve çağrılmak bir tarafa, kapılarından destursuz geçemezdik...

Her birimiz, halkın vergileri ile yapılan okullarda zenci muamelesine tabi tutuluyordu. Anayasa Profesörü Bülent Nuri Esen’in sormuş olduğu tuzak sorulara istenilen cevabı vermeyenler laiklik eleğine takılırdı. Doğrusu, bizim gibiler 68’in “elek kaçkınları” sayılır.

Çok eleklendik ama yine de kaçabilen kaçtı...

Resmi ideolojinin bize karşı takındığı tavırla Kemalistlere takındığı tavır elbette ki farklıydı. Fakültenin salonu onlara kızlı erkekli eğlence mekanı, bize namaz kılmak için kaçamak yaptığımız kalorifer kazan dairesi bile yasaktı.

Kalorifer kazan dairesi!

Fare ile kedi pislikleri ve de karbonmonoksit gazı... Rahat bıraksalar buna da razıydık ama maalesef namaz yüzünden takibe alınmıştık. Üzerine namaz kıldığımız kartonların bir dahaki vakite geldiğimizde kazanda kül olduklarını görürdük...

Ama ne oldu?

Kartonlar yakıldı, biz de piştik elhamdülillah.

Resmi ideolojinin “zencisi” olduk ama “tetikçisi” hiçbir zaman olmadık...

Yıllar geçti, şimdi sıra Ergenekon havalarında... Devletin iddianameleri bas bas bağırıyor. Diyor ki, dekanlara verilen jandarma talimatında öğrenciler hocaları ile “Ordu göreve” sloganları eşliğinde sokağa dökülecekmiş.

Ve de iktidarı yıkmak için döküldüler...

Tanzimat sonrasına bakın, devleti yöneten güçlerin geliş kaydı hep sokaktır. İttihatçılar da sokaktan gelme olduklarından ülkeyi yıllardır sokak kafası ile yönettiler.

Alın işte...

Çamur Yaşamı Destekleme derneği...

İddianameler bu örgütün kirli çamaşırlarından bahsediyor. Derneğin tanrıçası anaların yurtlara teslim ettiği kız çocuklarını genç teğmenleri Ergenekon ağına düşürmek için yem olarak kullanıyormuş... Ve de PKK teröristlerine burs...

Şimdi geldik Kılıçdaroğlu serüvenlerine...

Sokak bel vermeyince “yolsuzluk suçlamaları” belki para eder.

Kayseri Belediyesi’ndeki yolsuzlukların babası sabıkalı birisi. Yapmış etmiş, sonra da birilerinden intikam almak için düzmecelere başvurmuş. Aslı astarı çıkmamış...

Başbakan kürsüden bağırıyor:

“Kılıçdaroğlu, diğerleri gibi bunlar da çakma...”

Çünkü muhbirin şikayetlerini valilik araştırmış, müfettişler araştırmış, akabinde savcılık “takipsizlik kararı” vermiş. Gel gör ki Kılıçdaroğlu “Savcı üzerini örttü” diyor.

İnanmıyor... Hükümete inanmıyor, valiye inanmıyor, savcılığa inanmıyor.

Türkçesi devlete inanmıyor...

Kılıçdaroğlu kime inanır?..

Yoksa Allah’a da mı inanmıyor?..

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT