Seçimin dört atlısı

16.06.2011 15:40

Mazhar Bağlı

Türkiye, bu seçimi diğer son iki seçimden farklı olarak daha heyecansız bir şekilde karşıladı. Her parti bir hedef arzuladı ama hedefine ulaşan tek parti AK Parti oldu. Diğerlerinin tamamı mağlup olmuşlardır. Galip olduğunu düşünen varsa da içinde bir ukde kalmıştır. Ancak bu seçim öncesinden gelişen olaylar ve propaganda içeriği ile Türk siyasi hayatında nevi şahsına münhasırdır.

Belki de her politik yorumcu ve aktör seçimi siyasi arenadaki yerine göre yorumlayacak ve mümkün olduğu kadar sonuçların bir mağlubiyet içermediğini anlatmaya çalışacaktır. Seçimi Meclis'e giren dört parti açısından değerlendirmek gerekirse;

CHP'den başlayalım. Sonuçların açıklanmasından birkaç saat sonra CHP lideri dört nedenden dolayı seçimin kendileri açısından olumlu geçtiğini ifade etmiş ve bir sonraki döneme kadar tabanından müsaade istemiştir. Hâlbuki AK Parti karşıtları, CHP'yi sadece AK Parti iktidarına ve politikalarına karşı bir "mevzi" olarak dizayn etmişlerdi. Bu durum onun siyasi bir parti olma özelliklerini zedelemiş ve yoğun olarak oy aldığı kesimlerin sosyolojik yapısının türdeşleşmesine neden olmuştur. Bir CHP seçmeninin AK Parti'nin aldığı yüzde 50 oy oranına hayret etmesinden de anlaşılmaktadır ki kendisi gibi düşünenlerin dışında kimseye açılabilmiş değildir. Seçim sonuçlarının artık bir klasik haline gelen oy dağılımı haritasında Batı kıyılarında daracık bir yer bulan, bölgesel anlamda oyunu tüm Türkiye'ye yayamamış olan, 34 ilde milletvekili çıkaramayan CHP başarısızdır.

CHP: POLİTİK MUHAFAZAKÂR

Bütün bunlara rağmen kendisini başarılı buluyorsa eğer demek ki kapısının önündeki tozu halının altına gizleyerek her zamanki öldürücü yanılgısını tekrar etmiştir. Cumhuriyeti ve halkı aynı isimde kullanarak siyasi bir oluşumu temsil eden CHP ne kendini yeniden var eden cumhuriyetten ne de bu cumhuriyeti oluşturan halktan zerre kadar nasiplenemediğini ironik bir şekilde gözler önünü sermiştir. Muhalif olmanın dayanılmaz hoyratlığıyla ve bu hoyratlığın kitlelerin belleğinde oluşturabileceği avantajla seçim maratonuna giren CHP, merkez sağdan beklediği himmeti de sandıkta görememiştir. Bunun en önemli sebebi CHP'nin politik anlamda muhafazakârlıktan bir türlü kurtulamamış olmasıyla beraber sosyal demokrat söylemlerle politik muhafazakârlık arasında yaptığı patinajdır. Türk siyasi tarihinde yeniliğe kapısını sonuna kadar açan merkez sağ seçmen, her ne kadar özgürlükçü bir dil benimsemiş olsa da CHP'nin bir türlü kurtulamadığı statüko şövalyeliğinin tehditkar cümlelerini satır aralarında okumuş ve bu noktada tercihini yeni bir kimlik arayan ve bu kimliği ararken eskiden asla taviz vermeyen CHP'den yana kullanmamıştır. CHP sadece iki kesimden oy alabilmiştir.

Bunlar sosyo ekonomik yapısı kısmen güçlü ve belirli bir yaşam tarzını benimseyip bu yaşam tarzının dışarıdan her hangi bir müdahaleyle bozulmasını istemeyenler ile Alevilerdir. Kısaca CHP sosyolojik değişimi okuyamamakta, çağın ruhuna uygun politikalar üretememektedir. Unutmamak gerekir ki köyden kente geçişin ikinci ve üçüncü nesilleri daha kalın bir burjuvazi tabakası oluşturdular. CHP bu ikinci ve üçüncü nesili, içinde farklı eğilimler barındıran bu yeni sınıfsal yapının hayata bakış kodlarını bir türlü çözememektedir. Bununla beraber ideolojik anlamda en büyük avantajı olan sol söylemle de kökleri geçmişe dayanan elitist tavrı yüzünden barışamamıştır. Aslında bu seçimde CHP, rejim elden gidiyor kaygısını dile getirmediği halde yine de bu endişeyi taşıyanların partisi olmaya devam etmiştir. Değişen dünyanın ve toplumun değer kodlarını doğru bir biçimde okuyamadığı sürece de CHP kaybetmeye devam edecektir.

TERÖR VARSA MHP VAR

"Rejim elden gidiyor" bilinçaltının oluşturduğu seçmen kitlesi nasıl CHP de kendini gösteriyorsa "vatan elden gidiyor" paranoyası da MHP'ye aynı şekilde bir seçmen profili çıkarmaktadır. Seçim öncesi ortaya çıkan kasetlerin yaşattığı mağduriyetin her zamanki gibi Türk seçmeninde romantik bir içgüdüyle desteğe dönüşeceğini tahmin etmek güç değildir. Terör probleminin var olduğu bir ülkede terörün kaynağını ırksal bir ayrımcılıktan alması durumu milliyetçi söylem geliştiren bir parti için her zaman bir avantaj oluşacağı en basit sosyolojik bir gerçektir. Buna rağmen MHP'nin aldığı oy oranı ve parlamentodaki temsil edilme oranına bakıldığında bu psikolojik avantajın MHP'ye oy olarak geri döndüğü söylenemez. Bunun nedenlerini özellikle AK Parti "karşıtlığında" aramak gerekir. 12 Eylül halk oylamasında aldığı tavır tam anlamıyla bir kopmaya neden olmuş ve bu durumun izahı ise CHP'ye düşmüştü. Evet oyları AK Parti hanesine yazılırken hayır oyları bu nedenden dolayı da CHP'nin hanesine yazıldı ve MHP referandumun mağlubu ilan edildi. Siyasi ve ideolojik kökleriyle ortak bir paydada bulunması mümkün olmayan Halk partisi ile birlikte AK Parti politikalarını kayıtsız ve şartsız eleştirmesi halkın ona olan güvenini bitirmiştir.

Kimi zaman bu eleştirilerini tehdit boyutuna getiren MHP, 28 Şubat sürecinden sonra sol söylemle geliştirdiği arkadaşlığı Anadolu halkının ve özellikle yukarıda bahsedilen yeni burjuvazinin kabul etmediği bir muhabbete dönüştürüp seçmenine dayatmıştır. Özellikle Kürt sorunu hakkında geliştirdiği tavizsiz söylem ve empatiden uzak politikalar ancak yüzde 13 oranında karşılığını bulmuş, kalesi sayılabilecek birçok ilde dahi milletvekili çıkaramayarak aslında komplonun, kasetin adı her neyse orada oynanan oyunun yapamadığını bir nevi kendi dilleri, siyasi ve politik duruşları yapmıştır.

Bu bapta vurgulamak istediğim son şeyse Türkiye'deki kimi siyasi aktörlerin ve bunların rollerini yorumlayan kalemşörlerin BDP'ye getirdikleri eleştiriyi neden MHP'ye getirmedikleridir. BDP gerçekten aldığı oy profiliyle Türkiye partisi olmaktan çok uzakta bir görüntü sergilemekte ve bunun siyasi hezeyanını her fırsatta topluma göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında aynı soru MHP'ye de yöneltilmelidir. Gerçekten hak mizanı bu iki soruyu tartmalı ve cevabını tarihe şerh etmelidir.

BAĞIMLI BAĞIMSIZLAR VE BDP

Kamuoyunda bağımsızlar olarak nitelendirilen ve BDP ile Meclis'te grup oluşturacak "bağımlıların" kazandıkları vekil sayısı üzerinden seçimin galibi olarak lanse edilmesi çok doğru bir okuma değildir. Her şeyden önce bu kesimin Doğu ve Güneydoğu oyları alınmadan kimse tek başına iktidar olamaz söylemi bitmiştir. Sorunun çözümündeki çabaları her türlü takdirin üzerindedir ama çözümsüzlük istedikleri zaman onların görmezden gelinmesi artık çok daha kolaydır. Meclis'te kilit bir konumda değildirler. Nitekim AK Parti'nin elde ettiği başarı onların daha dazla milletvekili çıkarmalarına olan ilgiyi dahi bitirdi. O halde ya gerçekten siyasi birer aktör olup kendilerini temsil edenlerin sorunları ile ilgilenirler ya da iplerini ellerinde bulunduran kuklacıların. Aldıkları oy oranına bakıldığında oylarını ciddi bir şekilde artıramadığı görülen BDP'nın aslında en büyük başarısı aday gösterdikleri illerde oy dağılımını çok iyi organize etmeleridir.

Farklı görüşlerden aktörlerin içinde olduğu bir bloktan söz edilmesine rağmen yeni aktörlerin kraldan daha kralcı bir dil sahibi olmaları el an bir avantaj gibi görünebilir ama sonuç hem onlar için hem de toplum için tam anlamıyla bir drama dönüşecektir. Özellikle değişen siyasi koşullara uygun bir siyaset dilini geliştirememesi en büyük açmazlarından birisidir. Var olan sorunun terörle olan sosyolojik bağının mutlaka bir siyasi işleve dönüşmesini istemek doğrudan bir toplum mühendisliğidir. Türkiye'deki aşırı sol fraksiyonlarla doğu ve güneydoğuda temsil ettiği halkın arasındaki ideolojik uçuruma aldırmadan yürüttüğü politika Kürt halkının bir kısmı tarafından kabul edilmemiş ve bölgenin genelinde AK Parti hâlâ birinci partidir. Bu kadar baskı ve tehdide, bloklaşmaya ve kindarlığa rağmen temsil ettiğini iddia ettiği halkın yarısından fazlasına etki edememiştir.

SEÇİMİN MUTLAK GALİBİ AK PARTİ

AK Parti açısından bu seçim kayıtsız şartsız bir zaferdir. Nereden okunursa okunsun üçüncü seçimine iki dönemdir iktidar olma dezavantajıyla giren AK Parti bu dezavantajın yaratacağı psikolojik havadan zerre kadar etkilenmemiştir. Türkiye'nin her kesiminden oy alan AK Parti yedi coğrafi bölgenin hepsinde birinci parti olmuştur. Siyasi ve sosyolojik olarak genişleyen seçmen hattı AK Parti tarafından iyi okunmuş ve genişleyen bu seçim hattında değişik profildeki seçmene verdiği mesajlar karşılık bulmuştur. Türkiye'nin zeminini sağlamlaştıran orta sınıfın ortak duygularına hitap eden bir dil geliştirmiş ve başarılı da olmuştur. Bu başarının arka planında her hangi bir mağduriyet dilinin bulunmaması da çok önemlidir. Artık siyasi alanda kendisine ait bir kimlik ve aidiyet oluşturduğunu gösterir. Elbette ki iktidarı süresince yaptığı hizmetler, ekonomideki büyüme, dış politikadaki başarılar ve istikrar AK Parti'nin zaferindeki diğer parametrelerdir.

Ama bu zaferin en önemli sebebi güçlü liderinin halkın karşısındaki imajı, kadrolarının bürokratik ekabirlikten uzak mütevazı fakat iş bilir tutumları ve bunların toplamından bu ülkede yaşayan her kesimin duygularına hitap eden politik bir argüman geliştirmiş olmasıdır. AK Parti'yi Türkiye genelinin yegane partisi yapan bu durum onu bu seçimlerin de mutlak galibi yapmıştır.

* Doç. Dr.; Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim