Seçime provokasyon

20.04.2011 10:10

Gülay Göktürk

İşte bu çok kötü oldu.

Çok ama çok kötü...

12 bağımsız adayın veto yemesi Kürt sorununun barışçı çözümü için de; yapılacak yeni anayasa için de ölümcül bir darbe.

Sabahat Tuncel doğru söylüyor: "Bizi dağa mı yolluyorsunuz" demiş. Öyle ya, önlerindeki bütün yolları kapattık. Barajla partilerinin parlamentoya girmesini engelledik, hadi bağımsız adaylarla girelim dediler, şimdi de bağımsız adaylarının yolunu kestik... Ondan sonra da terörü bitirmekten, dağdakileri indirmekten söz ediyoruz. Bu gidişle dağdakilerin inmesi bir yana, milletvekili adayları da isyan edip dağa çıkacak.

YSK'nın kararının hukuki eleştirisini yapacak değilim. Kara kaplı defteri motamot okuyunca böyle sonuçlar çıkıyor demek ki... Ve bizler de bir kez daha hukukun siyasete karşı tuzak kurması gibi bir durumla karşı karşıya kalıyoruz.

Oysa bu böyle olmamalı... Hukukla siyasetin, hukukla demokrasinin, hukukla bir ülkenin çıkarlarının karşı karşıya geldiği her noktada bir durup düşünülmeli: Hukuku toplumlar yapar; siyasi temsilcileri aracılığıyla yapar. Toplum olarak huzur içinde bir arada yaşayabilmek için; adalete dayanan bir toplum kurmak için yapar. Ama o hukuk dönüp gelip o toplumun huzurunu ve barışını provoke eder hale geliyorsa, toplumun adalet duygularını rencide edici kurallar dayatıyorsa, burada bir terslik var demektir.

BDP'nin ve muhalefetin YSK kararı için yine AK Parti'yi suçlamaları; bu kararı "AK Parti'nin tuzağı" olarak değerlendirmeleri hiçbir inandırıcılık taşımayan saçma bir iftira...

Ama barajın kaldırılmaması öyle mi?

Yıllardır her ağzımızı açtığımızda "sorunu siyaset yoluyla çözmek"ten bahsediyoruz. Ama siyaset, sorunun mağdurlarının siyaset zeminine, yani parlamentoya dahil olabilmesi için kılını kıpırdatmadı şimdiye kadar. Yıllarca dilimizde tüy bitti, indirin şu barajı diye adeta yalvardık; dinletemedik.

Neymiş?

Yönetimde istikrarmış. Yönetilebilir Türkiye imiş... Hadi bakalım, siz şimdi görün istikrarı... Siz şimdi görün yönetilebilir Türkiye'yi...

Eğer bu soruna bir çözüm bulunamazsa BDP'nin seçime katılmama kararı alması büyük ihtimal. Ve doğrusu, bu kararını kendi kitlesine ve demokrat kamuoyuna anlatmakta hiç de zorlanmaz.

İşte, siyasi istikrarı sadece rahat hükümet kurmak olarak anlayanlar o zaman görürler istikrar için temsil mi daha önemliymiş, sağlam hükümet kurmak mı!..

Kürtler'in temsilcilerini dışta bırakan bir seçimin, Türkiye'nin en büyük, en can yakıcı sorununu çözmek bir yana provoke eden bir seçimin, Türkiye'ye istikrar getirmesi mümkün mü? 20 milyonluk bir kitleyi temsil etmeyen bir parlamentoyla "yöneten demokrasi" yaratmak mümkün mü?

Durum gerçekten çok ciddi. YSK bu kararıyla seçimlerden sonra oluşacak parlamentonun meşruiyetini tehlikeye sokmuştur.

Bir de bu Meclis Türkiye'nin yeni toplumsal sözleşmesini yapacaktı güya... Yeni Anayasa'nın en temel konularından birinin, Kürt ve Türkler'in birlikte yaşama iradesini her iki tarafın da kabul edeceği biçimde yeniden formüle edilmesi olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ama şimdi, konunun taraflarından biri parlamento yokken, nasıl olacak da yeni bir sözleşme yapacağız? Böyle bir temsiliyet defosuyla bu Meclis'in yeni anayasa yapma imkânını da ortadan kaldırdığımızın farkında mıyız?

X x x

Şimdi yapılabilecek tek şey, siyasetin acilen harekete geçip bu sorunu çözmek üzere elindeki bütün araçları devreye sokması... Ne yazık ki artık bu noktada "çözmek" dediğimiz şey, hukukun etrafından dolanmak için yaratıcı formüller geliştirmekten başka bir şey olmuyor.

Siyaset, sorunun gerçek ve adil çözümünü sağlamakta yetersiz kaldı ama "yaratıcı formüller" konusunda zengin bir deneyime ve üstün yeteneğe sahip olduklarını biliyoruz.

İşte şimdi, hep birlikte el ele verip bu yetenekleri ortaya koymanın zamanıdır.

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim