1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Seçilen gelir demek, peki yitirilen hayatlar
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Seçilen gelir demek, peki yitirilen hayatlar

A+A-

Neymiş, millet oyuyla tutuklu darbe sanıklarına vize vermiş?

Peki, kimlermiş, bedavadan, oh ne âlâ vizeyi kapan bu isimler?

Darbeye zemin hazırlamak için başta genç subaylar olmak üzere, orduyu kışkırtmaya çalıştığına dair ifade niteliğindeki günlükleri şuracıkta duran; metinlerden, bu tavrı üzerine askerin bile “Sakin ol Mustafa” dediğini okuduğumuz bir gazeteci.

Diğeri, tek masumiyet karinesi olarak, değerli bir generalimizin tabiriyle, “neşter tutan sincap gibi elleri” gösterilen, adını biz solcuların ta Dr. Necdet Bulut’un şaibeli ölümünden beri pek de hayırla anmadığımız Dr. No’yu aratmayacak bir profesör.

“Çakı gibi asker Engin Alan”ı ve icraatlarını da bilmeyen yok zaten.

Tümü, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı demokratikleşme davalarında, hükümeti ve parlamentoyu ortadan kaldırmak için örgütlü faaliyetler yürütmek; kargaşa çıkartmak için camileri, çocuklarımızın gittiği bir müzeyi, gayrı Müslimlerin yoğun olduğu vapur iskelelerini bombalama planları yapmak gibi son derece ağır ithamlarla yargılanan isimler.

Hadi, memlekette bu kişilerin zihniyetini, ideolojisini canı gönülden onaylayan, faşist, militarist ve ulusalcı bir kesim ve onların da partileri var. Peki ya demokratlara ne oluyor Allah aşkına?

Generallerin gözaltında sossuz makarna yedirilmek suretiyle maruz bırakıldığı büyük “işkencelere” rağmen, Ergenekon ve Balyoz davaları süresince sivil vesayet zırvalıklarına prim vermeden dik durmuş kalemlerin bu tartışmalarda “seçilen gelir” cephesinde konumlanmalarını nasıl izah edeceğiz?

Daha doğrusu kendileri nasıl ediyorlar?

Son zamanlarda sıkça dillendirilen bu klişe hangi teamülden kaynaklanıyor? Kırk elli yıllık, ağır aksak, nevi şahınsa münhasır demokrasi tecrübemizden mi?

Dünyanın hangi demokrasisinde aydınlar, hürriyetçiler, parlamentoyu, hükümeti ortadan kaldırmaya, halkını öldürmeye, esir almaya teşebbüs ettiklerine dair haklarında ciddi ithamlar olan isimler üzerinden yürütülmeye çalışılan, askerî vesayeti meşrulaştırma projelerine siyaseten doğruculuk adına sessiz kalır ve onay verir.

Mesela, bugüne değin kişiliğine ve insan hakları mücadelesine verdiği katkıları hep takdir ettiğim Sezgin Tanrıkulu bunu nasıl içine sindirir?

Ah ah. Tanrıkulu’nun, Kılıçdaroğlu’nun yemin etmeme gerekçelerine dair okuduğu o facia metnin mimarlarından olduğu yönündeki duyumları bir kenara bırakıyorum. 

Bu senenin başındaydı. Kendisini “yeni CHP”ye katılmaya ikna eden ortak bir tanıdığımız, başkalarının da olduğu (şahittirler) bir yemek masasında Tanrıkulu’nun  Ergenekon sanıklarının CHP’den aday gösterilmesi halinde partiden istifa edeceğini söylediğini aktarmıştı bizlere.

Hatta bu ortak tanıdığımız, “Ergenekoncuların aday olması durumunda istifanla vereceğin demokrasi mesajı, partiye üyeliğinden daha çok ses getirir ve ülkeye faydalı olur” diye Tanrıkulu’na telkinde bulunduğunu, onun da onayladığını söylemişti.

Ama Sevgili Tanrıkulu Ergenekon sanıklarının partinin listelerinden seçime girmesine ses çıkartmadığı yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük tahliye edilmemelerini protesto için salı günü Meclis’te yemin de etmedi.

Hakikatlerle, komisyon önerisi vermekle değil, vicdanının hakikatine sadık kalarak hesaplaşılır.


Kürkçü “şeytanlaştırılanları” Kürtlere sorsun

Peki ya, dün de militarizme, darbelere, milliyetçiliğe, savaşa karşı olduğumuz ve bugün de bu tavrımızı sürdürdüğümüz halde, sırf mütedeyyin olduğunu gizlemeyen siyasal iktidarın bazı demokratikleşme adımlarını destekliyoruz diye bizlere “dönek” diyen devrimci arkadaşlar?..

Yüzyılın demokratikleşme davalarının meşruiyetine yapılan bu saldırıda manivela işlevi gördüklerini fark edemiyorlar mı?

BDP’nin tavrını ayrıştırmaya çalışıyorsunuz, görüyoruz. Ama tartışmalarda “KCK’lılar da seçilmiş, Ergenekoncular da, Balyozcular da, ne fark var?” diye sıkıştırıldığınızda da, Ertuğrul Kürkçü’nün bir TV programında düştüğü tuzaktan kaçışınız olmuyor değil mi?

“Seçilen gelirrrrr” dedikten sonra ne diyor Kürkçü Habertürk’te, hatırlayalım: “Ergenekon sanıkları da toplumun bir kesiminin gözünde şeytanlaştırılmış isimler...”

Şeytanlaştırılmış isimler ha, bravo! Yani bu bir psikolojik savaş. Onca delil, hikâye...

Peki, sizin dediğiniz gibi olsun. O şeytana bile pabucunu ters giydirecek darbe planları ve provokasyon iddialarından ötürü değil de bizlerin “şeytanlaştırdığı” Cemal Temizöz, Veli Küçük de “bir seçilen” olsaydı, yine de “gelsin miydi” Sayın Kürkçü?

Hatip Dicle’nin sözkonusu tartışmada bambaşka bir yerde durduğunu, mağdur edildiğini bu köşede de televizyon programlarında defalarca söyledim. Bir defa Dicle’yi bu tartışmadan azade tutalım.

BDP yöneticileri bu konudaki mücadelelerinin, başta Kürtler olmak üzere tüm Türkiye halkı için hayat memat meselesi olan bir davanın etkisizleştirilmesi faaliyetlerine yedeklenmek istendiğini artık fark etmeliler. Farkındaysalar da “yemeyeceğimizi” bilmeliler.

Bu arada Sayın Kürkçü’ye tavsiyemdir... Ergenekon’u bir de, onun şeytanın ta kendisi olduğunu canlarıyla deneyimleyen seçmenlerine, Kürtlere sorsun.

Yine de ikna olmazsa, söz “şeytana uydum” diyeceğim.

TARAF 

YAZIYA YORUM KAT