1. YAZARLAR

  2. Bejan Matur

  3. Sayılarda boğulanlar
Bejan Matur

Bejan Matur

Yazarın Tüm Yazıları >

Sayılarda boğulanlar

A+A-

'Acı çekmeyen bir insanı eğitemezsiniz' diyor Goethe. Acının örsünde dövülmüş bir yüreğin hangi kelimeleri biriktireceğini; dünyaya, insanlığa ne öğreteceğini bilemezsiniz. Acıdan öğreniriz. Acıda kavrulup insan oluruz.

Son Abant Platformu toplantısında söz alan Hayko Bağdat'ı dinlerken ve ona atıfla konuşmaya çalışırken, suskunluk beni ele geçirdi. Kelimelerin yürekteki kaynağı bilinemez. Kim bilir hangi harf hangi birikmiş anıdan geliyor? Kim bilir hangi düşünce, bir boşluğa yakalanıp, nefes olup, sese dönüşemiyor.

Konu Ermeniler. Soykırım tasarıları, özür kampanyaları, tarihte olup biten, bitmeyen her şey... Hayko Bağdat biriktirdiklerinden hayatımıza hakikatli sözler sarf etti.

Kalbini açıp kelimelerini gösterdi. Kelimelerin üzerine biriken siyaseti silerek. Tıpkı Hrant gibi hesapsızdı. 'Ey cemaati Müslimin, bırakın soykırım tasarılarını, özürleri. Gidenler için bir Fatiha okuyun yeter.' dedi. Daha ne söyleyecekti ki?

Birbirimize varmamız için kaç kelimemiz var? Dua etmek dışında, hangi kelimelerle anlayabiliriz birbirimizi?

Kaybın kabulü, Yaradan'a bir şükrandır nihayetinde. Yaradan, sahip olduklarımızı elimizden almakla bize bir işaret sunar. 'Bakın' der. Ne kadar eksiksiniz. İdrak edin! 1000 yıldır birlikte yaşadıklarımızı kaybetmekle eksiliriz çünkü. Hayatımız çoraklaşır. Ve ancak o çoraklığı fark etmek bize 'biz' olmayı öğretir. Unutmak ve yok saymak değil.

Hayko Bağdat'ın sözleri o kadar buralıydı ki. Konuşalım diyen. Bizim kelimelerimiz bize yeter diyen. Kelimelerin ruhunu açan. Sayılar değil, insandır önemli olan diyen.

Herkes sayılarda boğuluyor. Batı'daki parlamentolar Ermeni soykırımı konusunda canhıraş bir faaliyet içindeyken, onlara karşı çıkmak üzere yola çıkan lobiciler koltuklarının altında dosyalarla, sayıları hesaplıyorlar. Kaç yüz bindi? Bir milyon, daha az, daha fazla?

Halbuki insan sayıya gelmez. Halbuki bir kişinin kaybı bile bir kâinat eder.

Iskalanmış Barış adlı bir kitap yayımlandı İletişim Yayınları'ndan. İsviçreli bir akademisyen olan Hans-Lukas Kieser tarafında hazırlanan kitap, Anadolu'daki 19. yy misyoner faaliyetlerine odaklanıyor. Malzeme açısından son derece yüklü olan çalışma, yaklaşımı ve bakış açısı düşünülünce sorunlu da olabilecek bir tez ileri sürüyor.

Kitabın yazarı Lukas'a göre; 19. yy Anadolu'sunda misyonerlik faaliyetinde bulunan Batılılar başarılı olsalardı, muhtemel barış ıskalanmış olmazdı. Tezinde, barışın ıskalanmış olması misyoner faaliyetlerdeki başarısızlıkla ilgilidir diyor.

Bana hep şöyle geliyor; Batılılar Ermeni kıyımı ve tehcirine giden süreçte, Anadolu'nun toplumsal dokusuyla oynadıkları konusunda günah çıkarmadıkları sürece, Ermeni meselesi hep eksik tartışılacak. Ne Türkiye'de yaşayan bizler, ne diaspora, ne de Ermenistan'dakiler anlamlı bir konuşma yapamıyorsak bu, daha derinlerde bozulan bir dengenin yarattığı ağır suskunlukla ilgilidir.

Sayılara en son Başbakan Erdoğan sığındı; sözüm ona stratejik hesaplarla Türkiye'de yaşayan Ermenileri göndermek ihtimalinden söz etti. AKP'yi iktidar yapan bu mantığın tam karşıtı olan hak anlayışı değil miydi? Başbakan'a bunu hatırlatmakta fayda var.

Türkiye yaşadığı toplumsal değişim nedeniyle ideolojik tarih okuyuculuğunu giderek terk ediyor. Tarihi değerlendirirken, yaşayanı ihmal etmemeyi öğreniyor.

Devamlı sayılara sığınmamız, matematiğin güvenli netliğinde çare aramamız gerçeğin gücünü elinden alamadığına göre.

Ve asıl önemlisi duyguların alanı sayılara gelmediğine göre, siyaset hayattan öğrenecek... Hayat siyasetten değil.

YAZIYA YORUM KAT