“Savrulan Dünya ve Aile” Sempozyumu

02.04.2011 23:14
“Savrulan Dünya ve Aile” Sempozyumu
SEKAM tarafından düzenlenen "Savrulan Dünyada Aile" konulu sempozyumdan ürküten sonuçlar çıktı. Konuşmacıların tespitlerine göre aile yapısı bozulmanın eşiğine geldi ve acil önlemler alınmazsa çok yakında toplumsal facialar kaçınılmaz olacak.

SEKAM ( Sosyal Ekonomik Araştırmalar Merkezi) tarafından düzenlenen iki günlük "Savrulan Dünya ve Aile" sempozyumunun birinci günkü programı Fatih Akdeniz caddesinde bulunan Otel Berr' de yapıldı.

Kur'an-ı Kerim okunarak başlanan program Prof. Dr. Burhanettin Can'ın kısa bir konuşmasıyla açıldı. Çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin de selamlama konuşmalarının ardından günün ilk oturumuna başlandı.

Saat 14.00 – 16.00 arasında yapılan "Problemler ve Tespitler" başlıklı ilk oturumun başkanlığını Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez yaptı.

İlk sunumu "SEKAM Araştırması Bağlamında Türkiye'de Aile yapısı ve Problemleri" başlığı ile Prof. Dr. Celalettin Vatandaş yaptı. Vatandaş konuşmasına öncelikli olarak "Niçin aile?" sorusuyla başladı. Her bireyin doğduğunda fizyolojik olarak insan olduğunu ancak insan olma özelliklerini ise yaşamı boyunca elde ettiğini vurguladı ve bu özellikleri elde etmenin en temel kurumunun da aile olduğunu belirtti. Vatandaş, ailenin insan olmamızı sağlayan en temel kurum olduğunu, muadilinin, alternatifinin olmadığının altını çizdi.

Aile konusunda dikkat çeken önemli problemlerin üzerinde duran konuşmacı özellikle son 40 yıl içerisinde Türkiye'de nüfusun kendisini yenileme noktasında problemli olduğunu belirtti. Ve Türkiye toplumunun yaşlanma sürecine girdiğini istatiksel verilerle açıkladı. Buna paralel olarak da iki çocuğun ideal olduğu anlayışının yaygınlaştığının altını çizdi.

Popüler kültürün ailenin değerlerini ciddi anlamda zedelediğini belirten konuşmacı, ayrıca toplumlarda önemli bir yer tutan sosyal kontrol mekanizmalarının da işlevini yeniden kazanması gerektiğini belirtti. Ancak günümüzde 'mahalle baskısı' kavramıyla bu sosyal kontrol mekanizmasının olumsuz bir hale getirilmeye çalışıldığının belirtti.

Vatandaş, yaşadığımız toplumda artan duyarsızlıklar nedeniyle aile kurumuna bakışı etkileyen olumsuz faktörleri şöyle sıraladı:

-  Nikahsız evlilik

-  Evlilik öncesi cinsel beraberlik

-  Evlilik dışı çocuk edinme

-  Sanal ortamda tanışıp evlenme

-  Eşlerin birbirleriyle konuşamaması

-  Aile içinde özellikle fiziksel şiddet

Yaşadığımız toplumda boşanmanın giderek arttığını vurgulayan konuşmacı boşanma sebeplerini ise şöyle sıraladı.

-  Sosyo-ekonomik şartların değişmesi

- Sadakatsizlik

-  Alkol ve benzerlerinin kullanımı

-  Eşler arasında uyumsuzluk

-  Kötü muamele

Ayrıca anneliğin önemi üzerinde duran konuşmacı annenin çocukla olan iletişimimin çok daha fazla önemli olduğunu belirterek buna bağlı olarak kadının eğitiminin üzerinde daha fazla yoğunlaşılması gerektiğini vurgulayarak sözlerini bitirdi.

İkinci konuşmacı olarak yazar Ali Bulaç söz aldı. "Modern Dünyada Aile" konusunu başlığını aktaran yazar konuya üç açıdan bakılabileceğini belirtti.

1- Modern algı (özellikle kadın üzerinde)

-   Batılı oryantalistlerin kadın söylemi

-  Modernist fakihlerin söylemi

-   Doğrudan feminist söylem

-  Popüler söylem

2- Sosyal ilişkiler içinde kadın

3- Varoluşsal açıdan aile ve kadın

Bulaç, konuşmasını özellikle son madde üzerinden yürüttü. Canlıların doğası gereği birbirine bağlı olduğunu ve bu nedenle de çift yaratıldıklarını belirterek türün devamı içinde dişinin ve eril olanın çiftleşmesinin şart olduğunu söyledi. Bunun da eril ve dişili birbirine bağlı kıldığını ancak modern dünyanın çiftleri birbirine yabancılaştırdığını belirtti.

Diğer önemli bir noktanın ise yavrunun anne ve babanın kanatları altında olması gerektiğini yine modern dünyanın çocuğu anne veya babadan eksik bıraktığını yada tamamen yoksun bıraktığını belirtti. Bulaç ailenin annenin kucağı babanın kanatlarından müteşekkil olduğunu vurguladı.

Toplumsallığın bir gereği olarak insanların bir arada yaşamalarının zorunlu olduğunu ama batı aydınlanmasının buna karşı tamamen bireyi öne çıkardığını söyleyen konuşmacı geniş aileye model çekirdek ailenin de kendi içinde bölünerek tekil hale gelmeyi amaçlayarak bireyselliği teşvik ettiğini söyledi. Modern hayatta İnsanların yalnızlaştığını belirten konuşmacı sözlerini " Kreş eken huzur evi biçer" şeklinde özetledi.

Peki aile nasıl devam eder? Sorusuna cevaben öncelikle ailenin bir karargah haline getirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Çünkü ailenin insanı koruduğu, sosyalleştirdiği ve değer verdiği bir kurum olarak görmek gerektiğini belirtti. Modern ailenin ise özellikle çocukları doğal olmaktan çıkartıp narsistleştirdiğini, adeta bir yarışa sokularak diğerini ezmek için yetiştirildiğinin altını çizdi.

Feminist söylemi de eleştiren yazar vahyin dilinin ne eril nede dişil olmadığına vurgu yaparak ayrıca dinin kadını ve erkeği birbirine yarıştıran değil tamamlayan iki unsur olduğunu söyledi.

Ali Bulaç'ın ardından günün üçüncü konuşmacısı olan Doç. Dr. Mustafa Tekin söz aldı. Tekin konuşmasını "Sekülerleşme Bağlamında Aile ve Kadın" başlığı altında sundu.

Konuşmacı öncelikle seküler kavramı üzerinde durdu. Seküler bir parçalanma, batıya ait bir değer olarak ele alan konuşmacı insana ve insanlığa ait büyük bir sorun olarak değerlendirdi.

Seküler hayatın kadın ve erkeği birbirinden ayrı olarak değerlendirdiğini ve bunun da ailede rekabeti arttırdığını vurguladı. Sekülerleşmeyi dünyevileşme olarak çevirdiğimizi söyleyen yazar, bütün gayemizin dünya ile sınırlı olduğunu ve her şeyimizi dünyanın belirlediğini dolayısıyla ahiret olgumuzun yitirildiğinin altını çizdi. Sekülerleşmenin en önemli noktasının dinin işlevinin yitirtilerek dini sadece vicdanlara hapsetmek olduğunu ve bu bakış açısının aileyi de olumsuz etkilediğini söyledi.

Sekülerleşmenin gündelik hayattaki tezahürleri üzerinde duran konuşmacı bu tezahürleri şöyle sıraladı:

-   Kadın ve erkeğin birinin diğerinin önüne geçirilmesi

-   Haz anlayışının yaygınlaştırılması.

-   Tüketim olgusunun giderek artması

-   Konforminizim

-   Bireyselcilik

-   Ve hayatı parçalayarak birbirinden bağımsız hale gelmek.

Tekin, sekülerizmin ailede ki tezahürlerini ise şöyle özetledi.

-    Sadakat, kanaat, paylaşım, fedakarlık gibi değerlerin zedelenmesi

-    Özgürlük söyleminin olumsuz etkileri. (Dışarı çıkmanın, iş hayatının kıymetlendirilmesi buna karşı ev kadını ve anne olmanın küçümsenmesi)

-  Evin otelleşmesi

-  Çocukların kendi başlarına eğitilmesi

-  Ayakları üzerinde durmak söyleminin moda hale getirilmesi

Konuşmacı bütün bunlara karşı çözüm olarak ise yeniden sünneti gündelik hayatımıza taşımamız gerektiğinin altını çizerek konuşmasını tamamladı.

İlk oturumun son konuşmacısı olan Doç Dr. Ayşen Gürcan söz aldı. "Aile Araştırma Kurumunun Araştırmaları Bağlamında Ailenin Gidişatı, Sorunları ve Önlemler" başlıklı sunumunu SEKAM'ın yapmış olduğu 13 farklı araştırma sonucunun istatiksel veriler üzerinden gerçekleştirdi.

Verilerde, büyük ailede düşüş olduğu, çocuk sayısının giderek azaldığı, doğurganlığın düştüğü, 2050'lere geldiğimizde nüfus artışının kendisini yenilemeyeceği gibi konularla beraber ayrıca ailece yapılan ziyaretlerde en çok akrabaların ziyaret edildiği, ailelerin çoğunun yakın akrabalarına yakın ortamlarda oturmayı tercih ettiği gibi konular öne çıkmaktaydı.

İstatiksel verilerden sonra Gürcan biz kavramından önce aileyi oluşturan şahsiyetli bireylerin yetiştirilmesinin daha önemli olduğunu ve ayrıca kadınla erkeğin birbirini tamamlayan,  birbirine denk iki unsur olduğuna dikkat çekti. Gürcan sözlerini kadın sorununu salt kadına bağlamanın doğru olmadığını kadın ve erkek sorunu olarak değerlendirmek gerektiğinin altını çizerek bitirdi.

Çay ve kahve arası verildikten sonra ikinci oturuma geçildi.

İkinci oturumun başkanlığını ProF. Dr. Ömer Torlak yaptı. Torlak ilk konuşmacı olan Prof. Dr. Şinasi Gündüz"Ehli Kitap'ta Aile" başlıklı sunumunu yapması için kürsüye davet etti. Gündüz konuşmasına bütün dinlerde ailenin önemli olduğu vurgusuyla başladı. Ve bu önemi üç başlık altında topladı.

1- Tanrısal iradenin gerçekleştirilmesinde ailenin işlevi önemlidir. İnsanın var olması aile ve tanrısal inancı ile ilgilidir

2- İnsan dini öğretileri olan ve bekası sağlam bir işleve sahip olduğu için dinler açısından ailenin varlığı insan var olduğunda önemli.

3- Cemaatin devamı ve teşekkülü açısından da aile önemli.

Ehli kitap'ta ailenin önemi üzerinde duran Gündüz çekirdek kadronun, soy-sop birliğinin ve insanların birliğinin aileyi oluşturduğunu bunun sonucunda da tanrı halkı kavramının ortaya çıktığını belirtti. Tanrı halkından maksadın insanlar olduğunu bu insanlarında seçilmiş kişiler olduğunu söyleyerek, peygamberlerin ailelerinin örnek aileler olduğunu vurguladı.

Yahudi ve Hristiyanlıkta aile için üç temel ölçüt olduğunu bunlarında sevgi, sadakat ve özveri olduğunu söyleyen konuşmacı bu üç kavramın oluştuğu ailelerde huzurun var olacağını belirtti. Ayrıca Yahudi ve Hristiyanlıkta nikah akdinin önemli olduğu ve bu akdin din adamı yada toplumun önünde kıyılarak gerçekleştirildiğini söyledi. Ayrıca bu dinlerde evlilikten amacın çocukların yetiştirilmesi olduğu yine bireyler arası ilişkiye önem verildiği, ailede reis olarak erkeğin kabul edildiğini belirtti. Ancak erkeğin aile reisi kabul edilmesinin kadının söz sahibi olmadığı anlamına gelmediğini söyleyen Gündüz bu dinlerde ailenin huzuru bozan temel faktörlerin iffetsizlik, şiddetli geçimsizlik ve egoizm olduğunu söyledi.

Gündüzün konuşmasından sonra Doç. Dr. Kadir Canatan söz aldı. Konuşmasını "Müslüman Toplumlarda Aile Değerleri ve Çocuk" başlığıyla gerçekleştiren Canatan ilk olarak dünyada hakim olan iki tip kültür olduğunu belirtti. Bunlarında "biz" ve "ben" kültürü olduğunu biz kültürünün paylaşımcı, ben kültürünün ise diğer bireylerden bağımsız olduğunu ve bu kültürün tamamen batılı toplumların bir yaşam tarzı olduğunu belirtti. Konuşmacı çocuk imajının da bu iki kültür içinde oluşturulmaya çalışıldığının altını çizdi. Batılı anlayışın çocuğu bireyselleştirdiğini ,  bağımsız hale getirdiğini söyleyen konuşmacı bu tutumun İslamla uzaktan yakından bir bağının olmadığını belirtti.

Canatan konuşmasına Türkiye, Fas, Irak, İran, Malezya ve Endonezya gibi İslam ülkelerinde yapılmış olan çeşitli istatiksel verilerle devam etti. Bu verilerden kalkarak uluslar arası literatürde dahi aile değerlerinin sevgi, sadakat, dürüstlük, saygı, paylaşma, sıcak yuva ve güven duyguları olarak kabul edildiğinin altını çizdi.

İdeal çocuk sayısı üzerinde duran konuşmacı modernleşme sürecinde kentleşme ve eğitim seviyesi arttıkça ideal çocuk sayısının daha aza indiğini belirtti. İdeal çocuk sayısını etkileyen unsurları şöyle sıraladı:

-   Yaş ve kuşak farkı

-    Eğitim düzeyi

-    Yerleşim birimi

-    Sınıfsal pozisyon

İdeal çocuğun nitelikleri üzerinde de duran Canatan, verilere göre, çocukların en iyi şekilde yetiştirilmesi, sorumluluk duygusunun olması, başkalarına karşı saygı göstermesi , çalışkan olması ve bağımsızlık duygusunun oturmuş olmasının günümüzde en çok arzu edilen davranışlar olduğunu belirtti. Canatan Müslüman ülkelerde de hemen hemen aynı beklentilerin söz konusu olduğunu belirterek tek farkın sadece dindarlık konusunda olduğunu söyledi. Ve konuyu şöyle özetledi: "Müslüman toplumlar sorumlu, dindar, başkalarına saygılı, çalışkan ve bağımsız bir çocuk hayal ediyorlar".

İkinci oturumun üçüncü konuşmacı olan Prof. Burhanettin Can, "Fıtrat Ekseninde Aile Ahlakı" başlıklı konuşmasına vahyi bilgi, akıl ve duyunun önemine vurgu yaparak başladı. İslam ahlakının bir vazife ahlakı olduğunu belirten konuşmacı Rabbimizin fıtrat konusunda ne söylediğinin önemini belirterek fıtratımız gereği farklı cinslerin birbirine karşı çekim gücünün olacağını ve eşcinsellik gibi sapkın eğilimlerin sünnetullaha aykırı olduğunu belirtti.

Kadın ve erkeğin fıtratlarında ki yaradılış farklılıklarına değinen konuşmacı kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan , birbirinin eksiğini örten iki unsur olduğunu belirtti. Kadını olmayan erkeğin, erkeği olmayan kadının miskin olduğunu söyleyen Can, kadın ve erkek olarak karşılıklı sorumlulukların paylaşılmasının önemi üzerinde durdu.

Kadın konusunda feminist dalgaların kırılması gerektiğini vurgulayan Can, cinsiyet rollerinin % 40'ının genetik, % 40'ının kültürel ve % 20'sinin sonradan öğrenme ile elde edildiğini belirtti.

Can fıtrat farklılığından dolayı erkelerin ve kadınların görev ve sorumluluklarını farklı olabileceğini belirtti. Erkeğin daha çok yönetici kadının ise evin içinin yöneticisi olduğunu belirterek aile içinde ki ortak sorumlulukları ise şöyle sıraladı:

-    Sevgi, Saygı, Sabır, Rıza

-   Sözünü bilme

-    Sulhu tercih etme

-     İhmal etmeme

-    Sözleşmeye sadakat

Konuşmacı sözlerini aile kurumunda ki amacın Allah'ın emri, Peygamberin sünneti, iç huzurun oluşması, sevgi ve muhabbetin artması ve ümmetin çoğalması olduğu vurgularıyla bitirdi.

İlk günün ve ikinci oturumu son konuşmacısı ise Prof. Dr. Mehmet Akif Aydın oldu. Aydın konuşmasını "Osmanlı Hukuk Sisteminde Aile" başlığı altında yaptı.

Hukuk düzeninin ailede devreye girmesinin ailede bir sorun olduğunun göstergesi olarak değerlendiren Aydın asıl olanın karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı birlikteliğin olması gerektiğini belirterek konuşmasına başladı.

Boşanma üzerinde duran konuşmacı Hıristiyanlıkta boşanmanın çok zor olduğunu ancak İslam hukukunda  zorlukla beraber karşılıklı konuşma ile boşanmanın daha kolaylaştırıldığını belirtti.

Osmanlı Hukukunda mahkemelerin aileye etkin bir biçimde müdahale edip kurallar koymadığını evliliğin karşılıklı anlayışla geliştiğini belirten Aydın, Osmanlı da mahkeme defterlerinde evlilik ile ilgili çok detay bilgilerin olmadığı ancak şikayet ne ise onun kayda alındığını, ona göre bir işlem gerçekleştirildiğini ifade etti.

Osmanlı toplumunda güçlü bir aile yapısının olduğun belirten Aydın, bir kısım boşanmaların erkeğin isteği bir kısım boşanmaların ise şiddetli geçimsizlikten kaynaklandığını söyleyerek bütün bunlara rağmen Osmanlı toplumunda boşanma oranının çok az olduğunu belirtti.

Ancak Osmanlı toplumunda şartlı boşanmaların olduğunu bunu da kocanın ticarete giderken "eğer ben bir sene içinde dönmezsem karım boş olsun" gibi belirtmiş olduğu bir söze bağlı olarak gerçekleşeceğini vurguladı.

Aileyi koruyan asıl unsurun din olduğu üzerinde duran Aydın aile kurumu bir kere dejenere olduğunda onu yeniden kurmanın zor olduğunu söyledi ve bu nedenle ailenin korunması gereken önemli bir kurum olduğunu vurgulayarak sözlerini bitirdi.

***

03 Nisan Pazar günü yapılacak olan İkinci Gün Oturum Başlıkları ve Konuşmacılar ise şöyle:

Prof. Dr. Kemal Sayar, "Modern Çağda Ailenin Dönüşümü"

Prof. Dr. Yaşar Düzenli, "İslam'da Aile"

Doç. Dr. Şuayb Özdemir, "Türkiye'de Aile Yaşam Dörnemleri ve Özellikleri"

Seyhan Yaman, "Batılılaşma Sürecinde Osmanlı Ailesinin Değişimi" (Romanlar örneği)

Osman Çıtlak, "Yürürlükteki Aile Hukuku ve Ailenin Geleceği"

Necla Koytak, "Sevgi ve Erdem Toplumu İçin Temel Eğitim Modeli"

Prof. Dr. Mustafa Aydın, "Ailenin Geleceği"

Abdurrahman Aslan, "Eve Dönüş"

Zehra Çomaklı Türkmen / Haksöz Haber

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim