1. YAZARLAR

  2. Ahmet Varol

  3. Savaşan İsrail değil ABD’dir
Ahmet Varol

Ahmet Varol

Yazarın Tüm Yazıları >

Savaşan İsrail değil ABD’dir

A+A-

Uluslararası Filistin Sivil Dayanışma Konferansı’nda Avrupa ve Amerika’dan da etkin katılımcılar, konuşmacılar vardı ve konuşmalarında önemli konulara temas ettiler.

Bunlardan biri de Dünya Avukatlar Birliği üyesi Tom Nelson’du. Bu şahsın vurguladığı pek çok önemli husus içinde özellikle aktarılması, üzerinde durulması gereken “Orada (yani Filistin’de) savaşan İsrail değil ABD’dir” sözüydü. Nelson, İsrail işgal devletinin Filistin halkına karşı kullandığı silahların birçoğunu Amerika’nın verdiğini üstelik bunların genelinin para karşılığında değil hibeyle verildiğini dile getirdi. Bütün bu zulümlere, haksızlıklara ortak olan, Siyonist vahşete bütün gücüyle destek veren bir ABD’nin vatandaşı olmaktan da utanç duyduğunu söyledi.

İşin gerçeğinde ABD, Siyonist işgal güçlerinin hesabına, Filistin’de kundaktaki bebeklerin katledilmesinde, ailelerin topluca yok edilmesinde, insanların evlerinin başlarına yıkılmasında, okuldan çıkan çocukların kasten hedef alınıp topluca öldürülmelerinde ve daha nice cinayette kullanılan silahları, füzeleri, savaş uçaklarını hibe etmek suretiyle savaşmıyor. Siyonizmin ırkçılığına dair BM kararının iptal ettirilmesinden alın da işgalci vahşetin medya yoluyla savunuculuğunu yapmaya kadar her alanda askerî, diplomatik, siyasi, sosyal, ekonomik, medyatik ve psikolojik alanda savaşıyor. Yani Avukat Nelson’un dediği gibi asıl savaşan ABD’dir.

ABD’nin bu savaşta yargı organlarıyla da yer aldığını en son The Holy Land Foundation for Relief and Development adlı yardım kuruluşunun ileri gelenlerine 65’er yıl hapis cezası verilmesiyle bir kez daha gördük. Mahkeme kararıyla ilgili olarak Adalet (?) Bakanlığı yetkililerinin yaptığı açıklamalar bunun gerçekte bir yargı değil mahkeme çatısı altında Filistin halkına ve direnişine karşı sürdürülen savaş olduğunu gözler önüne seriyor. Yapılan açıklama aynı zamanda kararın yasal değil tamamen siyasi olduğunu gösteriyor. Böyle bir kararın tam da Obama’nın güya İslâm âlemine “barış” mesajları verme amaçlı seyahatine başlayacağı ve özellikle Müslüman Arap halklarına hitapta bulunmaya hazırlandığı günlerde açıklanması, öne çıkarılan siyasetin ikiyüzlülüğünü, samimiyetten ve gerçekçilikten uzak olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Avukat Tom Nelson, Siyonist işgal devletinin Amerika’daki propaganda faaliyetlerinde kendi zulüm ve işkencelerini haklı gösterebilmek amacıyla sürekli Hamas gerekçesini kullanmaya çalıştığına dikkat çekti. Aslında son mahkeme kararı da Siyonist saldırganların izlediği politikayla ABD politikasının ne kadar örtüştüğünü gösteriyor. Adamlar toprakları işgal edilmiş insanların haklı ve meşru mücadelesiyle ilgili gerçekleri gözlerden uzak tutarak, bu mücadelenin haklılığının görülmesini engellemek için bir yığın yalan uydurarak onu Siyonist vahşete gerekçe gösteriyorlar.

Döşemesi kolay da sökmesi bu kadar zor mu?

İşgalci Siyonistlerin mayın temizleme bahanesiyle Türkiye topraklarına kazık çakmalarına imkân vermesi ihtimali olan tasarının geri çekilmesi olumlu bir gelişmedir. Dünkü yazımızda üzerinde durduğumuz Siyonistlerin “vaat edilmiş topraklar” iddialarının Türkiye topraklarını da kapsadığını bu arada hatırlatalım. Dolayısıyla onların buralara kazık çakmalarına fırsat vermenin yarın “burası bize Tanrı’nın vaat ettiği topraklardır artık çıkmayız” demelerine de imkân tanımak anlamına geleceğini unutmayalım.

Gidişat konunun henüz kesin sonuca bağlanmadığını gösteriyor. Şimdi de ihalenin NATO’ya bağlı NAMSA’ya verilmesinin kolaylaştırılması konusunun görüşüldüğüne dair haberler dolaşıyor. Gerekçe ise, Türkiye’de Kara Kuvvetleri’nin bu mayınları modern teknoloji usûlleriyle temizlemesine imkân verecek makinelerinin olmaması. Oysa verilen bilgilerden, her ne kadar bu makinelerin fiyatlarının yüksek olduğu ve onlarca makineye ihtiyaç olduğu anlaşılsa da yine ihalelerden ucuza geleceği görülüyor. Ondan daha önemlisi ise bölgenin yerel mekanizma tarafından temizlenip tarım için kullanıma elverişli hale getirildikten sonra yine ülke halkına devredilmesidir. NATO’ya bağlı kuruluşun Siyonist işgalcilere ait firmayla açık veya gizli işbirliği yapmayacağından ne kadar emin olabiliriz? Siyonistlerin bölgeyle ilgilenmeleri sadece bir para kazanma hesabı için değildir. Uluslararası Siyonizmin “Büyük İsrail” emelinden, “vaat edilmiş topraklar” söyleminden vazgeçmediğini, bunun için sürekli bir yerlere kazık çakmaya çalıştığını, kapıdan giremediğinde çatıdan, çatıdan giremediğinde de bacadan girmenin hesaplarını yaptığını dikkatten uzak tutmamalıyız.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT