Sarhoş amigolar değil derin devletin milisleri

29.07.2010 07:39

Ergun Babahan

Demirel’in meşhur sorusudur: 11 Eylül sabahı akan kan, 12 Eylül’de nasıl durdu?

Anlatmak istediği darbecilerin bu kanlı ortamı destekleyip, darbe için şartların oluşmasını beklediği gerçeğiydi.

Zaten darbeciler de “şartların olgunlaşmasını” beklediklerini açıklamıştı.

O zaman birbirine düşürülen unsurlar, solcular ve sağcılardı.

Bu kez Kürt-Türk çatışması üzerine oynanıyor.

Heronlar yüzünden “PKK’lıların çok fazla zayiat verdiğinden” yakınan subaylar var.

Her çok ölümlü karakol baskınında akla sığmayacak boyutta ihmal var.

Çobanları militan, militanları çoban sanan bir komuta kademesi sanki şehit çetelesinin yükselmesini arzuluyor.

Şehit cenazeleri artsın ki, hükümete yönelik öfke de artsın, Kürt ile Türk’ün çatışma ihtimali de...

Bu tip çatışmaların hem halkta otorite arayışını güçlendireceği, hem de iktidarı zayıflatacağı düşünülüyor.

Balyoz’un farklı bir uygulamasına tanıklık ediyoruz sanki.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin önemli bir bölümü “siyasi iktidar ve parlamentoya” komplo kurduğu iddiasıyla yargı önünde.

Evet, aksi ispat edilene kadar herkes masumdur.

Ancak bir iktidar da kendine karşı kalkışma ve komplo hazırlığında olduğuna inandığı asker bürokratları emekli etme hakkına sahiptir.

Daha da ötesi, bu demokrasinin sağlıklı işlemesi için temel bir görevdir.

Kimsenin mahkemenin tutuklama kararının arkasına sığınma lüksü yoktur.

Türkiye’nin darbeler, komplolar ve faili meçhullerle dolu tarihi bu konuda önemli bir karinedir.

Darbeler öncesi yaşanan katliamlar, kıyımlar, eli silahlı katillerin devlet görevlisi olarak istihdam edilmesi bu coğrafyanın gerçekleri arasındadır.

İktidara elkoymayı hedef edinen zihniyet için her yol mübahtır ve bu yolda halk çocuklarının şehit düşmesi gerekebilir.

Kendi üniversitelisini öldürtmekten çekinmeyen bir zihniyetin, gariban Mehmetçiğe önem vermemesi şok edici gelmemelidir.

Unutmayın ki bu süreç Abdullah Öcalan’ın “Batı illerinde Kürt-Türk çatışması çıkabilir” açıklamasının ardından başlamıştır.

Öcalan’ın İmralı’daki hücresinden böyle bir süreci öngörmesi mümkün değildir.

Bu örgüte verilmiş “Kürt-Türk çatışmasını başlatın” talimatıdır.

Öcalan’a bu talimatı verdiren gücün de Ergenekon benzeri yapılanma olması ihtimal değil, neredeyse bir gerçekliktir.

İktidarın, Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini izleme altına alması, cezaevinde denetiminde sivilleri güçlendirmesi geç olsa da, doğru yolda atılmış adımlardır.

Ancak çatışma provalarına “provokasyon” demek yetmez.

Saldırılarda bir siyasi partinin simgesinin kullanılması, bu partinin geçmiş dönemlerde darbecilerle işbirliği düşünüldüğünde daha kapsamlı bir kışkırtmayla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.

İşi sarhoş spor amigolarına yıkmak, başını kuma gömmek demektir.

İktidarın böyle bir lüksü yoktur.

Unutmasınlar ki, Çorum, Kahramanmaraş katliamını gerçekleştirenler de işsiz güçsüz lümpenlerdi.

Onları kamyonlarla oraya taşıyan, eline balta, keser verip bebeleri doğramalarını isteyen güç ortaya çıkarılmadığı için 12 Eylül yaşandı.

Aynı kanlı günleri yaşamak istemiyorsak, herkesin daha cesur olması gerekir.

STAR

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim