1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Şapkadan Eşarba Bir Cumhuriyet Burjuvası
Şapkadan Eşarba Bir Cumhuriyet Burjuvası

Şapkadan Eşarba Bir Cumhuriyet Burjuvası

“Vitali Hakko, Türkiye’deki modernleşme süreci ile sermaye oluşum süreci arasındaki irtibatı kendi yaşam deneyimi üzerinden bir yorumunu sunar.”

A+A-

"Vakko markasının yaratıcısı Vitali Hakko, giyim sanayisinde öne çıkan bir simaydı. Sıfırın altından başlamıştı hayatı. İleri yaşına rağmen son ana kadar çalışmaktan vazgeçmedi. Toplumu ilk büyük moda defileleriyle o tanıştırdı. Rotary üyesidir, TÜSİAD saflarında yer alır sonra... İlk dönem burjuvalarından olan Vitali Hakko'nun yaşamında Cumhuriyet tarihinin izlerini ve dönüm noktalarını görmek olanaklı."

Altan Algan, Özgün Duruş'un 61. sayısındaki 'portre' köşesinde Vitali Hakko'yu yazdı:

ŞAPKADAN EŞARBA BİR CUMHURİYET BURJUVASI: VİTALİ HAKKO

Altan Algan / Özgün Duruş

Eski dönemlerde sarraflık, gıda üretimi, altın ve gümüş işçiliği gibi konularda usta olan Yahudiler günümüzde sanayi ve başka konularda hatırı sayılır yerlere gelmişlerdir. Ülke ekonomisini çok ciddi anlamda sırtlayan yatırımlara yönelmişlerdir. Bunlardan birkaç tanesini sıralayalım. Türk Henkel, Vitali Alber Hakko kardeşler, Vakko, Alarko, Profilo, İstanbul Çorap Sanayi, Erguvan Turizm..

Politik yaşamın içinde de bazen yer almışlardır. Jak Kahmi gibi.. Vitali Hakko ise dolaylı olarak siyasetin içinde yer alır. Rotary üyesidir, TÜSİAD saflarında yer alır sonra... Çok siyasetçi tanır ama onu sadece Özal şaşırtır.  Eleştirmek için gittiği toplantıda Konvertibilite kararını duyar ve nutku tutulur adeta. Turgut Özal  "almak" için gelen iş adamlarından mutlaka bir şeyler koparır. Çok da rahattır, bir gün Vitali Hakko'yu kaldığı otelin banyosunda ağırlar. O sıra Berber Kemal'e tıraş olmaktadır. Oturacak tek yer vardır, klozetin üstü. "Buyur, buyur" der "ayakta kalma..."

Vakko markasının yaratıcısı Vitali Hakko. Giyim sanayisinde öne çıkan bir simaydı. Sıfırın altından başlamıştı hayatı. İleri yaşına rağmen son ana kadar çalışmaktan vazgeçmedi. Toplumu ilk büyük moda defileleriyle o tanıştırdı.  Bir röportajında "Hayatım ilginç geçiyor. Çünkü hayat devam ediyor ve her anından zevk aldım ve almaya devam ediyorum" demişti.

İlk dönem burjuvalarından olan Vitali Hakko'nun yaşamında Cumhuriyet tarihinin izlerini ve dönüm noktalarını görmek olanaklı.  Bir iş delisi olarak iş hayatının başlangıcını "Benim kuşağımın birçok işadamı, işe sıfırdan başladığını söyledi. Ben sıfırdan bile başlamadım, sıfırın altından başladım" sözleriyle anlatan Vitali Hakko, kendisini hazırlayan koşulları şöyle özetlemişti: "Genç Cumhuriyetin ilk kuşağıydık. Bize hız veren Atatürk devrimleriydi. Şapka devrimi, kıyafet devrimi olmasaydı, kuşkusuz bugün Vakko da olmazdı. Ben resim yapamam. Beste yapamam. Şiir yazamam. Ama insanlara renklerle, desenlerle ortaya koyacağım ve onları mutlu kılacağına inandığım bir eşarp, bir kravat, bir giysi seçip, onu gerçekleştirebilirim. Güzel sözlerle onların gönlünü alabilir, mutlu anlar yaşatabilirim. Biz eskiler bunları, gençlere anlatmakta güçlük çekeriz. Onlar anlamakta güçlük çekerler. Bana çevremdeki gençler, oğlum dâhil, sık sık, 'devir değişiyor' derler. Haklıdırlar. Ne var ki, devir ilk defa değişmiyor. Ben hayatım boyunca, bu devir denen şeyin birçok defa değiştiğini gördüm. Ama ağaçlar, çiçekler, kuşlar, kelebekler değişmiyor. Güzelliğin biçimi değişiyor olabilir, ama özü değişmiyor."

Vitali Hakko, 1934 yılında şapka devriminin ilk günlerinde Şen Şapka mağazasını açarak iş dünyasına adımını attı. Şapkanın ardından eşarp satmaya başlayan Vitali Hakko, mağazasına Vakko adını verdi. Beyoğlu tutkusunu "Uzun bir aşk hikâyesidir" sözleriyle dile getiren Vitali Hakko, Türkiye'nin de ilk modern moda merkezi olan ilk Vakko mağazasını 1963'te Beyoğlu'nda açtı.

Başpapaza İsyan

Yüzyıl önce dünyaya geldi.  Bir demiryolcu çocuğu olarak kenar semtlerden birinde.1913  yılında İstanbul'da  Yedikule'de birbirine bitişik üç ahşap evden birinde dünyaya geldi Vitali Hakko. Çocukluğu bu semtte geçti. Bütün çocuklar gibi onun da kendine özgü bir çocukluğu oldu. Kozmopolit bir yerdi burası. Evleri iki katlıydı. Üst katta bir Rum aile yanlarındaki evde ise Karamanlı Yusuf Efendi oturmaktaydı. Çocukluğun fıtriliğini kavramıştı: "Bütün çocuklar, hayatlarının beş aşağı-on yukarı birbirinin benzeri olduğunu sanırlar. Oysa büyüyüp, dünyayı ve insanları görüp tanıdıktan sonra, kendi hayatları ile diğer insanların hayatları arasında uçurumlar olduğunu görürler. Bu fark zenginlik fakirlik farkı değildir. Çocukların kendi dünyaları arasındaki farktır. Bu farkı yaratan nedenler arasında kuşkusuz zenginlik, fakirlik de vardır. Babanızın işi, dininiz, diliniz de rol oynar. Ama aynı zamanda ilerde büyüyecek,bir kişilik sahibi olacak çocuğun,bütün bunları içinde yaşattığı o kendine özgü dünyasının bir etkisi vardı." Babası  o sıralarda Fransızların yönetiminde olan bir demiryolu şirketinde Compagnie de Chemin de Fer'de  çalışıyordu. Üç çocuğu vardır. Evli olduğu kadın çok otoriterdir ve dindar bir kadındır. Cuma akşamından Pazar gününe değin hiç ateş yakmaz,elektrik düğmesini çevirmez,yılda birkaç kez oruç tutar.Annenin tek işi evi çekip çevirmektir.Annelik biraz değil çoğu kere özel alandadır çünkü.İlk çocukları beş yaşında tifodan ölür.Sonra bir kızları olur bu ailenin.Yıl 1912'dir. Ona ilk çocuklarının adını koyarlar. Vitali sekiz yaşındayken kardeşi Albert dünyaya gelir. Yoksul oldukları için varlıklı Musevi ailelerin çocuklarıyla arkadaşlık yapamaz. Ancak bayramdan bayrama yani yılda iki defa Roshashana ve Yom Kıppur günlerinde sinagogta görür onları. Yedikule'deki sinagoga babasıyla gider altı yedi yaşlarındayken ilk olara. Babası ona bir Yom Kıppur günü büyük ve parlak düğmeleri olan bir ceket alır. Vitali elbisesinin kumaşına dikişlerine bayılır. Üç aplike cebi vardır ve omzunu dolanıp göğüs cebine giren kordonun ucundan bir düdük çıkar.

O gün sinagogdadırlar, Vitali düdüğünü çalmak için dayanılmaz bir arzu duyar. Evet, bunu yapar ve hahambaşının gazabına uğrar. Karga tulumba dışarı atarlar. Müteşebbislik mayasında vardır. Bir ara Bizans dehlizlerinden birinde sinema oynatmaya kalkar. Gelgelelim gaz lambası devrilir, filmler yanar. Elde var hüzün, hiç yoktan sermaye de uçar. Ama yılmaz, bir gün Pera'da gördüğü şık beyler gibi giyinecektir mutlaka...

Babası ona İspanyolca korasan olarak hitap eder yani canım diye.Bu sözcüğü duymak çok hoşuna gider.Bunu duymak için her akşam babasının işten eve döndüğü saatlerde evde bulunmaya özel bir önem atfeder Vitali.Çiğ yumurtanın çocuk sağlığına çok yararlı olacağına inandıkları için ona bol bol çiğ yumurta içirirler..

Okul çağına geldiğinde Kumkapı'daki Fransız Fréré'lerin okuluna yazdırır ailesi onu. Fréré'ler din adamlarıdır. Bir tür misyoner olarak bulunuyorlardır Türkiye'de.Okula trenle gidip gelir Vitali Hakko.Okula devam eden bütün çocuklar din farkına bakılmaksızın kilise dualarına katılmaya davet edilir.Hatta zorlanır.Vitali bir kere buna itiraz eder ve kiliseye gitmemek için diretir: "Benim ayrı bir dinim var,benim dinim kilisede dua etmeme izin vermiyor" der. Onu bir asi olarak papazın karşısına çıkarırlar. Başpapaz, istemeyen  hiçbir çocuğun zorla götürülmemesi ister. Artık ondan sonra Katolik çocuklar dışında hiç kimse kateşizm saatlerinde kiliseye götürülmez.

Babası Millileştirme Kurbanı

On yaşına bastığı yıl 1923'tür.Bu yılda mahalledeki süslemelere katılır Cumhuriyet için. 1925 yılının baharında babası işten atılır. Compagnie de Chemin de Fer işletmesi Fransızlardan alınarak Türk Demir Yolları İşletmesine devredilir. Millileştirilen bu şirkette çıkan bir yasaya göre gayri Müslimlerin çalışması yasaklanır. Çok üzülür aile. Ama ellerinden bir şey de gelmez. Bu iş yeri onlara çok büyük avantajlar sağlamaktadır. Ücretsiz paso ve Frnasız okuluna para ödemeden çocuklarını gönderebilmek büyük bir imkândır baba için. Baba işini kaybedince Vitali Hakko'nun altı yıl süren okul macerası da sona erer. Albert yedi yaşındadır. Abla on dört yaşındadır. Kardeşin ve terzilik öğrenen ablanın okul masrafları nedeniyle anne de çalışmaya başlar. Annesi sırma oyalar yapmaya başlar Sultanhamam'da toptan sırma iplik satan Behmoiras'lar için. Annenin işlediği sırma işlerini Yedikule'den bir tramvayla Behmoiras'lara götürür Vitali. Fason işçilik parasını alır. Yorgun olarak oraya vardığında,kış ise sahlep,yaz ise ona mutlaka dondurma ikram ederler.

Babası işinden atıldıktan sonra yepyeni bir meslek edinir. Babasıyla birlikte marangozluk yapmaya başlar okuldan sonra Vitali. Babasının yanında marangozluğu öğrenemez ama sabrı, mükemmeliyet duygusunu ve insanın yaptığı iş ne olursa olsun, onu en iyi şekilde yapması gerektiğini öğrenir. Yıllar yıllar sonra 1950'lerin ortasında, Ankara'da bir gün meclis başkanı Refik Koraltan'ın evine gittiğinde, yaşlı annesi Vitali Hakko'ya şöyle der: "Bay Vitali methinizi çok duydum. Ama, benim için hiçbir zaman babanız gibi olamazsınız. Onun gibi işini seven, yorulmak bilmeyen bir insan tanımadım.Kendisi bizi mobilyaların cilası için gelirdi.Bir gün için geç geldiğini,herhangi bir konuda şikayetçi olduğunu duymadım." O zaman hayatını bir mobilya cilacısı olarak kazanan babasıyla gurur duyar Vitali Hakko.

Tekrar çocukluğuna dönersek artık on üçüne yaklaşmıştır Vitali Hakko. On üç yaş Musevilerde erkek çocuklar için çok önemlidir. Artık çocukluktan çıkıp ergenliğe geçilecek olan  Barmitzva denilen tören yapılacaktır. Tören Yedikule Sinagogunda yapılacaktır. Bugünde ergen olan çocuk hem du okur hem de bir konuşma yapar törende bulunanlara.Bir süre sonra Mahmutpaşa'da kendine bir iş bulur. İş hayatına ilk adımını atar.Böylece çocukluğa kesinkes "elveda" der.

Yıl 1929'un baharıdır. Aile Kuledibi'ne Büyük Hendek Sokağı'na taşınmıştır Yedikule'den. Musevilerin o zamanlar çoğunlukta olduğu bir semttir burası. Balat ve Hasköy gibi.Üç katlı büyükçe bir evin orta katına yerleştiklerinde on altı yaşındadır Vitali Hakko. Yeni bir hayat tarzının da başlangıcı olur bu mekan değişikliği.Y eni ev ve yeni çevrenin de etkisiyle özel dersler almaya başlar Vitali.Şihane'deki Musevi Lisesi'nin bir spor kulübü vardır.Maccabi'dir kulübün İbranice adı.Üyelerine de Maccabist denir.O da Maccabist olur.Okula giden Albert hariç herkes çalışmaktadır. Ekmek aslanın ağzındadır.

Şen Şapka ve Sermaye Birikimi

İlk gençlik yıllarında Mahmutpaşa'da Spiros adlı bir Rum tuhafiyecinin yanında vitrin düzenleyerek, tezgâhtarlık yaparak ailesinin geçimine katkıda bulunan Vitali Hakko ardından Sultanhamam'ın en şık kumaş mağazalarından birine, Kamelya'ya transfer olur. Vitali Hakko Mahmutpaşa'nın içini dışını öğrenmiştir bir bakıma. İnsanlarını, ikiyüzlülükleri ve işi. Necati Bey adlı yakışıklı bir bezzaz vardır ama malları berbat mı berbat. Zaman zaman seccadesini yayar, göstere göstere namaz kılar. Ağzı kalabalıktır, yemin kasem bini bir para... Vitali bu adamın Kirkor adlı bir Ermeni olduğunu öğrenince çok şaşar. Hayim Efendinin yardımıyla Kapalıçarşı'da Kupidis adlı mağazaya tezgâhtar olarak girer. Burada esas işi vitrin düzenlemektir. Vitrinli mağazaların düzenlemesini yapar Kupidus başta olmak üzere.Yapılan vitrin yarışmalarını da kazanır. Vitrin düzenleme işinde oldukça maharetli olan Vitali Hakko burada çalışırken Şapka Devrimi gerçekleştirilir.

Şapka Devrimi gerçekleşince Kupidisler atik davranarak  bir iki Levanten'in pahalı ve dar bir zümreye hitap eden yaklaşımlarının ötesine geçerek mağazada bir şapka reyonu açmaya karar verirler. Bu reyonun başına da Vitali Hakko'nun geçirilmesini uygun bulurlar.Bu yıllarda henüz yirmi yaşına ulaşmayan genç bir delikanlıdır. Vitali ileride ayağına takılmasın diye askerliğini de (bedelli olarak) yapar. Piyasaya çıktıklarında 20 yaşında bile değildir daha... Varını yoğunu ortaya koymuştur, lokantada yemez, sinemaya gitmez, cumartesileri bile çalışır, şapka yetiştirir soluk soluğa. Müşterileri modaya meraklı birkaç madamdır ama bu iş patlayacaktır, kokuyu almıştır zira. Uzatmayalım ablası Bella ve eniştesi Rafael Elhadef'i ayartır, "Şen Şapka"yı kurarlar. Bölük pörçük de olsa anılarında ısrarla laik cumhuriyetin kılık kıyafet devrimlerine övgüler yağdırır Hakko.Bunlardan birinde kendi başarı hikayesinin kaynaklarını da ortaya serer: "Amerika'da da ,Avrupa'da tezgahtarlıktan patronluğa yükselmiş birçok mağaza sahibi vardır.Ama bir ülke düşünün ki, hilafetten laik Cumhuriyet rejimine geçiyor ve halkın neleri giyeceği, neleri giyemeyeceği dikte ediliyor.İşte, önemli olan, o tarihsel dönemde  o ânı yakalayıp, o günkü ihtiyaca(isterseniz buna zorunlu ihtiyaç deyin) cevap verecek olan  bir üretimi (örneğin şapka) gerçekleştirmek ve onun uzantısı olarak hazır giyime yönelmek ve bu alanda hiçbir geçmişi, hazırlığı, alt yapısı  olmayan  bir ülkede, kısa bir sürede, ama araştırarak, öğrenerek, yüzlerce yıllık birikimi ve tecrübesi olan Batı ülkelerini yakalamak pek kolay bir iş değildir"

Otuzlu yıllarda askerlik sonrasında kadın şapkasını yaygınlaştıran, şapkayı bir ihtiyaç hatta moda haline getiren Şen Şapka onun için önemli bir deneyim olur. Bu yılları anılarında anlatırken Kemalist devrimlerin gündelik hayata ilişkin düzenlemeleriyle sermaye oluşum sürecinin nasıl bir birliktelik oluşturduklarını da ortaya koyar: "1934 yıllarının Türkiye'sinde kadına şapka giydirmek ve bunu bir moda haline getirip yaygınlaştırmak ne demektir, bilen bilir. Bilmeyen ise, bugün yaşadıklarına bakıp, elli yıl öncesinin İstanbul'unu düşünsün.

Bir kadını çarşaftan kurtarıp onun başına şapkayı yakıştırmak belki biraz Batı taklitçiliğidir. Ama aynı zamanda değişmekte olan bir zihniyetin sembolüdür.

Düşünün bir, erkeklerin bile şapka giymediği bir ülkede kadınlara şapka satmak ne demektir?  Cumhuriyet dönemine kadar, Müslüman Türk kadınları tabii ki şapka giymezlerdi. Kemalist reformlar, Doğu'dan Batı'ya yönelişi tepeden tırnağa gerçekleştirmek amacını taşıdıkları için, kıyafet devrimi ile erkeklerde fesin yerini şapka almış, kadınlarda ise çarşaf ve peçe yasaklanmıştı.

Büyük kentlerde bu reformlar halkın büyük katılımıyla hızla gerçekleşiyordu. Şen Şapka'nın gördüğü büyük ilginin altında yatan gerçek neden işte buydu"

Otuzlu yıllarda Kemalist adab-ı muaşerete uymak için katılınması gereken davetlere de şapka ile gitme zorunluluğu vardı. Bu yıllarda Şen Şapka çabuk ve ucuz şapkalarla bu devrimi yaygınlaştırmada önemli bir misyon yüklenmiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın hemşiresi Makbule Hanım da Şen Şapka'dan bir düzineye yakın şapka almış başka siparişler de vermiştir.

Bir Markanın Doğuşu

Şapkanın yerini eşarbın alacağını fark eden Vitali Hakko Şen Şapka'yı unutup, Vitali'nin V'sini, kardeşi Albert'in A'sını alıp VA yapma kararı alır. Bunu da soyadıyla birleştirerek VAKKO'yu kurarlar. Bu marka ile başörtüsü üretirler. Ama onlar, bunun yerine alafranga adını kullanarak eşarp derler. Çok geçmeden nasıl Şen Şapka kadın şapkasıyla özdeşleşmişse, eşarp da Vakko markasıyla özdeşleşir. Ham ipeğin emprimeye dönüştürülmesi için Fransa'ya gönderildiği o yıllarda, Anadolu pamuklusundan, Bursa ipeklisinden, o güne kadar görülmemiş eşarplar yaratmaya koyuldu. Başta Bedri Rahmi Eyüboğlu olmak üzere ünlü sanatçılarla işbirliği yapıp onların desenlerini eşarplara yansıttı.

İşler büyüyünce Merter'deki arsaya talip olurlar. Sahibi emekli bir albaydır, istediği büyük para. Dile kolay tam 600 bin lira... Vitali'nin dostları Sinto, Saltiel, İzak Kohen ve Roger Hisarlı ile bir araya gelir parayı bulurlar. Albay o gün 700 bine çıkar. Tamam derler yine yükselir ve arsa tam 980 bin liraya mal olur onlara.  İyi de Londra asfaltı arsayı ikiye yarar. Kenarlar ise yeşil alan. Menderes'in idamı ile yönetim değişir, belediye ile görüşüp ruhsatı alırlar.  Merter tesislerinde apre, boya, biçki, dikiş yaparlar, dahası aksesuar, pazarlama, depolama... Aklınıza ne geliyorsa...

Sürekli olarak modadaki gelişmeleri takip eden Vitali Hakko çalışma hayatında kadınların daha aktif hale geleceği düşüncesinden hareketle ellili yıllardan sonra hazır giyim, rop, etek, ceket, tayyör gibi alanlara yönelerek uzun yıllar bu alanda rakipsiz olarak üretim yapar. Beyoğlu mağazasının açılışından önce Taksim Belediye Gazinosu'nda ilk defilesini yapan Vakko defile sonrasında seyircilerin neleri beğendiklerini öğrenmek için anket kâğıtları dağıtır.1981 yılının UNESCO tarafından Atatürk Yılı ilan edilmesi üzerine sanat danışmanı Ferit Edgü ile Anadolu Güneşi adlı bir etkinlik gerçekleştirir Vakko. Çeşitli Avrupa başkentlerinde gerçekleştirilen bu etkinlikler o dönemin gazetelerinde övüle övüle anlatılır.

11 Aralık 2007 Salı günü hayatını kaybetti. Vitali Hakko Neve Şalom Sinagogu'nda düzenlenen törenin ardından Ulus'taki Arnavutköy Musevi Mezarlığı'nda toprağa verildi. Vitali Hakko, Türkiye'deki modernleşme süreci ile sermaye oluşum süreci arasındaki irtibatı kendi yaşam deneyimi üzerinden bir yorumunu sunar.

HABERE YORUM KAT