1. YAZARLAR

  2. Ümit Kıvanç

  3. Sana bişey olmasın
Ümit Kıvanç

Ümit Kıvanç

Yazarın Tüm Yazıları >

Sana bişey olmasın

A+A-

Tamam, Türkiye bi noktaya gelsin tabiî, fakat uzlaşarak gelsin. Uzlaşmadan hiçbir yere varılamaz. Dolayısıyla o noktaya da varılamaz. Noktaya varamamış millet yarım cümle gibi aha öyle kalır, efendiler.

Bazılarınız, kim kiminle uzlaşacak, bunu tayin edemiyor olabilir. Köşeyazarınız elbette şimdi size bunu şıp diye açıklayıverecek. Şöyle: Bir tarafta bugüne kadar anamızı bellemiş olanlar var, öbür tarafta biz. Her çeşidinden. Kitle kıyımlarının, planlı siyasî cinayetlerin, faili meçhul bombalama, suikast ve saldırıların, Kürtlere yapılan zulmün, gayrımüslimlere reva görülen ırkçı muamelenin, Alevilere, solculara, dindarlara... sayamayacağım, gına geldi. Bütün bunların bilinçli faili, planlayıcısı, emredicisi, uygulayıcısı uygulattırıcısı Teşkilatı Mahsusa komutanları, şefleri, amirleri bir tarafta, bunların onyıllarca zevkle, keyifle zulmettiği, kahrettiği onmilyonlarca insan öbür tarafta. Haydi uzlaşalım.

Zira uzlaşmazsak pek fena şeyler olabilir. En fenası da ne olur biliyor musunuz, kurumlar yıpranır! Hiii!!! Mazallah! Tu tu tu, Allah göstermesin... Tam kurumlar yıpranırken bir de kurumlar arasında uyumsuzluk ve çatışma doğarsa? Eyvah! Nic’olur halimiz o vakit?

Kurumlar pek hassastır. Nasıl yıpranırlar, ne yapmazsak yıpranmazlar, bilmeli, özen göstermeliyiz. Asılan başbakanlar, bakanlar, gencecik insanlar, asılabilsin diye yaşı büyütülenler kurumu yıpratmaz. İşkenceden geçirilmiş yüzbinlerce kişi kurumu yıpratmaz. İktidarı ele geçirme uğruna dört-beş yıl boyunca bir toplumun hayatındaki her günü Kanlı Pazar’a çevirmek kurumu yıpratmaz. Koca ordu, tezgâh üstüne tezgâh kurar, memleketin başına örülmüş bütün çoraplar söküldüğünde ortaya ordu malı iplikler saçılır, paşa diye hitap edilip el üstünde tutulan insanlar gözümüzün içine baka baka yalan üstüne yalan söylerler; kurum yıpranmaz. “Kâğıt parçası” kurumu yıpratmaz. Oraya buraya gömülmüş suikast silahları ve elbombaları bulunur, kurum yıpranmaz. “Bu sadece boru, bu da silah değil mühimmat” kurumu yıpratmaz. “JİTEM yoktur” kurumu yıpratmaz. Susurluk kurumu yıpratmaz. Faili meçhuller kurumu yıpratmaz. Kahve sohbetleri için bile cazibesini kaybetmiş mevzular haline gelen darbeler, cuntalar kurumu yıpratmaz. Sırf siyaset üzerindeki hegemonyasını, toplum üzerindeki tahakkümünü garantilemek için kendi ülkesinin içinde savaş çıkartıp sürdürmek kurumu yıpratmaz. Bugün, rastgele bir tarif yapıyormuş gibi, “şehit aileleri” diye nitelediğimiz, binlerce kişilik bir mağdurlar topluluğu yaratmış olmak, kurumu yıpratmaz. Öbür tarafta, evlâdını, sevgilisini, kardeşini, yeğenini, torununu kaybetmiş kahrolan onbinlerce insanın varlığı kurumu yıpratmaz. Fakat, mazallah, Allah göstermesin, Atatürk saklasın, biz kafayı kaldırıp, “Yeter, ettiğiniz zulüm!” filan dersek kurum yıpranır. Yıpranınca da... ne olur... pek fena olur.

Buraya kadarını özetliyorum: Bir, uzlaşmak lâzım, iki, kurumları yıpratmamak lâzım.

Dilerseniz zaman kaybetmeden üçe geçelim, zamanımız kısıtlı çünkü, bu yüzden çok kısa olarak rica edeceğim kendimden. Peki. Üç: Bu belgeleri kim, nasıl, niye tam da şu zamanda, neden hep mâlûm gazeteye sızdırıyor? Şöyle de söyleyebiliriz: Üç: Yalnız, devlet içinde çete soruşturması yapacağız diye hukuku çiğnememek lâzım. (Hukuku anca uzlaşırken ve kurumları yıpratmazken çiğneyebiliriz.) Veya şöyle deneyelim: Üç: Ordu rejimin teminatıdır, ona göre. Hiçbiri olmadı, bir daha deniyorum: Üç: Bağımsız Türk yargısına güvenmek lâzı...

Bu üç’ü halledemeyeceğim ben. Dörde geçeyim: Kürtler işi abarttı, bu şartlarda açılım maçılım olmaz. Bir defa, dağdan gelen PKK’liler PKK’li çıktı. Üstelik arabayla geldiler. Millet resmen barış olacak sandı, onları karşıladı, çok sevindi. Bir defa, barış olacaksa, sevinmemeleri lâzım. Sevinirlerse barış olmaz. Barış sevinilecek şey mi allahaşkınıza? Demek ki arkasında başka şey var; kurumları yıpratma gayreti var, bişey var.

Peki ya bunca şehit boşuna mı verildi? Hayır. Kurumlar yıpranmasın diye verildi. Fakat bu madde yukarıda kaldı. Fakat buraya da girdi. Niye bu böyle her yere giriyor? Çünkü uzlaşmak lâzım. Kavgayla bir yere varılmaz. Fakat kavga olmazsa şehit de olmaz, yüreğini kin bağlamış insan sayısı artırılamaz. Sahi, şehitler ne olacak? Esasında onları sorumsuzca ölüme gönderenlere sormak lâzım, fakat soramayız, kurumlar yıpranır. O halde PKK’liler sınıra silahsız gelmesin, dağlarda silahlı pusu kursun, daha çok genç şehit düşsün. Böylece hem kurumlar yıpranmaz hem de uzlaşmış oluruz.

Islak imzanın da üstünde durmamak lâzım. Yarın kurur gider nasıl olsa. Medya rejimin teminatıdır. Karıştırdım. Anladınız siz.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT