1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Şam Ulemasının Zihin Konforunun Bozulması
Şam Ulemasının Zihin Konforunun Bozulması

Şam Ulemasının Zihin Konforunun Bozulması

Uzun süredir Suriye'de bulunan arkadaşımız M. Hamidullah Güvel, Suriye halkının Baas diktatörlüğüne karşı mücadelesi sürecinde âlimlerin pozisyonunu Haksöz-Haber için değerlendirdi.

A+A-

M. HAMİDULLAH GÜVEL / HAKSÖZ-HABER

Mehdi ya da Mesih beklemek kadar, İslam'ın ruhuna yabancı olan bir itikat yoktur. Kur'an'a göre yeryüzünü imar ve ıslah etme görevi insana verilmiştir. Bu görevi en sağlıklı şekilde yerine getirebilecek insanlar ise Allah'a gönülden boyun eğmiş, tevhid inancına mensup müminlerden başkası değildir. Vahyin muhkem değerleri ve Hz. Peygamber'in uygulamalarını fehmetmiş birisi, Allah'ın da yolunu aydınlatmasıyla bu ağır vazifeyi yerine getirebilir. Ancak birçoğumuzun hayır diyemeyeceği bu renkli sözlerle, günümüz Müslümanlarının vakıaları karşılaştırıldığında, sonuç hayal kırıklığından öteye geçmez.

Tunus, Mısır derken bizim de en son hareketleneceğini tahmin ettiğimiz Suriye'de hararetin doruk noktasına ulaştığı günleri yaşıyoruz. Yaklaşık 7 yıldır "Şam-ı Şerif"te yaşamakta olan birisi olarak, şu anda burada yaşanmakta olan tuğyan hakkındaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmayı istedim. Mart ayında başlayan ve Esed yönetiminin aptalca yaptırımlarıyla körüklediği bu hareketlenme, kimilerine göre ABD'nin Ortadoğu politikaları paralelinde gelişen bir olay, kimilerine göre ise burada yaşayan insanlar için, zorba Esed yönetiminin baskı ve zulümlerinden kurtulmak için bir çıkış yolu arayışı…

Suriye Gençliğinin Engellenemeyen Cesareti

Protestolara katılanlarla tanıştığınızda, bu kimselerin, maruz kaldıkları adaletsizlikleri haykırmaktan başka maksatları olmayan, erdemli; bir o kadar da cesaretli 30 yaş altı gençler olduğunu görmektesiniz. Tabii haklı olarak, bu 30 yaş üstü nerede diye soranlarınız olabilir. Onlar yaklaşık 30 yıl geçmesine rağmen Hama katliamının etkisini üzerlerinden atabilmiş değil. Bu yüzden, gençlerin, direnişi Şam'ın merkezine taşımalarını bekliyorlar herhalde. Eğer direnişçiler Şam'ın merkezinde, Mısır'daki Tahrir meydanına benzer bir yere, birkaç günlüğüne yerleşebilirlerse, bu sayının anında milyonları bulması zor olmayacaktır. Mesela, Beşşar Esed'in evine de yakın olan, Mektebet'ul Esed'in önündeki meydan bu iş için biçilmiş kaftan…

Suriye gençliği, muhaberat; işkence hatta ölüm korkusu çemberini aşmış durumda… Ancak Esed yönetiminin tankları ve askeri gücü karşısında, en azından şimdilik yapabilecekleri pek fazla bir şey yok. Tek yapabildikleri Cuma namazı sonrası topluca yürümek ve sistem aleyhine sloganlar atmak…

İlk gösteriler başladığında, halkın, Beşşar Esed'i kötü babanın iyi çocuğu olarak görüyor olmasından kaynaklansa gerek, sloganlar ıslahat ve reform talepleri içermekteydi. Ancak katledilen insan sayısının giderek artması, bunun bir yanılsama olduğunun açık bir kanıtıydı. Devlet gelirinin yaklaşık yüzde doksanını elinde bulunduran bu kan emicilerin, iktidarı öyle kolayca teslim edeceklerini düşünmek, saflık olacaktır. Neyse ki, Suriyeliler geç de olsa bunun farkına vardı.

Tanıştığım gençlerin bir kısmı umutlarını, Ramazan ayının yaklaşmış olması hasebiyle teravih namazlarına çevirmiş durumda… Her Cuma tekrarlanan eylemlerin, teravih namazı vesilesiyle her gün yapılabileceğini düşünüyorlar. Bu olaylar şimdilik, Suriye gençliği ve zorba Suriye yönetimi arasında cereyan ediyor. Halkın geri kalanı ise hala seyirci konumunda… Zaten kimse onlardan bir şey beklemiyordu. Ancak onların içinde öyle bir grup var ki, en azından Müslümanlar onlardan çok şey beklerdi. Sizin de tahmin ettiğiniz gibi, Şam ulemasından bahsediyorum. Yıllarca bu âlimlere öğrencilik yapmış biri olarak itiraf etmeliyim ki, beni hiç şaşırtmadılar. Sayıları bir elin parmağını geçmeyen, Muâz el-Hatib ve İmaduddin Halil gibi değerli ilim ehlini istisna edecek olursak, Şam-ı Şerif'in âlimleri tam anlamıyla çuvallamış durumda… Büyük olasılıkla bazıları, içlerinden, "Ya rabbi ne günah işledik de bunlar başımıza geldi, ne güzel Esed rejiminin adalet timsali (!) yönetiminin çatısı altında, fitneden uzak, yaşayıp gidiyorduk." demiştir. Ya da Şam'ın şerifliği ve emin bir belde oluşundan bahseden onlarca rivayetle, yaşananlar arasındaki çelişkiyi çözmekle meşguldür. Ya da hutbe ve vaazlarında, halka, tevbe etmeyi ve fitne çıkaranlara kulak asmamalarını tembihliyordur. Tabii ki, yönetime yönelik nasihat içerikli hutbe ve konuşmalarıyla ön plana çıkan değerli âlim Usame Rıfaî gibileri de var Suriye'de. Böyle bir atmosferde ilim ehli için yapılması mazur görülemeyecek tek tavır dalkavukluk olsa gerek.

Bazı Âlimlerin İçler Acısı Hallerinden Manzaralar

Ben bu âlim denilen insanlardan yıllardır, -hiçbir tehdit unsuru yokken dahi- Esed yönetimini öven öyle sözler duydum ki, böylesi bir ortamda tavır değiştirmeleri benim için büyük bir sürpriz olurdu. Sizlerle, bu incilerden birkaçını paylaşmak isterim. Mesela onlardan birisi, kendisine Irak'a savaşmak için giden Suriyeli gençler hakkında soru sorulduğunda, onların boş ve aptalca bir iş yaptıklarını söylemişti. Gördüğü birtakım olumsuz sonuçlardan dolayı böyle bir kanıya varmış olsaydı, belki sözleri anlaşılabilirdi. Ancak gerekçesi, gençlerin emirden izin almadan gitmiş olmalarıydı. Öyle ya; cihada çıkmak için emirin izini gerekiyordu. Bu emirin kim olduğu sorusu kısa sürede cevap buldu: Beşşar Esed.

Bir diğeri Hama'da katledilen insanları ahmaklar olarak niteleyecekti. Nedeni ise yönetime karşı çıkarak, fitneye neden olmalarıydı ve hak ettikleri cezayı almışlardı. Kan emici Hafız ve Rıfat Esed'e gelince, onlar, İslam'a ve Kur'an'a gönülden bağlı birer adalet ve tevhid ehli idiler! Toplumu bu radikal İslamcıların eline düşmekten kurtarmışlardı.

Bir diğer meşhur âlim ise Türkiye ziyaretinde, otobüs terminalinde davullu zurnalı kutlama yapan insanları görünce, yanındaki Türkiyeliye, "Ne o, düğün mü var burada?" diye sormuş. O da "Gençler cihada gidiyor da onu kutluyorlar üstadım!" diye cevaplamış meşhur âlimi… Tabii ki bu kadar büyük bir "âlimin" hem de siyer dersinde, ağzından çıkan bu sözleri duyan ben, önce radikalliğin verdiği duyarlılıkla "Ne oluyor ya!" diyerek (tabi içimden) afallasam da sonra "Ne olacak canım Suriye'deyiz. Suriye neresi, Türkiye neresi? Birbirine oldukça uzak! (zihnen) iki ulus devlet, âlimimizi mazur görmek lazım! Nereden bilsin TSK'nın laik, Kemalist hatta İslam karşıtı kanunlarla yönetildiğini…" dedim içimden. Bana da Suriyelilerden kronik "hüsnü zan" hastalığı bulaşmış olmalı. Büyük âlimi kurtarmak için elimden geleni yapıyorum. Tıpkı Suriye halkının Beşşar Esed'i kurtarmak için ellerinden geleni yapması gibi… Ancak daha önce de bahsettiğim gibi, nasıl Suriye halkının Beşşar'a yönelik bu ölçüsüz hüsnü zanları, hayal kırıklığıyla sonuçlandıysa, benim de bu büyük âlime karşı beslediğim hüsnü zannın, hayal kırıklığına dönüşmesi fazla gecikmedi. Sınıftaki Suriyeli öğrencilere döndü ve şöyle dedi: "Bakın! Kahraman Türk gençliğini örnek alın, nasıl da sahip çıkıyorlar ordularına! Siz ne yapıyorsunuz? Askere gitmemek için bin bir türlü bahaneler!?" Hocamız, Türkiye'de askere gitmemek için vatandaşın ne çözümler ürettiğinden habersiz görünüyor. Neyse biz konumuza dönelim. Büyük âlimin bu sözlerinin, sınıf arkadaşlarımın yüzünde oluşturduğu ifade hâlâ zihnimde capcanlı duruyor. Garibanlar, Suriye'de askerlik yapan bir Müslümanın yaşadığı sıkıntılarla, bu kocaman âlimin sözleri arasındaki tutarsızlığın hikmetini aramaya koyuluyorlar.

Burada halk genel olarak âlim denilen zatların sözlerini umursuyor. Hatta bazıları gösterilere katılmama gerekçesi olarak, şeyhlerin hâlâ net bir tavır koymamış olmamalarını gösteriyor. Ancak bu durum, Suriye gençliği için geçerli değil gibi… Çünkü onlar, şeyhlerin fetvalarına ihtiyaç duymadan, ölümü dahi göze alarak sokaklara çıkabiliyor. İnsanın içinden, "Ya bu âlimler direnişe engel olacak bir şeyler yapmasın da o yeter!"  diyesi geliyor. Ülkedeki eski istikrarın çabucak geri gelmesini isteyen bazıları da sistemin, "Olayların arkasında ABD ve İsrail var!" palavrasına inanmış görünüyor. Sanki ülkede her şey yolunda gidiyordu da gençler durup dururken ailelerini ve hayatlarını tehlikeye atmışlar!

Bazı âlimler de, Esed rejiminden sonra gelecek yönetim hakkında endişelenmekle meşgul. Esed ailesi giderse kim yönetecekmiş ülkeyi… Dedem yönetecek diyesi geliyor insanın içinden. Siz değil miydiniz; bize ahkâm ayetlerini ve hadislerini ezberleten, İslam'dan daha yüce bir nizam olmadığını her fırsatta dile getirenler? Ne oldu şimdi? Gerçeklerle yüzleşip, yumurta kapıya dayanınca ülkeyi kimin yöneteceği kaygısına mı düştünüz? Neyse siz bekleyin şimdilik! Gençler yönetimi devirince, bir ara gelirsiniz. Hele bir netleşsin durum… Mısır'daki meslektaşlarınız bir hafta sonra gelebildi Tahrir Meydanı'na. Artık siz de duruma göre bir tavır alırsınız. Zaten yüzyıllardır konjonktüre göre tavır ala ala, işlediğiniz cürümlerin haddi hesabı yok. Bunlara bir yenisini daha ekleyin. Ancak yönetimin akıbeti hakkında bir süre zihin konforunuz bozulacak. Bu yüzden, gençler adına ben sizden özür diliyorum. Kusura bakmayın rahatınızı kaçırdı çocuklar.

Zaten gençlerin de sizin fetvalarınıza ihtiyaçları yok. Çoğunun sokağa çıkmak için haddinden fazla nedeni var. Kırk yıldır, birçok yakınını kaybetme ya da akıbetinden haber alamama, işsizlik, yoksulluk, her fırsatta Nusayri azınlık tarafından aşağılanma, kamu personelinin yüzde yetmişinden fazlasının Alevi olması nedeniyle bu kurumlarda görev alamama, evlilik yaşının otuz yaş üzeri olması ve hepsinden önemlisi kendini özgürce ifade edememe… Ama itiraf etmeliyim ki, Suriye gençliğinin bu kadar bilinçli, bir o kadar da cesaretli olacağını tahmin bile edemezdim. Yıllardır tanıyamadın mı diye soracak olursanız, burada insanlar arasına öyle bir güvensizlik aşılamışlar ki, arkadaşlarla daha yeni yeni konuşabiliyoruz yönetim hakkındaki düşünce ve beklentilerini…

Neyse uzun lafın kısası, buradaki gençler bu yönetimi devirmek hususunda oldukça kararlı görünüyor. Benim kaygım bu erdemli insanların politik oyunlarla kandırılıp, verilen onca bedelin boşa gittiğini görmek...

Ya Rabbi! Bu gençler zalim sultana karşı ayaklanarak, iradelerini ortaya koydu. Sen bu insanlara adalet ve merhametinle muamele et ve onları bu kan emici tağutların elinden kurtar!

HABERE YORUM KAT

8 Yorum