Saltanat veya İktidar Olma

21.09.2008 18:04

Fatma Gülbahar Mağat

“Bu ümmetin bireyleri arasında Rableri, Nebileri ve Kitapları konusunda herhangi bir ihtilaf yoktur. İhtilafların tümü, dinar ve dirhem yüzündedir.” (Ömer b. Abdülaziz)

Din, insanları saâdet-i ebediyyeye yanî sonsuz saâdete, huzura götürmek için Allâhu Teâlâ tarafından peygamberleri vâsıtasıyla gösterilen yol demektir.

Siyaset, Arapça kökenli bir kelimedir; at eğitimi, at talimi anlamına gelmektedir. Osmanlı'da devlet geleneği için siyaset sözcüğünün "ceza" ve özellikle "ölüm cezası" anlamında kullanıldığı görülmüştür.

Yunan siyasal yaşamında ise siyaset, polise veya devlete ait etkinlikler biçiminde tanımlanmıştır. Siyaset, belli bir toplumda çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir veya, toplum bütünlüğünü sağlama, kişisel çıkarlara karşı cemiyetin çıkarlarını koruma ve insanların ortak iyiliğini sağlama olarak tanımlanır.(Vikipedi-Özgür ansiklopedi)

Politika

-               Her şeyden önce bir yönetme sanatı veya bilimidir, yani siyaset bilimidir.

-               Hükümet/devlet icraatlarını etkileme, değiştirme veya yönlendirmek işidir.,

-               Devlet yönetimini veya kontrolü ele geçirme ve elde tutma bilgisi veya sanatıdır.

-               Bireyler ve gruplar arasında güç ve liderlikle ilgili olan rekabettir.

-               Birtakım maharet ve hünerlerle, çoğu kez dürüst veya ahlaki olmayan şekilde uygulamalarla karakterize edilen etkinliklerdir.

-               Bir toplumda yaşayan insanlar arasındaki ilişkiler karmaşasının bir toplamıdır.

-               Yaşanılan zaman veya gelecek için kararlar almak ve uygulamak için koşullar ve verilerin ışığında alternatifler arasından seçilen eylem veya eylemleri ortaya koymak, belirlenen yöntem veya biçimlerde uygulamaktır.

-               Özellikle bir devlet organının uygulanabilir icraat ve genel amaçlarını ana hatlarıyla açıklayan yüksek düzeyli planlardır.( Prof. Dr. Zeynel Cebeci)

Bir hedefe varmak için karşısındakinin duygularını okşamak, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanmak gibi yollarla işini yürütme.(Türkçe sözlük-Tomurcuk yay.)

Hilafet “Şeriatı Allah'tan tebliğ eden Peygamber'in yerine geçip dini korumak ve dünya işlerini de düzene sokmak” demektir; en yüksek başkanlık ve amme velayetidir; dini koruma ve dünya işlerini düzenleme makamıdır. Bu makama getirilene halife adı verilir. (Ibn Haldun)

Hilafet (imamet) müşavere /şura ile gerçekleşen, halifeliğe geçen kişinin hakkı olmadan, kanunsuz bir şekilde hiçbir şey almaması, harcamaması ve ancak hakka muvafık bir şekilde harcamaların yapıldığı bir sistemdir. (M. İslamoğlu)

Hilafet veya Halifelik, İslami siyâsî ve hukukî yönetim makamına ve yönetime verilen isimdir. (vikipedi)

Saltanat, devlet, hükümet, hâkimiyet, otorite; ihtişam, tantana, debdebe, bolluk, zenginlik; tek kişinin bölünmez hakimiyeti ve bu hakimiyetin babadan oğula geçişi ilkesine dayanan yönetim biçimini ifade eden siyaset bilimi terimi. Hükümdarlık, sultanlık, padişahlık, krallık ve monarşi gibi isimlerle de anılan saltanat, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar dönemleri boyunca İslâm tarihinde görülen başlıca yönetim biçimidir. (Ahmet Özalp)

Saltanat sahibi, halka zulmeder, devlet malını istediği gibi kullanır, başkalarına verir. Kimse de bir şey diyemez.(M. İslamoğlu)

Ümmet, Allahü teâlânın gönderdiği bir peygambere inananların hepsi. Bugün için ise, İslam toplumlarının tümünü kapsayan bir kavramdır.

***

Rasulullahın 23 senede, kutlu elleriyle ve pak ashabının ter ve kanlarıyla yoğurarak yükselttikleri İslam binası, daha ölümünün üzerinden ancak 30 yıl geçmişti ki, yıkılmaya, yerle bir edilmeye başlamıştı. İslamı ayakta tutan unsurların (Kur’an, sünnet, çekirdek kadro ve İslam cemaatinin parçalanması)  tahrif ve tasfiye edilmesi, Resulün bıraktığı İslam binasının yıkılmasına öncülük etmiştir.

Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in halifeliğinin ardından, hilafet makamına getirilen Hz. Osman zamanında başlayan çöküş, kısa sürede hilafet makamını, saltanat makamına devretmek zorunda kalmıştır. Hz. Osman’ın mizaç (yumuşak huyluluk, aşırı akrabaya düşkünlük vs) ve zaaflarının (ehil olmadığı halde akrabalarını yönetime getirmesi, beytü’l-malın /devlet hazinesi taksiminde aşırı cömert davranması, peygamberin Medine’den sürdüğü şahısların geri dönüşüne müsaade etmekle kalmayıp, önemli konumlara getirmesi vs) bu sürecin başlangıcı olduğunda, tüm alim ve söz sahibi makamların hem fikir olduğunu söylemektedir M. İslamoğlu.

Kur’an ayetlerinin, zorba sultanların satın aldıkları âlimlerce, saltanatlarına gölge düşürmeyecek şekilde tevil edilmesi, sünnet ve hadislere yenilerinin eklenmesi, kendi sünnetlerini halka benimsetme çabaları, peygamberin yanından ayırmadığı güzide sahabelerini katlederek veya susturarak meydanın kendilerine kalmasını sağlamaları ve bu üç unsurun gücünü yitirmesiyle sınıflaşmaya, guruplaşmaya ve hizipleşmeye başlayan Müslümanların parçalanması, günümüz Müslümanlarının nasıl bu hale geldiklerini gözler önüne sermektedir.

İslam prensip ve anlayışının değişmesi, iktidar olma, güç kazanma ve zenginleşme hırsının şekil ve isim değiştirerek günümüze kadar gelmesi, insanlığa ve Müslümanlara yapılan zulmün, fert veya zümreler eliyle gerçekleştirilmeye devam etmesi, İslam ümmeti arasında parçalanmaya, İslam anlayışının bozulmasına ve adalet kavramının içinin boşaltılmasına neden olmuştur.

Dün sultanlar, tiranlar, padişahlar eliyle yapılan zulüm ve yanlış yönetme, bugün siyasiler, partiler, meclisler, demokrasi ve laiklik isimleri altında, özü değişmeden devam ettirilmektedir. Adil yönetim, hak, hukuk kavramları, kişilere, zümrelere ve zihniyetlere göre şekillendirilmektedir.

Oysaki adalet kavramı, adil olma eylemini hakkıyla yapmaktır ve tüm dinlerde, tüm dillerde ve tüm toplumlarda, beyinlerde aynı etkiyi bırakmaktadır. Adil olmak, haksız kazancı reddetmek, taraf tutmamak, her daim hakkı söylemek, temiz ve pak olmak, hırsızlıktan, yolsuzluktan, cinayetlerden, fitnelerden ve riyakârlıktan uzak durmayı gerekli kılar.

Adalet sadece bir dinin değil, tüm dinlerin mensuplarını bağlayan, terk edilemez bir silahtır. Ancak, girişte yazdığımız söz, (Bu ümmetin bireyleri arasında Rableri, Nebileri ve Kitapları konusunda herhangi bir ihtilaf yoktur. İhtilafların tümü, dinar ve dirhem yüzündedir), bugün dünyanın tüm ülkelerinin ve insanlarının muhatabı olduğu bir gerçekliktir.

Başta ABD ve İsrail olmak üzere, mazlum halkların başlarına bela olanlar, her gün kan ve gözyaşlarını boş yere akıtmamaktadır. İnsan olanın insanlığından utandığı, bir kalp taşıyan hiç kimsenin yüreklerinin dayanmadığı cinayet ve soykırımların işlenmesi, zalim iktidarların sultalıklarını devam ettirmelerini sağlamak kaygılarından başka bir şey değildir. Bir yanda milyonlar açlıktan kırılırken, diğer yanda malum kesimlerin keselerini doldurmak için kavga etmeleri, hep aynı gayedendir. Dün Nemrut’un, Firavun’un,Yezit’in, Haccac’ın, Velid b. Abdülmelik’in yaptıklarını, bugünse, modern çağ denilen bir zamanda, hak ve özgürlük kavramlarının bayraklaştırıldığı bir dönemde, üstelik de Müslüman olduklarını söyleyen ülkelerin gözünün içine baka baka, gelişmiş, özgürlüklerin, hukuksal düzenin, insan hakları savunucusu ve kurucusu olduklarını söyleyenlerin yaptığı acı bir gerçektir.

Ülkeler ve toplumlar bazında yapılacak ve sergilenecek duruşlar farklılıklar arz etse de, hiçbir Müslüman, olanlara karşı lakayt kalmamalıdır. Herkesimde ve zamanda Halife Osman’ın karşısına dikilen Ebuzerler, firavuna kafa tutan Asiyeler, Allah’ın dini ve Müslümanların bekası için kıyam etme yürekliliğini gösterebilen Hüseyinler, Zeyd b. Aliler, zalime haddini bildirecek Zeynepler, Allah için canından/ cananından vazgeçecek İbrahimler ve Esmalar olmalıdır. İslam’ın bekası ve imanın gereği olarak bu şarttır.

***

Halkı yönetmeye talip olanlar, onların haklarını korumak ve gözetmekle sorumludurlar. Gerektiğinde uykusuz kalmayı, yorulmayı, malından mülkünden fedakârlık etmeyi göze almalıdırlar. Hele de Müslüman kimliği taşıyor, toplum ve muhatapları nezdinde böyle tanınıyor ve lanse ediliyorlarsa, buna özellikle itina göstermelidirler. İnsanlığın zaaflarından olan pek çok şeyi bünyelerinde barındırıyor olsalar da (yakınlara düşkünlük, mal biriktirme hırsı, iktidarda kalma sevdası vs) yolsuzluk, hırsızlık, adaletsizlik gibi dehşet verici eylemlerden sakınmak zorundadırlar.

Talip olunan şeyin hakkını vermek, kendisine ve talip olduğu şeye zulmetmemek gereklidir. Tercih edilen şeye sahip çıkılmalı, sadece kendisi adına değil, aynı şeyi tercih edenleri zorda ve darda bırakacak hatalar yapılmamalıdır. Yaptığı bir hatadan dolayı tüm Müslümanları, İslamı ve onların temsilcilerini zan altına sokmamalı ve üzerlerine çamur atılmasına izin vermemelidir.

Bu söylemleri, her türlü İslami tavır için almalıyız. Biz öyle olmadığını söylesek de, İslam düşmanları tüm İslam’a mal etmekten ve hemen saldırmaya geçmekten zevk almaktadır. Bunun en sıcak örneği Deniz feneri olayıdır. İlgili şahıslar iftira, alakamız yok deseler de, başta CHP ve Doğan gurubu olmak üzere, yoğun bir saldırı bombardımanı başlamış ve hedeflerine kitlenmiş vaziyettedirler.

Alakamız yok diyen şahsiyetler iftira veryansınları ederken, CHP’den Kemal Kılıçdaroğlu, Almanya’dan getirdiği/getirttiği koltuk altına doldurduğu belgelerle, Tv kanallarında ‘suç sabittir’ açıklamalarına başlamıştır bile.

Milletin dini duyguları sömürülerek haksızlık yapmak, hele de bunu yolsuzluk gibi hırsızlık olayıyla perçinlemek, ülkede Müslümanların tamamını töhmet altına sokacak duruma getirmiştir. Paranın sıcak yüzü, kalplerde imana galip gelmektedir çoğu zaman. Eğer ki böyle bir şey varsa, yuh olsun bunu yapanlara. Çünkü bu açgözlülüklerinden dolayı, pek çok kurum ve dernek, zan altında bırakılmış ve insanların, soğuk bakışları altında ’acabalı’ sorular oluşturulmuştur.

İslami eğitim ve terbiyemiz, suçlu kim olursa olsun söylemeyi, hakka çağrıyı zorunlu kılmaktadır. Bizden veya onlardan zaafına düşerek, susulmamalıdır. Suskunluğun acıları, tarihte yeterince göstermiştir kendisini. Bu mübarek ve güzel ayda, inşallah yaşananlar, daha öncekiler gibi (faili meçhul cinayetler, Fadime Şahin, Kalkancı olayı) kurgu ve düzendir temennisinde bulunma ihtiyacını hissetmekteyim.

Rabbim arı ve saf duygular kirletilmeden, iman eden ve Salih ameller işleyenlerden eylesin.

Selam ve dua ile.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim