Saldırılara cevap

13.04.2011 12:47

Ali Bulaç

Geçen hafta kaleme aldığım ve “Başörtülü aday yoksa oy yok” kampanyasıyla ilgili yazdığım iki yazı büyük tartışmalara yol açtı. Bekliyordum, bundan sonra bu konuyu daha çok tartışacağız. Çünkü bundan sonraki aşama İslami çevrelerin kendileriyle yüzleşmeleri aşaması olacaktır.

Bana öylesine sınırları aşan eleştiriler yapıldı ki -Hitler çizgisinde faşist gibi- bunları burada tekrar etmeyeceğim. Ancak bazı tavzihlerde bulunmak lüzumunu hissediyorum. Birkaç maddede toplayacağım:

1) Konuyla ilgili iki yazımda, ne kadınların ne başörtülü hanımların siyasete katılmamaları gerektiği yönünde herhangi bir ifade kullandım. Sadece gerekli hukuki düzenlemeler yapılmadığı için, seçime gittiğimiz bu günlerde bu teşebbüsün AK Parti’yi ikinci bir kapatmaya götüreceğini söyledim. Bunun bir ucunda da “iyi saatte olsunlar” olduğunu açıkça ifade ettim, ancak kampanyaya katılanların yüzde 99’unun iyi niyetli ve temiz insanlar olduğunu da özellikle belirttim.

Nitekim tartışma sürerken, bu kampanyanın hangi çevreler ve malum yazarlar tarafından hararetle savunulduğu ortaya çıkınca, bazılarında şafak attı. Bu yetmiyormuş gibi, nasıl aynı “iyi saatte olsunlar” geçtiğimiz Ramazan ayında Eyüp'teki iftarda Saadet Partisi’nden ayrılan Numan Kurtulmuş ve eşine olmadık saldırıları düzenledilerse,  8 Nisan 2011 günü Zeytinburnu Belediyesi’nin düzenlediği toplantıda bana karşı da “yumurtalı saldırı” düzenlediler, bana gelen uyarılar üzerine toplantıya katılmaktan vazgeçip bir skandalın önüne geçtim. Tabii ki, bu tertip ile “Buluşan Kadınlar Platformu” üyelerinin hiçbir ilgisi yoktu, ama kampanyanın gerisinde “iyi saatte olsunlar”ın varlığını açıkça ele vermektedir. Belki önümüzdeki günlerde bu kampanyanın zamanlaması konusunda daha somut bilgiler ortaya çıkar, beni yerden yere vuranlar mahcup olur. Benim dediğim, seçimlerden sonra paket halinde yeni bir anayasa hazırlansın, başörtülüler de gönüllerince siyasete girsinler. Bunun neresi yanlış, vicdan sahiplerine bırakıyorum.

2) Başörtüsüyle ilgili 400 sahifelik yazılar yazmış bulunmaktayım. İnşallah yakında bu konuyla ilgili kitabımı yayınlayacağım. Başörtüsü dini bir vecibedir, farzdır. Onu savunmak da her mü’min erkek ve kadın üzerinde de farzdır.

3) Bazılarının başörtüsü davasını istismar edebileceği, bir statü ve kazanç aracı yolunda kullanacağını yazdım, bu fikrin arkasındayım. Elbette bunlar istisnadır. İstisnalar zaten kolayca teşhis edilebilmektedirler, cemaat bunları yakından bilmektedir.

4) Bazı hanım yazarlar –mesela adilmedya.com’daki hanımefendi gibi-, konunun tabii çerçevesini aşıp -anlaşılan bana karşı duydukları derin gayz ve husumetle- tabir caizse “belden aşağı” vurma yolunu seçiyorlar. Ben bunu kendilerine yakıştıramadım, bunları Allah’a ve mü’minlerin vicdanına havale ediyorum. Sadece şunu diyeceğim: Herkes kendine yakışanı yapar, “üslub-u beyan aynıyla insan” demişler. Ben 60 yaşında bir insanım, hayatım İslami ve İslam içinde mücadeleyle geçti, bu üslup sahiplerine hakkımı helal etmiyorum. Niyetim de polemiğe girmek değil. Bu üslup sahipleriyle uğraşmak Allah’ın bana bir emanet olarak verdiği ömrümün bir bölümünü israf ve heder etmektir. Bundan Allah’a sığınırım.

5) Okuyucuların zihninde oluşması muhtemel iki noktayı tavzih etmek isterim:

a) İlki, benim Helsinki Yurttaşlar Derneği (HYD)’nin kurucusu olmamla ilgili. Bu doğrudur. 1990’larda farklı toplumsal ve siyasal gruplar arasında diyalog ve hak ihlallerine karşı işbirliği çerçevesinde Murat Belge bana bu derneğin kurucuları arasında yer almamı teklif etti, kabul ettim. Şer’i delilim, Efendimiz (s.a.)’in Bi’setten önce katıldığı Hilfu’l-fudul ve Medine’ye hicrette sonra akdettiği Medine Vesikası’dır. Hala bu evsafta kimseler ve teşebbüsler olursa seve seve katılırım. HYD’nin bir sene faaliyetlerine katıldım. Bir toplantıda, başlayan ve giderek artan gerilim ve çatışmanın azalması için, sol gelenekten gelen aydın ve yazarların bazı “din adamları”nı, mesela Ali Rıza Demircan  ve Emrullah Hatipoğlu gibi hocaları ziyaret etmelerini teklif ettim. Şiddetle tepki gösterdiler. Ben de o günden sonra bir daha o derneğe adımımı atmadım. HYD ile ilişkim bundan ibarettir.
 
b) Soros’la ilgimin kurulmasına gelince. Bugün Ergenekon davasından yargılanan şahısların sitesinde benim Soros Vakfı’yla ilişkim, Zaman Gazetesi’nde çalışmam dolayısıyla kurulmuştu. Gülünç iddia “Zaman Gazetesi’nin Soros’la ilişkisi var, Ali Bulaç da Zaman yazarı, o halde onun da ilişkisi var” mantığına dayanmaktadır. Eğer bu hanımefendiler, dikkatli bir araştırma yapıp söz konusu şemayı incelerlerse, bunun böyle olduğunu görecektir. Hayatım boyunca ne içeriden ne dışarıdan hiçbir yardım kuruluşuyla ilişkim olmadı, bu gibi ilişkilere, AB veya başka vakıf ve kuruluşlardan yardım almaya karşı olmuş bir insanım. Hucurat suresinde “Fasıkların getirdiği haberin tahkik edilmesi” emredilir. Tahkik etmeden bunları dillerine dolayanlar akibetlerini düşünsünler.

7) Kadın, ev, aile ve feminizm konusu hayli önemlidir, gelecekte de daha çok önem kazanacaktır. Çünkü bu BOP’un ana ayaklarından birini teşkil eder. Nitekim birkaç ay önce Kırgızistan dönüşünde uçakta Sn. Başbakan Erdoğan “BOB çerçevesinde Türkiye, İtalya ve Yemen’e görev verildiğini, eşbaşkan olarak Türkiye’ye verilen görevin ‘kadın konusu ve kadının durumunun iyileştirilmesi olduğunu, bunu da başarıyla yürüttüklerini” söyledi. Benim eleştirimin hareket noktası şudur: Kadının durumu iyileştirilmeli, sorunları çözülmeli. Ama bunu yaparken Aydınlanma’nın ve feminizmin kavramları, temel yaklaşımları, dünya görüşüyle değil, İslami bir zeminde ve İslam’ın zengin düşünce, bilgi ve irfan mirasından hareketle yapılmalıdır. İslam dünyası kadın üzerinden büyük bir operasyona tabi tutuluyor; daha geniş bir perspektiften kadın ev ile piyasa –küresel kapitalizm- arasında sıkıştırılmış bulunuyor. Bu yalnızca kadının değil, erkeklerin, kısaca Müslümanların ve İslam dünyasının dini bekası, bağımsızlığı ve varoluşuyla ilgili hayati bir sorundur.

8) Mü’minler birbirini eleştirebilmeli. İyi bir eleştiri irşad yerine geçen, aynı zamanda hak ve görevdir. Ancak eleştiri doğru bilgi, hak ve hukuka riayet, edeb ve adab ile şık bir üslupla yapılması mecburiyeti vardır. Hele hanımefendilerden bunu daha çok bekleriz, çünkü hanımlar bir parça tabiatında sertlik ve kabalık olan erkekte nezaket, incelik, şefkat, merhamet gibi duyguların uyanmasına vesile olurlar. Bizim analitik düşünen, haklarını kararlılıkla arayan ama İslam dairesinde kalan hanım yazarlara ihtiyacımız var. Ben feminist dalganın “bir kısım okumuş-yazmış hanımlar”ımızı derin bir biçimde etkisi altına aldığını; düşünce dünyaları ve hayat tarzları İslam’la uzaktan yakından ilgisiz kimselerin ‘bazıları’nı doktrine ederek içlerine şüphe, vesvese ve kötücül tohumlar ektiğini düşünüyor, Müslümanları uyarmaya çalışıyorum. Bun yapmaya devam edeceğim. Erkek veya kadın hakları derdine düşmeden, bütün sorumlu Müslüman yazarları da bu konu üzerinde düşünmeye, tartışmaya davet ediyorum. Geç kalabiliriz, bir bakmışız ailelerimiz dağılmış, evimiz nihilizm ve çatışmanın hükmünü icra ettiği kentin periferisine itilmiştir.

DÜNYA BÜLTENİ

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim